Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Unutmadım, Unutamam

Yazının Giriş Tarihi: 14.08.2006 00:57
Yazının Güncellenme Tarihi: 14.08.2006 00:57

17 Ağustos 1999 depreminin üzerinden 7 yıl geçti. Bu yedi yıl içinde çok şey oldu, çok şey yaşandı, çok şey unutuldu. Şüphesiz o günü yaşayan herkes gibi, benim de unutmadıklarım var.


Gece yarısı toprağın derinliklerinden gelen uğultuyu, o hiçbir efekt ( seslendirme ) âletinin canlandıramayacağı gürültüyü, sarsıntıyı; uyku sersemliği içinde, zifiri karanlıkta, eşimi kapının eşiğine çekmeye çalışırken tavanın olduğu gibi yatağın üzerine düşüşünü; ayağımın kolonun altında kalışını; beton tabuta benzer bir yerde eşimle birlikte saatlerce kıpırdayamadan kalışımızı;
her sarsıntıdan sonra tuğla ve betonun kırılma seslerini; apartman içinde yükselen çığlıkları, yardım dileyen veya yakınlarının nerede olduğunu anlamaya çalışanların feryatlarını; her sarsıntıda bir iki kişinin daha can verdiğini hissedişimizi UNUTMADIM.


Siz, hiç yarım metre ötenizde, duvarın arkasında, hareketleri ve sesi giderek azalan birisinin, yavaş yavaş ölüşünü hissettiniz mi?


O anı, bundan sonra da unutabileceğimi zannetmiyorum.
O kadar çok şey var ki, unutmadığım.


Hiç tanımadığım, daha önce hiç karşılaşmadığım 3- 4 delikanlının, olağanüstü çalışarak, betonları kırarak ve demirleri keserek bizi kurtarışını; depremden 7-8 saat sonra, enkazdan toz toprak içinde çıkarken en az 300- 350 kişinin hiçbir şey yapmadan- pardon çekirdek yiyerek- bizi seyredişini; bir taş kaldırmayan ve yardım etmeyi aklına bile getirmeyen bu kalabalığın daha sonra 100 metre ilerideki denize yüzmeye gidişini, artçı depremler başlayınca da bunların plaj havlularıyla kaçışını;ayakta duramadığım için eşime tutunmaya çalışırken onun yalvaran çığlıklarla yardım taleplerine boş gözlerle bakanların ilgisizliğini; bize o gün yardım etmeyi düşünmeyip gözlerini kaçıran o insanların bir kısmının bugün beni görünce yanıma gelerek, hiçbir şey olmamış gibi selam verip hâl- hatır sormalarını; araçlı ve üniformalı resmi devlet memurunun eşimin yardım teklifini reddedişini ve hâttâ onu azarlamasını UNUTMADIM.


Hastanede ayak ayak üstüne atmış ve neskafelerini içenlerden gördüğüm çirkin muameleyi; beni kucağında taşıyan ambulans şoförünün bile uğradığım muameleye şaşırıp üzülmesini; muayeneye ve yaralarıma bakmaya bile tenezzül edilmeden gönderildiğim stadyumdaki askerî hastanede Mehmetçiklerden ve askerî doktorlardan gördüğüm ilgi ve şefkati; kriz masasında eşime söylenen sözler yüzünden yaşadığım çaresizliği ve duyduğum üzüntüyü; kriz merkezinin kapısından yanındakilerle konuşarak çıkan (son iki gün beraber bir konu hakkında çalıştığımız ve beni çok iyi tanıyan) zatı muhteremin, yüzüme dikkatle baktıktan ve beni tanıdıktan sonra başını çevirişini; bu şahsın bugün bana karşı hiçbir şey olmamış gibi davranışını ve gülümseyerek selâm verişini UNUTMADIM.


Bursa’dan enkaz kaldırmak için gelen dozer operatörünün, ben aç- susuz, yaralı bir şekilde ve her şeyini kaybetmiş insanların çaresizliği içinde gelecekte ne yapacağımızı düşünürken, benden yabancı sigara ve buzlu su isteyişini; yardım etmek bahanesiyle enkazın içinde para arayan yardımseverleri(!); açıkta geçirdiğimiz ve üstümüze örtecek bir şey bulamadığımız geceleri; bizim durumumuzu gördükten sonra, hiç olmazsa bir battaniye bulmak için giden dostlarımın hâlâ battaniye getireceğini(!); İstanbul’dan bir kamyon (paket paket yiyecek ve hiç giyilmemiş giysi, vb) yardım malzemesi getiren yardımsever bir çiftin dağıttıklarını, hemen bizim önümüzde depremden hiç zarar görmeyenlerin yağmalayışını; eşimin bu kamyondan bir şişe su almaya bile tenezzül etmeyişini; sağ olduğumu öğrenen gönül dostlarımın, hiç konuşmadan bana sarılarak hıçkıra hıçkıra ağlayışlarını UNUTMADIM.


Yalova’nın içinden ve dışından çok sayıda dostumun bizzat yıkık evime gelerek yakın ilgi ve desteklerini esirgemeyişlerini; bir (geçmiş olsun )’u esirgeyenleri, (ağabey içecek suyunuz var mı?) demeyi düşünmeyenleri; ilişkilerde her şeyi menfaat ve para ile ölçenleri; depremden sonraki günler içinde, durumlarını öğrenmek ve hatırlarını sormak için iş yerine ziyaretine gittiğim bir tanıdığımın, kimseden tek kuruş borç para almadığım ve hiçbir kimseye tek kuruş borcum olmadığı halde, (herhalde) belki para istemek için gelmiştir, düşüncesiyle, “benim şimdi işim var, kusura bakma, hemen gitmem lâzım” diyerek kaçarcasına uzaklaşmasını; hiç ihtiyacı olmadığı halde yardım malzemelerini yağmalayanlarla, ihtiyacı olduğu halde utandığı için yardım malzemesi alamayıp hastalananları UNUTMADIM.


Depremden dört-beş gün sonra, geçici olarak bulunduğum yeri telefonla arayıp, sağ kurtulduğumu duyunca hıçkıra hıçkıra ağlayanların, o günden sonra neden bir kere bile aramadıklarını, hem hiç ANLAMADIM hem de hiç UNUTMADIM.


Sevgiyi- sevgisizliği, ilgiyi- ilgisizliği, yardımlaşmayı- yardımlaşmadan kaçınmayı, gerçekten arayıp soranlarla- işi düşünce arayanları GÖRDÜM.


17 Ağustos 1999 unutulabilir mi?


BEN UNUTMADIM, UNUTAMAM


ŞİMDİ, BU YAZIYI OKUYAN HERKESE SORUYORUM: DEPREMDE VE DEPREM SONRASI GÜNLERİNDE, HERHANGİ BİR DEPREMZEDEYE KENDİLİĞİNİZDEN BİR BARDAK SU VERDİNİZ Mİ?



Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.