Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Dilenci Rüstem

Yazının Giriş Tarihi: 30.03.2026 09:38
Yazının Güncellenme Tarihi: 30.03.2026 09:38

Üniversite'nin önünde duran, hasta ve yaşlı dilenci her zamanki gibi çok açtı... Ve elini uzatıp yiyecek bir şeyler istiyordu geçen öğrencilerden. Para almazdı. Garip bir adamdı gerçekten.

“Ben dilenci değilim. Sadece çalışamayacak kadar hasta olduğum için yiyecek bir şeyler istiyorum. Takatim olsa inanın insanlara el açmak yerine çalışırdım" diye ağlardı içli içli...

El sanatları binasının önündeki taş duvara yaslanırdı güç almak için çoğu zaman...

El sanatları bölümünün şımarık öğrencileri ise, kantinde yedikleri yemeklerin artıklarını, hoşlarına gitmeyen yanık kısımlarını, bulaşık tabaklarında bir hayvanın önüne verir gibi, yaşlı dilenciye götürürler, telefonlarıyla artık yemekleri verirken, öz çekim yaparak,

"Bugünde hayrımızı yaptık şükür" diye paylaşırlardı dalga geçerek...

Adının Rüstem olduğunu öğrendiği adam, sınıfın en suskun ve dışlanan kızına el uzattığında ise, kız dönüp giderdi dilenciyi umursamadan...

Diğer öğrenciler ise dilenci Rüstem'le dalga geçercesine,

“ Cimri Nagihan' a el uzatmakla hayatının hatasını yaptın babalık. O birine bir şey ısmarlamamak için kantinde yanımızda yemek dahi yemez. " derlerdi sırıtarak...

Tam bir yıl bu durum böyle devam etti. Dilenci Rüstem gözyaşlarıyla ne kadar ellerini açsa da, Nagihan bir kez olsun dönüp bakmamıştı yüzüne... Diğer öğrenciler ise yemek artıklarını getirip, dilenci Rüstem'e verirken profillerini, dilenciye verdikleri yemeklerin resimlerini çekip, güzel bir notu da altına yazarak süslediler.

Son sınavların yaklaştığı zamanlarda, bölüm öğretmeninin telefonu çaldı bir gün... Saatler sonra ise Nagihan elleri titreyerek kartını bankamatiğe sokmuştu buğulu gözlerle...

Bir dakika sonra toplam bakiye ekrana geldiğinde, gördüklerine inanamamıştı... Kartı çıkarıp tekrar taktı... Yine aynıydı. Bir yanlışlık vardı... Bankaya girdi telâşla... Veznedeki kadına hesabında, hayatında bir arada göremeyeceği bir para olduğunu söylediğinde, yanlış bir durumun olmadığını söyledi kadın... Soğuk terler döküyordu. Sınava az bir zaman kalmış, aklını sınava vermeliydi biran önce.

Dakikalar önce gördüklerini sildi biran aklından… Tam sınıfının olduğu koridora geldiğinde, bölüm öğretmeni karşıladı Nagihan' ı...

Ve Rüstem Tunçbilek isimli bir adam hesabına yüklü miktarda para yatırdığını ve bu parayı gönül rahatlığıyla harcayabileceğini Nagihan' a iletmesini istemişti bölüm öğretmeninden...

"Dilenci Rüstem deyin o anlar hocam-" dediğini de sözlerine eklediğinde öğretmen hanım, o an gözyaşlarına boğulmuştu Nagihan...

Haber sınıfta dakikalar içinde yayılmıştı... Herkes o kadar şaşkındı ki…

Tam bir hafta sonra, el sanatları bölümünün önünde dilenci Rüstem'in yaslandığı duvarın önünde şık giyimli bir adam duruyordu...

El sanatları öğrencileri ilk bakışta tanımasalar da, dilenci Rüstem olduğunu anlamışlardı sonrasında şık giyimli adamın... Kızgınlıkla adamın yanına gidip hep bir ağızdan,

"Sana yardım yaparak, doyuran bizdik. Ama bir defa bile yemeğini seninle paylaşmayan o cimri kızın hesabına nasıl o kadar para yatırırsın. O paralar bizim hakkımızdı? " dediklerinde, dış ülkede yaşayan ve bir zamanlar kendisini dolandırıp tüm mal varlığını elinden alan, senelerce küs kaldığı, hatasını ölüm döşeğinde anlayıp özür dileyen ve helâllik isteyen kardeşinin bıraktığı mirasla zengin olan, eski adıyla dilenci Rüstem, yeni adıyla Rüstem bey dikkatlice baktı, senelerce artık yemekleri verirken dalga geçen ve canını acıtan gençlere… Ve az ileride mutlulukla kendisine bakan Nagihan'ı göstererek şöyle dedi...

"Siz onu cimrilikten, size yemek ısmarlamamak için kantinde yanınızda yemek yemediğinizi sanıyordunuz. Ama yarım gün simit satarak okul masraflarını karşılayan fakir bir kızdı o... Siz okuldan gittiğinizde elinde sıcacık yemeklerle koştur koştur yanıma gelirdi... Amcacım bu akşam bu yemek vardı evimizde umarım beğenirsin. Sen hiç merak etme olur mu? Ben sağ olduğum sürece sana o günkü rızkım neyse ondan getireceğim derdi samimiyetle buğulanan gözleriyle bana bakarak... Elinde telefon olmadığı gibi yaptığı iyiliği kimse bilmesin duymasın diye de kısık sesle konuşurdu. O para Nagihan'ın hakkı... Merhamet acımak değil acıtmamaktır. "dediğinde gözyaşlarıyla el sallamıştı Nagihan'a... Ve elini kalbinin üstüne koyarak teşekkür eder gibi bir hareket yapıp yürüyüp gözden kaybolmuştu...

ALINTIDIR

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.