Merdivende yüksek sesle konuşsan kapıyı açıp bakardı.
Asansörde market poşeti görünce:
— Gençler çok israf ediyor…
derdi.
Mahallede adı çıkmıştı.
“Huysuz teyze.”
Ben de açıkçası pek sevmezdim.
Her sabah Beşiktaş Çarşı’ya inerdi.
Elinde küçük pazar arabası…
Aynı simitçiden alışveriş…
Aynı büfeden gazete…
Aynı bankta beş dakika oturmak...
Bir düzeni vardı.
Çarşı esnafı bile onu tanırdı.
— Neriman abla yine denetime çıkmış…
diye takılırlardı.
Sonra bir gün fark ettik.
Üç gündür görünmüyor.
Kimse önemsemedi önce.
“Herhalde kızına gitmiştir” dediler.
Ama dördüncü gün kapısının önünde sütler birikmişti.
Kapıcı polisi çağırdı.
Evde yalnızdı.
Uykusunda gitmiş.
O gün apartman ilk kez sessiz oldu.
Ama asıl olay sonra başladı.
Evi toparlanırken bir defter bulundu.
Meğer her gün apartmandaki herkesi yazıyormuş.
“3 numaradaki çocuk bu sabah mutsuzdu.”
“5. kattaki kadın çok yorgun görünüyordu.”
“Karşı komşu yine tek başına geldi. İnşallah iyidir.”
Benim adımın yanında şunu gördüm:
“Yeni boşandı galiba. Akşamları çok sessiz geliyor. Bir gün çorba götürsem mi?”
Elim titredi.
Kadını hep huysuz sanmıştık.
Meğer yalnızmış.
Ve yalnız insanlar bazen sevgiyi yanlış gösterirmiş.
Son sayfada bir cümle vardı:
“İnsan yaşlanınca konuşacak biri olsun istiyor. Kızsalar da seslerini duyayım diye bazen fazla konuşuyorum.”
O gün apartmanda herkes sustu.
Çünkü ilk kez şunu anladık:
Bazı insanlar huysuz değil…
Sadece çok yalnız…
Ve bazen en çok konuşan insanlar…
Aslında en sessiz evlerde yaşıyor.
Bazı insanlar görünmez olmaktan korkar. Özellikle yaş ilerledikçe, “Kimse beni fark etmiyor” çekirdek inancı büyüyebilir. O yüzden sevgiyi bazen eleştirerek, bazen karışarak göstermeye çalışırlar. Çünkü yalnızlık, insanın sesini yükseltir.
ALINTIDIR.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
YONCA BADERNA
Huysuz Teyze
Bizim apartmanda bir teyze vardı.
Adı Neriman Hanım’dı.
Yetmiş beş yaşındaydı.
Herkese karışırdı.
Kapıya ayakkabı koysan söylenirdi.
Merdivende yüksek sesle konuşsan kapıyı açıp bakardı.
Asansörde market poşeti görünce:
— Gençler çok israf ediyor…
derdi.
Mahallede adı çıkmıştı.
“Huysuz teyze.”
Ben de açıkçası pek sevmezdim.
Her sabah Beşiktaş Çarşı’ya inerdi.
Elinde küçük pazar arabası…
Aynı simitçiden alışveriş…
Aynı büfeden gazete…
Aynı bankta beş dakika oturmak...
Bir düzeni vardı.
Çarşı esnafı bile onu tanırdı.
— Neriman abla yine denetime çıkmış…
diye takılırlardı.
Sonra bir gün fark ettik.
Üç gündür görünmüyor.
Kimse önemsemedi önce.
“Herhalde kızına gitmiştir” dediler.
Ama dördüncü gün kapısının önünde sütler birikmişti.
Kapıcı polisi çağırdı.
Evde yalnızdı.
Uykusunda gitmiş.
O gün apartman ilk kez sessiz oldu.
Ama asıl olay sonra başladı.
Evi toparlanırken bir defter bulundu.
Meğer her gün apartmandaki herkesi yazıyormuş.
“3 numaradaki çocuk bu sabah mutsuzdu.”
“5. kattaki kadın çok yorgun görünüyordu.”
“Karşı komşu yine tek başına geldi. İnşallah iyidir.”
Benim adımın yanında şunu gördüm:
“Yeni boşandı galiba. Akşamları çok sessiz geliyor. Bir gün çorba götürsem mi?”
Elim titredi.
Kadını hep huysuz sanmıştık.
Meğer yalnızmış.
Ve yalnız insanlar bazen sevgiyi yanlış gösterirmiş.
Son sayfada bir cümle vardı:
“İnsan yaşlanınca konuşacak biri olsun istiyor. Kızsalar da seslerini duyayım diye bazen fazla konuşuyorum.”
O gün apartmanda herkes sustu.
Çünkü ilk kez şunu anladık:
Bazı insanlar huysuz değil…
Sadece çok yalnız…
Ve bazen en çok konuşan insanlar…
Aslında en sessiz evlerde yaşıyor.
Bazı insanlar görünmez olmaktan korkar. Özellikle yaş ilerledikçe, “Kimse beni fark etmiyor” çekirdek inancı büyüyebilir. O yüzden sevgiyi bazen eleştirerek, bazen karışarak göstermeye çalışırlar. Çünkü yalnızlık, insanın sesini yükseltir.
ALINTIDIR.