Paris..

09 Şubat 2018 11:05

1910 yılı Eylül Ayında Paris’te, Picardie Askeri Manevraları düzenlenmişti.



O sıralarda Sofya’da Askeri Ateşe olarak görevli bulunan Mustafa Kemal, Paris’teki bu manevraları izlemesi için Osmanlı Hükümeti tarafından görevlendirilmiştir. Paris Askeri Ateşesi Ali Fethi Bey ile birlikte manevraları izleyen Mustafa Kemal, ilk defa uçakların savaş meydanlarında kullanabilecek yeni bir silah olduğunu burada görüyor. 1.Dünya Savaşı öncesi sergilenen bu güç gösterileri ve Paris’in genel durumunu, Osmanlı ve İstanbul ile karşılaştıran Mustafa Kemal, Anadolu’da yakın gelecekte başlatacağı Milli Mücadele için gerekli motivasyonu sağlamıştır.

Yakın tarihimiz için çok bilinmeyen diğer bir konu’da, 1.Dünya Savaşında, Fransa’da şehit olan Müslümanların anısına 1922 yılında Paris’te yapılmasına karar verilen Paris Camiine, Mustafa Kemal Atatürk’ün maddi yardım yapmış olmasıdır.

1960’lı yılları hatırlayalım. Türkiye,1950’li yılları, çok partili rejimin, Menderes-Bayar’lı DP’nin, Amerikancı politikaları sonunda 27 Mayıs Devrimi ile noktalamış ve İsmet İnönü ve Süleyman Demirel Hükümetlerinin gündemi belirlediği, içeride Kıbrıs, dışarıda Viet-Nam’a odaklanmış bir dönem yaşadık. Tabii ki SSCB’nin varlığı ve izlenen kömünizm karşıtı politikalar ile 2.ci Dünya Savaşının izlerini silmeye çalışan, toparlanan ama SSCB’nin etkisi ile ikiye bölünmüş bir Avrupa.

60’lı yıllarda Türkiye’de organize sanayi bölgeleri kurulmaya başlandı. AP hükümetleri döneminde ilk kurulan OSB’lerden birisi de Sanayi Bakanı Mehmet  Turgut’un çabaları ile Bursa’da oldu. Bu dönemde Eskişehir’de üretilen ilkTürk otomobili, Devrim’in gizemi tam çözülmedi ama ardından Ford Otosan, İngiltere’den getirdiği Ford Cortina motoru ile fiberglass gövdeli Anadol’u seri üretmeye başladı. Yerli büyük sanayicilerimiz o dönemde atılım yapmak için Avrupalı diğer otomobil üreticileri ile yoğun temaslar içinde idiler. Ancak tüm çabalara rağmen, o dönem ilişkilerimiz çok iyi olan Almanya’dan herhangi bir markayı, Türkiye’de araç üretmek için ikna edemediler. Türkiye’ye o dönem güvenen ve yatırım için ilk gelenler Fransa’dan Renault ve İtalya’dan Fiat oldu. 70’li yılların başında artık yollarımızda Türkiye’de üretilen Renaut 12 ve Murat 124 araçlarını görmeye başladık. 

Fransa, geçmişte izlediği sömürgeci politikalar sonucu, Cezayir’li, Faslı, Senegalli, Afrikalı milyonlarca müslümanı, kendi sınırları içinde vatandaş olarak kabul etmek zorunda kalmıştır. Bugün %6-7 oranı ile Müslümanlar, ülkede 2.ci büyük din durumunda.

1789 devrimi ile tüm Dünya’da, imparatorlukların yıkılması, demokrasi, halkın yönetime katılması, Cumhuriyetlerin kurulması süreci başlamıştır. Yüzyıllar önce İtalya’da başlayan rönesans’tan sonra, Fransa’da başlayan demokrasi ve özgürlük rüzgarları ile insanların birey olması ve günümüzün çağdaş ortamının doğmasının ilk ışıkları olmuştur. İşte bu demokrasi ve özgürlük mücadelelerinin tüm işaretlerini Paris’te görebilecektik.

Fransa,gerek soğuk savaş döneminde kömünist bloğu ülkeler ile gerek ise gelişmekte olan ve 3.cü Dünya ülkeleri ile ilişkilerini sürdürebilen bir ülke. Bunun analizini yapmak ayrı bir konu. İran’da 1979’daki yapılan İslam Devrimi öncesi Humeyni’de uzun yıllar Paris’te yaşadı.

ABD’li Boeing’e karşı AB ülkelerinin ortak ürettiği Airbus uçakları montajı bu ülkede yapılıyor. Avrupa’da 3.cü büyük ekonomik olan Fransa’ya şu dönem, bir adım daha yakın bir durumdayız ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçenlerde Paris’te idi.

Günümüz Paris’i merkezinde 20 bölge’ye ayrılmış 2,5 milyon ve yakın çevresi ile 12 milyon nüfusa sahip. Kent merkezinde, yeraltında birbirleri ile kesişen ve istediğiniz yere kolayca ulaşmanızı sağlayan 14 metro hattı, banliyö tren hatları ile donatılmış ancak merkezde olmasa da yakın çevre bazı bölgelerde tramvay hatları da inşa etmeye başlamışlar.

Metro ile günlük ulaşımı sağlarken birçok istasyon isimlerinin bizlerin de bildiği Fransız edebiyatçı yazarlar ya da sanatçılar olduğunu gördüm. Bizim metro istasyonlarımızda da bir Hüseyin Rahmi Gürpınar, Reşat Nuri Gültekin, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Nazım Hikmet olsa diye hayıflanıyorsunuz.

Paris’in şu anki Belediye Başkanı, bir Kadın. Sosyalist Parti üyesi olan Anna Hidalgo, 2014’ten beri Paris’in Belediye Başkanı. Her yıl, Paris’e yeni parklar, yeşil alanlar eklemeye çabalıyor. Paris’in merkezine bir süre sonra sadece elektrikli araçlar ile girmek mümkün olacak. Şehrin içindeki yeşil alanları, Montmartre tepesinden de görebiliyorsunuz. Bizim İBB’nin yaptığı gibi, yeşil alanlara inşaat yaparak, yandaşların zengin edildiği duvar yeşil peysajlarını Paris’te görmedim.

Charles de Gaulle meydanı ortasında yer alan Zafer Takı, Napolyon Bonapart tarafından yaptırılmıştır.1836’da açılan anıtın altındaki meçhul asker mezarı üzerinde 1923 yılından beri sönmeyen bir ateş yanmaktadır. Zafer Takı önünden başlayan Şanzelize Caddesi, diğer tarafta Fransız çingelerinin yaptırıp işlettiği çok büyük bir dönme dolabın yer aldığı Concorde meydanına kadar uzanmaktadır. Paris’in en büyük ve geniş caddesi Şanzelize’de kaldırımlar kırık dökük ama ağaçlar içinde yürüyorsunuz.

1889 yılında Gustave Eiffel tarafından yapılan ve onun adı ile anılan Eiffel Kulesi, bir mühendislik şaheseri. Sürekli bakım ve yenileme ile ayakta tutuluyor ve tüm dünyanın ilgisini çekmeye devam ediyor. Sadece Eiffel’I görmek için her yıl milyonlarca turist Paris’e geliyor. Kuleye çıkıp etrafında dolanan Seine nehrini, tüm Paris’i seyretmek keyif verici. Trocadero Meydanından, Askeri okula kadar uzanan çok büyük bir yeşil alanın içinde bulunan Eiffel Kulesi, bu büyük yeşil alan ile görkemini ortaya koyuyor.

Bir Paris’teki Eiffel’e ve etrafındaki ferahlığa bakıyorsunuz, birde paragöz Arapların, islamın en kutsal mekanı olan Kabe’yi adeta boğan çevresindeki uçube yüksek yapıları. Bunu yapanlar müslüman, Fransa’dakiler ise sözüm ona kafir!

Dünyanın en çok ziyaret edilen müzelerinden olan, Louvre müzesine giriş 15€. Dünyanın en ünlü tablosu, Leonarda Da Vinci’nin Mona Lisa burada. Louvre müzesinde en geniş ve ilgi gören bölümler rönesans dönemi eserlerin sergilendiği, İtalyan Sanatcıların bölümü. Adamakıllı gezeceğim derseniz Louvre için 2 gün ayırmanız gerekiyor.

Louvre Müzesinin sembolu sayılabilecek, Gökçeadanın batısındaki, Samothrace adasından getirilmiş olan mermerden yapılmış tekne üzerindeki başsız kanatlı insan heykeli. Bunun gibi binlerce eser, üretildiği, doğduğu topraklardan alınmış ve Louvre Müzesinde sergileniyor. Geçmişteki bölge insanlarının ve yönetimlerinin zaafı diyebiliriz kısaca.

Paris’i gezerken, geçmişten bugüne olan ilişkileri de ortaya koydum. Paris, bugün Katarlıların yatırım yaptığı, Çinlilerin lüks alışverişler yaptığı, modanın, kozmetiğin merkezi konumunda. Her kültürü barındıran, her mevsimi güzel bir şehir. Demografik yapısı ile belki de Avrupa’nın BM’si..

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle