bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort şişli escort escort istanbul yeni escort escort bayan ataşehir escort mecidiyeköy escort beylikdüzü escort sakarya escort kocaeli escort escort bayan bodrum bodrum bayan escort

Aklın Ve Bilimin Işığında

24 Mart 2020 15:18

Tüm dünyayı esir alan bir virüs yüzünden eve kapandık; bir meşgale bulup oyalanıyor, kitap okuyor ya da televizyonda gelişmeleri izliyoruz.



Bu arada uzmanlar, konu hakkında açıklayıcı bilgi veriyor, yapılması gerekenleri açıklıyorlar.

Kimi televizyon kanalları da sokak röportajları yapıp halkın nabzını tutmaya çalışıyor.

Vatandaşlarımız gerçekten çok ilginç… “Bana virüs işlemez”, “Virüs mü, hiç duymadım”, “Bana bir şey olmaz, ben günde beş vakit abdest alıyorum, bu virüs beni etkilemez” diyen de var; “Ben evde sıkılıyorum, oturamam, sokağa çıkma yasağı bana göre değil”, “Evet sokağa çıkmak yasak ama ihtiyaçlarımı kim alacak?”  diyen de… Tabi bu arada evlerinin balkonundan ya da camından dışarıyı seyredenler de gözden kaçmıyor.

Bizim insanımız genelde, tam anlamadığı ve bilmediği konularda bile kendinden son derece emin konuşma yönünde programlanmış gibidir.

Öyle şeyler anlatanlar var ki, şaşırmamak elde değil; aklı başında bir insan nasıl böyle konuşur ve davranır diyebiliyorsunuz.

Olayın siyasî boyutunu, yapılan ve yapılmayanları ele alacak değilim. Sivri olmak ve can acıtmak istemiyorum!

Sadece kapatılan askerî hastanelerde salgın hastalıklarla mücadele bölümlerinin olduğunu hatırlatmak isterim.

Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı veya Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Türkiye’de yaşayan halkın sağlığının korunması amacıyla temel laboratuvar hizmetleri yürütmek için,1928 yılında Atatürk tarafından kurulmuş, Ankara’da bulunan bir ulusal referans laboratuvarı idi. Burası son dönemde ne oldu biliyor musunuz? Bu satırları internetten okuyorsanız lütfen bir araştırın, şaşıracaksınız!

Sağlık sistemi “serbest piyasaya” bırakılamayacak önemdedir. Halk sağlığı özel sağlık sistemleriyle ve özelleştirilmiş hastanelerle değil, kamucu sağlık sistemleriyle korunur.  Medeniyetin şaşmaz ölçüsü, insan sağlığına verilen önemdir. Esas olan “kâr gözeten özel piyasa” değil, “önce insan sağlığı” dır. Bu nedenle Avrupa’ da pek çok ülke tüm hastaneleri ve sağlık hizmeti veren kuruluşları devlet kontrolüne geçirmeye başladı.

Bugün, insanın hayatında aklın ve bilimin ne kadar önemli olduğunu birkaç cümleyle vurgulamakla yetineceğim.

 Önce çok bilinen bir anekdotu/küçük hikâyeyi hatırlayalım.

Bir zamanlar oldukça büyük bir göl kenarında küçük bir köy, gölün kıyısında da köyün kilisesi varmış. Gel zaman git zaman, bir sel baskını ve fırtına olacağı konusu konuşulmaya başlanmış. Köyün papazı ise “Allah bizi korur, korkmayın!” diyormuş. Gök delinmiş gibi bir yağmur ve fırtına başlayınca, gölün suları da giderek yükselmiş.

Köylüler eğer bulundukları evlerde oturmaya devam ederlerse su altında kalıp boğulacaklarını düşünerek, köyü terk etmeye ve daha yüksek yerlere gitmeye karar vermişler.

Ayrılırken kiliseye de uğrayıp papazı yanlarında götürmek istemişler ancak papaz, “Allah bana yardım eder, ben ona inanırım, siz gidin!” demiş.

Kiliseyi yavaş yavaş su basınca, köylüler bu sefer tekneyle gelip "Papaz efendi gel, gidelim" diye ısrar etmişler.

Her seferinde papaz onları terslemiş, "Siz imansızsınız, ben Allah'a her gün dua ediyorum o beni kurtarır."

Su iyice yükselmiş; papaz çatıya çıkmış, helikopterle gelmişler, merdiven sarkıtmışlar "Papaz efendi, gel."

"Siz gidin; Allah bana yardım eder!"

Bizim papaz boğulmuş, öteki dünyanın girişinde yüksek sesle sitem etmiş: "Allah’ım o kadar inandık, ibadet ettik, şu yaptığına bak, beni kurtarmadın."

Yukarıdan gür bir ses cevap vermiş: "Papaz efendi önce haber yolladık, sonra araba, sonra kayık, en son helikopter yolladım, sen akılsızsan ben ne yapayım?"

Akıl kullanımının en temel göstergelerinden biri, bilgiye verilen değerdir. Çünkü bilgi olmaksızın akıl kullanımı daima eksik kalır.

Şayet bilginin değerli ve anlamlı göründüğü, ciddiyetle vakıf olunup öğrenilmeye çalışıldığı bir ortam varsa, o toplumda bilgiye gerçekten değer veriliyor demektir.

Tevekkül Allah’ a güvenmektir. Fakat bu işi oluruna bırakmak ve her türlü tedbiri almaktan kaçınmak değildir! Eli kolu bağlı oturup “Allah beni korur” demek yanlıştır!

Gerçek anlamda tevekkül, kişinin aklını kullanarak üzerine düşen her şeyi yaptıktan sonra sonucu Allah'tan beklemesidir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran ve Allah’ ın insana bahşettiği en büyük nimet olan akıl hakkında Kuranı Kerim’ de pek çok ayet vardır. Örneğin:

“Allah size işte böylece ayetlerini açıklar ki düşünüp hakikati anlayasınız.” (Bakara/ 242)

“ İlimde yüksek pâyeye erişenler ise; Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.”(Âl-i İmran/ 7)

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklıselim sahipleri için gerçekten açık ayetler vardır. (Âl-i İmran/ 190)

“Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.” (Enfal/ 22)

“And olsun ki, biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bırakmışızdır.” ( Ankebûd/ 35)

“Şayet aklınızı kullansanız (anlarsınız ki), O, doğunun, batının ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir.” ( Şuara/ 28)

“Gecenin ve gündüzün değişmesinde, Allah’ ın gökten indirmiş olduğu rızıkta ( yağmurda) ve ölümünden sonra yeri onunla diriltilmesinde, rüzgârları değişik yönlerden estirmesinde, aklını kullanan toplum için dersler vardır.( Câsiye/ 5)

Hiçbir tedbir almadan eli kolu bağlı oturmak ya da hiçbir tedbir almadan halkın arasına katılmak ve “Allah beni kurtarır” demek yanlıştır!

Şifa Allah'tandır ama bunun için hekim gibi, ilâç gibi bazı tedbirlere başvurmak herkesin görevidir!

Atatürk Diyor ki:

“ Hiçbir mantıki kanıta dayanmaksızın birtakım geleneklere ve inançlara bağlı kalmakta ısrar eden milletlerin gelişmesi çok güç olur ve belki de hiç gerçekleşmez. Gelişim yolunda bağları koparamayan ve engelleri aşamayan uluslar akla uygun düşen ve gereksinmelere ayak uydurabilen bir zihniyetle hayata bakamazlar. Bunlar engin hayat felsefelerine sahip başka milletlerin egemenliği altına girip onların tutsağı olmaktan kurtulamazlar.”

“Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarmak için, en hakiki yol gösterici ilimdir, fendir; ilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan çıkmaktır. Yalnız, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerleyişini zamanında takip etmek şarttır.”

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle

Cemal Ulusoy

24 Mart 2020 16:59
Fransız ihtilalinden beri insanlığın kabul ettiği ortak akıl ve bilim yolunda ilerleye her toplum huzura ve refaha ulaştı. Kaderci ve totaliteriteyi seçen toplumlar açlıktan ve beladan kurtulmaz oldu. Yazınız yol gösterici ve eğitici bir makale.izninizle samimi olduğum dostlarımla paylıyorum. Sağlıcakla kalın.