Kanal İstanbul Hakkında Düşünenlerin Düşünceleri

08 Ekim 2018 05:31

Bir süredir Kanal İstanbul hakkında derlediğim bilgileri ve konu hakkındaki kendi değerlendirmelerimi sunmaya çalışıyorum. Kaldığımız yerden devam edelim.



Kanal İstanbul Projesi gündeme geldikten sonra, basından yer alan bazı yorum ve değerlendirmeler şöyledir:

İstanbul Şehir Plâncıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman,

"Bu bir çılgın proje mi, evet çılgın proje ve dünyayı ilgilendiriyor. Lozan'ı yeniden yazmak gerekiyor."

Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp,

"Olumlu bulup destekliyorum. Ancak bazı çekincelerim var. İnsanların tepkisi özellikle bölgede yaşayanların reaksiyonları ölçülecek. Böyle bir doğaya bu kadar ciddi bir müdahale yapılacaksa çok derinlemesine çalışmak gerekir. Ben İstanbul'un daha fazla büyütülmesini tehlikeli buluyorum. Bu proje yeni inşaat alanları açmasın diyorum. Çok ciddi bir girişim. Doğa sonra çok ciddi tepkiler verebiliyor. İstanbul' un daha çok büyümesi çok tehlikeli… Kuzeyde görülen son akciğerler de yok olacak. Mevcudu korumak gerekir. Bu gibi projeler İstanbul'un büyümesini tetiklememeli. Başbakan'da seçim heyecanı da var tabii. Bu süreç doğru işlenmezse İstanbul 30 milyona dayanır ve İstanbul kâbus şehir olur. Yaşanmaz, yer bulunamaz, güvenliği sağlanamaz bir şehre dönüşürüz."

İstanbul Serbest Mimarlar Derneği Başkanı Oğuz Öztuzcu,

"Bu kanalın şehre getireceği etkiler önemli unsur. Soru işareti Karadeniz’den giriş olacak, İstanbul’un ormanlarının ve su havzalarının bulunduğu bölge... Bunun mutlaka etkisi olacaktır. Bu kontrol altına alınacak mı? Bu meçhul. Elimizde plân yok. Nereden geçtiği, ne olduğu hakkında elimizde bilgi yok. Projenin çıkış noktası mantıklı ama soru işaretleri var."

İstanbul Umum Emlak Komisyoncuları Odası 2’nci Başkanı Nizamettin Aşa ,

“Bu çok büyük bir emlâk hareketine neden olacak.  Spekülatif hareketler hemen başlayacaktır. Bunun önlenmesi gerek. Bunun bir de çevresel yönü var. Batıdan da doğudan da geçecek olsa simülasyondaki alan ormanlık araziyi işaret ediyor. O bölgede mutlaka ağaçlıklı yapı söz konusu... Bunun korunması çok önemli. İşgal ve gecekondulaşmanın o bölgedeki çok önemli. Bunu bilen plânlayan kim varsa üzerine baskı oluşacaktır. Bunun bir de çevresel yönü var. Batıdan da geçecek olsa, doğudan da geçecek olsa, videoda gördüğümüz gibi ormanları gösteriyor. O bölgede mutlaka bir ağaçlık yapı söz konusu. Bunun korunması çok önemli. Bu bölgedeki işgal ve gecekondulaşmanın önlenmesi çok önemli… Vatandaşlar dikkatli olsa da oraya bir akın başlayacak."

MÜSİAD Genel Başkan Yardımcısı mimar Murat Kalsın,

"Çılgın projenin kesin olarak nerede yapılacağı konusunda elimizde kesin veri yok ama çok da fazla alternatif yok. Daha önce gündeme gelen Haliç olmayacak. Haliç'in uzatılması söz konusu değil. Burada amaç Boğaz'ı korumaksa zaten Haliç doğru yer değil. Büyükçekmece ve Terkos Gölleri birleştirilip Karadeniz'e açılabilir. Bu durumda şehrin yoğunlaşması batıya kaymış olacak. Ayrıca şehrin ikiye bölünmesi de söz konusu. Ama göç artabilir bu bölgeye. Bir de Marmara'da ciddi bir fay hattı var. Bu fay hattı, depremde tsunami olduğunda 150 metre genişliğindeki bir kanalda ciddi riskler ortaya çıkarabilir. O nedenle 2 yıllık etüt süresinde çok iyi çalışmalar yapılmalı ve siyaseti düşünmeden herkes bu projeye katkı vermeli."

İstanbul Mimarlar Odası Sekreter Üyesi Sami Yılmaztürk,

“Türkiye'nin kaynakları gerçekçi olmayan bir projeye harcanacak. Bu proje ile ilgili bütün uzmanlardan görüş alındığını sanmıyorum. O bölgede ormanlar ve su havzaları yok edilecek. Bölgenin milyonlarca yılda oluşmuş yapısını bozacaksınız. Kaldı ki İstanbul'un böyle bir projeye ihtiyacı var mı? Gerçekten sorgulamak gerek. Açıklandığı haliyle 150 metre genişliğinde bir kanaldan iki büyük geminin yan yana geçmesi imkânsız. Bu konuda denizcilerden de bilgi alınmış olsaydı bu gerçeklere göre bu projenin yapılamayacağı anlaşılırdı. Bu kanalın hafriyatından çıkacak olan topraklar ile taş ocaklarının doldurulacağı söyleniyor. 25 metrelik derinliğinde 150 metre genişliğindeki 45 km'lik bir kanaldan çıkan toprakla doldurulacak çukur İstanbul'da yok. Metro kazılarından bile çıkan hafriyatı nereye atacaklarını şaşırdılar. Proje ile ilgili söylenecek en önemli şey, bu haliyle doğaya ve canlılara zarar verecek bir proje olduğu ve uzmanlara danışılsaydı sağlıksız bir proje olduğu ortaya çıkardı. İstanbul'da iki tane şehir daha ilâve edecekmiş. Bunu diyen kişi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken 'İstanbul'a girişler vizeye bağlansın' diyen adamdır. Bu şehirlere nüfusu nereden bulacaksın? Türkiye'nin doğusundan. Sen Türkiye'nin doğusunu boşaltıyorsun. Sana bu politikaları kim tavsiye ediyor? Bunu sen kendin mi düşünüyorsun yoksa uluslararası birtakım temasların sayesinde sana bunlar telkin mi ediliyor? Türkiye'nin Amerika ile ilişkilerinden bir hayır çıkacağını tahmin etmiyorum.”

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Caşın,

"Bence mükemmel bir proje... Her şey düşüncelerde başlar. Almanlar Baltık'a çıkamıyordu Danimarka boğazını yaptı. Süveyş'i yapan da Türk zekâsı... Başka bir şey Fatih, Kasımpaşa'ya girdi Bizans'ı aldık. Bu daha önemli bir proje neden? Rusya'yı ve Karadeniz'e sahili olanları da rahatlatacak. Bir başka şey Türkiye'nin savunmasının bel kemiği Boğazlar. Burası bir dünya ulaştırma merkezi olacak. Yeni bir iş sahası doğacak. İstanbul sanayileşmenin de bel kemiği oldu ama artık taşıyamıyor. İzmit Körfezi de doldu. En ideal yer burası. Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne göre bir zararımız yok. Burada hukuken bir ada doğdu. Türk adası oluyor. Uluslararası hukuk açısından kontrol tamamen biz de olacak. Savunmamızı da güçlendirecektir." ( 27 Nisan 2011; http://t24.com.tr/haber/uzmanlar-kanal-istanbul-hakkinda-ne-dedi,141590 )

Greenpeace Çevreci Örgütü Akdeniz Genel Direktörü Uygar Özemsi,

“Proje, İstanbul’ un su kaynaklarını bitirecek, deniz kimyasını bozarak canlıların yok olmasına yol açacak, tarım ve orman arazilerini olumsuz etkileyecektir. ,

Mimarlar Odası'nın İstanbul Şubesi'nden Mücella Yapıcı,

“Proje, İstanbul'un doğal yaşam kaynaklarını tehlikeye atacak ve İstanbul Boğazı'ndaki petrol tankerlerinin yarattığı tehlike Kanal İstanbul'da da mevcut olacaktır.”

Karadeniz Teknik Üniversitesi Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Dekanı Kadir Seyhan,

“İstanbul Boğazı'ndaki gemi trafiği balık göçlerini olumsuz etkilemektedir. Kanal İstanbul balık göçlerini kolaylaştıracaktır.”

Haliç'in temizlenmesinde görev almış Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Cemal Saydam,

“Kanal İstanbul projesi Marmara Denizi'nde ekolojik felâkete neden olacaktır.” ( (Milliyet, 15 Ocak 2018; http://www.milliyet.com.tr/kanal-istanbul-nedir-guzegahi-gundem-2591192/)

Ethem Gönenç,

“Avrupa’nın yarısının tüm atık sularının deşarj edildiği Tuna Nehri, çok uzun yıllardır Karadeniz’e her türlü kirletici maddeyi boşaltmakta ve bunlar Karadeniz’den aşağı taşınıp, Boğazdan Marmara Denizi’ne ulaşmaktadır. … Model çalışmalarımıza göre, gerekli önlemler alınmazsa Marmara Denizi’ni bugünkü haliyle bile korumak mümkün değildir. Buna bir de Kanal İstanbul gibi bir proje ile saniyede binlerce metreküp suyun Marmara’ya boşaltılması eklendiğinde, bugünkünden çok daha fazla besi maddesi ve plankton Karadeniz’den Marmara’ya boşaltılmış olacaktır. Üstelik Kanal etrafında çok büyük yerleşimler plânlanmaktadır. Bu yerleşimlerin atık suları arıtılsa bile yine de önemli bir ilâve atık yükü getirecektir. Tüm bu ilâve yükleri Marmara Denizi asla kaldıramayacaktır. Kanalın kuzey ucu Istıranca ve Terkos Havzalarına uzanmaktadır. Bir su havzası böyle derin yapılarla bölünürse, havzanın su dengesinin bundan fevkalade etkileneceği bilinen bir gerçektir. Zaten yapılmakta olan havaalanı projesi de Terkos Havzası’nı yeterince olumsuz etkileyecektir. Bu nedenlerle, önümüzdeki yıllarda İstanbul’a bu havzalardan yeterli su verilemeyecektir. Projenin diğer bir etkisi, etrafında plânlanan yeni yerleşim alanları ile İstanbul’un nüfusunu arttıracak olmasıdır. Bu projeyle İstanbul’un nüfusu yirmi milyona çok daha erken ulaşacak olup, sonrasında mevcut alt yapı ve su kaynakları yetersiz kalacaktır. Etrafındaki yerleşimler nedeniyle, Kanal İstanbul Karadeniz’e doğru ekolojik olarak son derece önemli Istranca ormanlarının da tahribine yol açacaktır. Zaten Üçüncü Köprü ve bağlantı yolları ve etrafında açılan yeni yerleşim alanlarıyla İstanbul’un ciğeri olan kuzey ormanlarına büyük zarar verilmiştir. Bunlara bir de bu projenin etkileri eklendiğinde, on yıl sonraki İstanbul artık yaşanmaz bir kent olacaktır. Acilen yapılması gereken, uluslararası geniş katılımlı bir konferans düzenlenmesi ve projenin tüm ayrıntılarıyla uzmanlarca tartışılmasıdır.”(Aydınlık, 22, 29 Nisan 2016)  

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Dolunay Özbek,

“Boğaz trafiğini kanala zorunlu şekilde yönlendirmek mümkün değildir. Bir alternatif inşa edilmiş olması boğaz statüsünü değiştirmez. Bu da, boğazdan geçişini yasaklanamayacağı anlamına gelir. Geçişi yasaklamak, iptal etmek, engellemek mümkün değildir. Kanalın açılması, Boğaz’ın boğaz olarak tanımını değiştirmez. Montrö Sözleşmesi aslında ‘Boğazlar’ tabiri ile Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi (elbette iki boğaz arasındaki seyir için gereken kısmıyla) ve İstanbul Boğazı’ndan oluşan bir bölgeyi tanımlayarak belirler. Yani Montrö Sözleşmesi’nin uygulama alanı sadece İstanbul Boğaz değil bu boğazlar bölgesidir; düzenlediği konu da Ege Denizi ile Karadeniz arasındaki ulaştırmadır. Kanal ise bunun sadece bir kısmına ilişkin olup, aslında geçişi, Montrö Sözleşmesi’nin düzeninin, tabiri caizse, ortasında bırakıverir. Proje, Montrö’ nün tartışılmasına yol açabilir. Bu durum ise Türkiye açısından avantajlı olmaz!” (Milliyet, 20 Ocak 2018)

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Kantarcı,

 “Kanalın 35 kilometrelik bölümünde 2.1 milyar metreküp materyal kazılacağı; bunun kabarmasıyla 3.6- 4.5 milyar tona ulaşacağı hesaplanmaktadır. Raylı sistem kullanılsa bile bu miktarda materyalin taşınması 22 ila 25 yıl sürer. Küçükçekmece Gölünde yapılacak derinleştirme kazısından çıkacak dip çamuru (115 milyon m³) can çekişmekte olan Marmara Denizini balık yaşayamaz duruma getirir. Kanal çevresinde kuzeyde Durusu Gölü’nün doğusunda 9 bin hektar, Sazlıdere Barajı çevresinde 25 bin hektar ve Küçük Çekmece Gölü çevresinde 4 bin 400 hektar alan yerleşime açılacak. Böylece orman, otlak ve tarım alanı, temiz içme suyu üretimi yok olacak.” (Hürriyet, 20 Mart 2018)

Emekli Tuğamiral Türker Ertürk,

“Kanal İstanbul projesi hangi mali kaynaklarla, hangi problemi çözmek için üretilmiş bir projedir? Ortalama olarak 150 metre genişliğinde ve 25 metre derinliğinde yapılacağı söylenen kanal; nasıl olur da, en dar yeri 700 metre ve en geniş yeri 4200 metre olan İstanbul Boğazı’nın alternatifi olabilir? Siz; hangi ülkenin gemilerini, daha geniş ve seyrüsefer açısından daha rahat olan bu tabii boğaz yerine, yapacağınız bu kanaldan geçmeye zorlayabilirsiniz? Her şeyden önce; Türk Boğazlarından(İstanbul ve Çanakkale) geçişi düzenleyen, 1936 tarihli Montrö Sözleşmesi buna engeldir.

 ABD Deniz Kuvvetleri; Karadeniz’de uçak gemileri ve nükleer denizaltıları da dâhil olmak üzere, hiçbir sınırlamaya tabi olmadan, devamlı olarak konuşlanmak istemektedir. Sonuç olarak ABD; Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden memnun değildir ve değişmesini istemektedir. Bu maksatla uygun ortamı kovalamaktadır.

 Projede Kanalın en önemli yapılış gerekçesi olarak; İstanbul Boğazı’nın trafik yükünün azaltılması için tankerlerin, tehlikeli yük taşıyan gemilerin ve bir kısım ticaret gemilerinin buradan geçişe yönlendirileceği ifade edilmektedir. Bir kere gemiler, İstanbul Boğazı’ndan para vermeden geçmek mümkün iken, niye daha dar ve geçiş süresi çok uzayacak olan bu kanaldan geçmeyi tercih etsinler? Ayrıca, İstanbul Boğazı deniz trafiği açısından, dünyanın en yoğun trafiğine de sahip değildir. Örneğin; Malakka Boğazı’ndan bir günde geçen tanker sayısı, neredeyse İstanbul Boğazı’ndan geçenden 100 misli daha fazladır.

Bugün için İstanbul’un nüfusu 15 milyonun biraz üstünde olup, hızla artmaya devam etmektedir. İstanbul’a bilinçsiz olarak yapacağınız her cazibe merkezi, bu şehrin nüfus artış hızını daha da arttıracaktır. Yine, İstanbul ve yakın çevresine daha fazla sayıda nüfusun toplanması, ülke çapında genel dengeyi de bozacaktır. Göç yolu ile bu bölgeyi imkânlarının ötesinde kalabalıklaştırmak, ülkemizin diğer bölgelerini ve özellikle doğuyu insansızlaştırmakla eş anlamlıdır. Emperyalist projeler içinde Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizi bizden koparma girişimlerinin hız kazandığı bir dönemde, Batı’da yaratılan cazibe merkezleri ile bu bölgeleri göçe teşvik ederek boşaltmak ve tenhalaştırmak iyi niyetle izah edilemez.

Bu projenin doğal çevreye, tarım alanlarına, ekolojik dengeye verebileceği tahribatlar incelenmemiş ve tabii afetler karşısındaki hassasiyeti değerlendirilmemiştir. Bu kanalın gerçekleştirilmesi durumunda pek muhtemeldir ki; kot farkından dolayı Karadeniz’den Marmara’ya kuvvetli su akışı olacak ve çevre tahribatı yaşanacaktır. Ayrıca Terkos, Büyükçekmece ve Küçükçekmece gölleri bu tahribattan nasibini alacaklar ve büyük olasılıkla kuruyacaklardır. Karadeniz’den Marmara’ya doğru olacak bu ilâve su akışının, Marmara’nın tuzluluk oranını değiştireceği ve bunun burada yaşayan canlıları da kapsayacak şekilde doğal yaşama zarar vereceği ortaya çıkarılmıştır. Kanalın açılması ve çevresinin düzenlenmesi için yapılacak hafriyat nedeniyle, yeşil alanlar ve mümbit topraklar zarar görecektir. Bu kanal, verimli topraklara sahip Trakya’nın doğal dengesini bozacaktır. Üçüncü havaalanı için yaklaşık 700 bin ağaç kesileceği düşünüldüğünde, ondan kat kat büyük bir alanı kapsayacak bu projenin yeşil alanlara vereceği zarar, korkunç boyutlarda olacaktır. “

Sayın Ertürk’ ün konu hakkındaki ayrıntılı incelemesine aşağıdaki bağlantıyı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

(https://odatv.com/kanal-istanbulun-altindan-ne-cikti-0702161200.html )

Yük. İnş. Müh. Prof. Dr. Ali Candoğan,

“Projenin fizibilitesi ancak İstanbul Boğazı’nın kapatılıp, geçecek gemilerden yüksek ücret alınmasında ve çok uzun süre sonra sağlanabilir. Uluslararası antlaşmaları nedeniyle böyle bir şey mümkün değildir. Bu gerçekleşemeyeceğine göre projenin yapımcısının kazancı olmayacaktır. Yapımına kalkışanlar tarafından göz ardı edilen önemli, teknik konular vardır. İstanbul’ un Trakya yakasının yer altı su düzeninin bozulması zaman içinde çözülemeyecek önemli bir sorundur. İstanbul Kanalı’ nın tamamlanma süresinin 10 yılın çok üzerinde olacağı kesindir. Bu da çok ciddi bir sorundur. Bu dev projenin getirisi yoktur, aksine ekonomik ve siyasi pek çok sorunu ortaya çıkaracağı gerçektir.” (Sözcü, 27 Ağustos 2018)

Konuyu incelemeye ve farklı yaklaşımları görmeye devam edeceğiz.

DIŞ SİYASET

Almanya Başbakanı Angela Merkel,  her yerde ve bulabildiği her fırsatta, halkının çoğunluğundan aldığı oylarla iktidara gelen Putin için, “Eyyy Rus halkı, bu Putin size yakışmıyor, değiştirin” der mi, diyebilir mi?

O halde, ABD Başkanı’ nın, gerek AB ülkeleri, gerek dünyanın değişik yerlerindeki ülkeler halkı ve liderleri için açıklamalar yapması uygun mudur?

Atatürk’ ün, “Dış siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur. Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek Türkiye’ nin siyasetinin esasıdır “ sözü, tüm dünya ülkelerin liderlerinin kulağına küpe olmalıdır.

EKONOMİ

Türk ekonomisinin geldiği durumu tekrarlamanın hiç gereği yok. İnternetten bu satırları okuyorsanız, zaten konu hakkında bilginiz vardır. Türk ekonomisine bir yön vermek için ABD’ li Mckinsey firması ile anlaşılmış.

Bu satırları okuyunca aklıma hemen Atatürk’ ün şu sözleri geldi: “ Bir millet için mutluluk olan bir şey diğer millet için felâket olabilir. Aynı sebep ve şartlar birini mutlu ettiği halde diğerini mutsuz edebilir. Onun için bu millete gideceği yolu gösterirken dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından, ilerlemelerinden istifade edelim, ancak unutmayalım ki asıl temeli kendi içimizden çıkarmak mecburiyetindeyiz... Hangi istiklâl vardır ki, yabancıların nasihatleriyle, yabancıları plânlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.”

Doğrusu aklıma takılıyor, bu MCKinsey, acaba Millî Savunma Bakanlığının yani dolayısıyla Türk Silâhlı Kuvvetleri’ nin bütçe, proje ve çalışmalarını inceleyecek mi?

"Not: Amerikan Şirketi ile anlaşma imzalanmasını eleştirenler, 'Ya cehaletten ya ihanetten böyle konuşuyorlar' denerek suçlandıktan sonra; 'Yabancı bir firma ile çalışmayacağız, danışmanlık hizmeti de almayacağız' açıklması yapılmıştır. Buna rağmen yukarıda yazdığım satırları değiştirmeye gerek duymuyorum."

SURİYELİLER İLE İLGİLİ BİR HABER:

Suriyelilerin başlatıp karıştıkları olaylardan sonra, Türkiye’ nin, Suriyelilere kapılarını ardına kadar açtığını hatırlatan Şanlıurfa Valisi Abdullah Erkin,  şu açıklamayı yaptı: “ Hepimizin geleneğinde misafir gittiğimiz bir yerde misafirliğin gereğini bilmek vardır. Ev sahibini rahatsız edecek harekette bulunmayız. Bu, ev sahibine hürmettendir. Suriyeliler de, ev sahiplerinin yaşam tarzlarına saygıları olmaları gerekir.”(Sözcü, 2.10.2018)

Her zaman, her yerde ve her fırsatta, soruyorum: “Suriyelilerin Türkiye’ nin dört bir yanında ne işleri var?”

ASKERÎ OKULLAR

Askerî okullar sadece Türkiye’ de değil, dünyanın tüm ülkelerinde önemlidir ve titizlikle korunur ve geliştirilir.

Örneğin meslek idealizminin kavranıp benimsenmesi açısından askerî liseler çok önemlidir. Askerî liseler, bireylere aidiyet duygusu kazandırır; bireysel ve toplumsal sorumluluğu artırır.

Askerî lise öğrencisi, “Bir gün bu ülkenin sana ihtiyacı olduğunda yönetime el koyacaksın” anlayışıyla asla yetiştirilmez.

Askerî liselere uzun yıllardan beri art niyetli sızma olduğu ve bunun da çeşitli siyasî organlarda destelenip teşvik edildiği gerçeği ortadadır. Özellikle bu okullara sızma düşüncesi bile bu okulların önemini gösterir.

Askerî liselerin kapatılmasının pratikte buraya sızmak isteyen oluşumun amacına hizmet ettiği kanaati taşıyor ve günümüzde bu okulların kapatılmasının kime ve neye hizmet edeceğinin çok iyi değerlendirilmesinin gerektiğine inanıyorum.

ATATÜRK Diyor ki:

“Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!”

 

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle