Geçenlerde bir hafta sonu, sabahın ilk saatlerinden itibaren Yalova’ da uzun bir süre elektrik kesintisi yaşandı.
Birkaç gün sonra, bir arkadaşımın ofisinde, Yalova’ nın önceki belediye başkanlarından Sayın Mehmet DURMAM ile karşılaştık, uzun süre sohbet ettik.
Sayın DURMAM, bir ara elektriklerin kesildiği sabah karşılaştığı durumu anlattı, “Sabah namazına kalkmıştım, bir süre sonra elektrikler tamamen kesildi, her yer zifiri karanlık oldu. Benim evim ana caddeye bakıyor. O saatlerde belki dışarıya çıkmak zorunda kalanlar vardı bilmiyorum. Ama sokaklarda hiç devriye gezen polis aracı görmedim. Oysa böyle zamanlarda özellikle ana caddelerde devriye gezen ekip araçları olması gerekmez mi?” dedi.
Bu önerisinin kentin asayiş ve emniyeti için önemli olduğunu düşünüyorum.
İlginçtir aynı gün ulusal basında bu konuyla ilgili bir yazı yayımlandı. Yazının küçük bir bölümünü aşağıya alıyorum: “… New York’ta her köşe başında iki polis var. Yolun başında da polis arabası. Kavşaklarda düzenli yanıp sönen trafik ışıklarıyla yetinilmiyor. Bir trafik polisi trafiği düzenliyor. Devriyedeki araçların tepelerindeki ışıklar devamlı yanıp sönmüyor. Sadece olay yerine gidenler siren çalıp ışıklarını yakarak öncelik istiyor. Devriye gezen araçlar trafik ışıklarına uyarak diğer araçlarla aynı hızda seyrediyor. Bunlar New York için normal. Bizim için özlenen bir durum. İstanbul’da, Ankara’da polis görünmez oldu. Polis otomobilleri önemli kişilerin araçlarının önünde arkasında gidiyor. … Trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda, kalabalık cadde ve sokaklarda üniformalı polise rastlanmıyor. Köşede duran, yaya olarak devriye gezen polisler yok oldu. … Polislerimiz eğitimli. Yüksek eğitim görmüş polis sayımız giderek artıyor. Polise her zaman ihtiyacımız var. Olayların arttığı, terörün tırmandığı günlerde kime güveneceğiz? Polislerimizin görünür olmasını, yaya ve araçlarla eskiden olduğu gibi devriye gezmesini beklemek hakkımız değil mi? New York’ta oluyor da bizde neden olmasın?” (Güngör URAS, Milliyet, 24.2.2016 )
Bu önerilere katılmamak mümkün değil. Kentin ana meydanlarında, ana cadde kavşaklarında, belirli kilit noktalarda devamlı bir ekip aracının veya görevli emniyet personelinin bulunması, vatandaşın başı sıkışınca veya zor durumda kaldığında hemen yanı başında emniyet personelinin varlığını bilmesi bakımından son derece yararlı olacaktır.
Toplum huzuru ve güvenliği açısından böyle bir önlem alınması bilmiyorum çok mu zordur?
Eskiden ya da bizim çocukluğumuzda “Bekçi” düzeni vardı. Bekçilerin mahallelerde sokak aralarında dolaşmaları ve zaman zaman birbirleriyle düdük sesleriyle haberleşmeleri millete güven verirdi.
Bekçiler, genellikle yaşadıkları bölge halkını iyi tanır, geceleyin sokaklarda gezen kimliğini belirleyemediği kişileri sorgularlardı. Gecenin karanlığında bekçi düdük sesi duyulduğunda, bilirdik bekçi amca sokakta dolaşıyor.
Günümüzde bekçiler de kalktı, bekçi düdük sesleri de… Özellikle geceleri sokakların emniyetini düşünmek kent sağlığı açısından önemli olsa gerek!
KALDIRIMLAR KİMİN?
Ana caddelerde yaya kaldırımları kimin? Yayaların mı, bisikletlilerin mi, elektrikli motosikletlerin mi? Kimin? Özellikle Fatih Caddesi’ nde hemen hemen günün her saati, kaldırımda kendi halinizde yürürken birden arkanızdan bir bisiklet hızla gelip geçiyor. Bir an boş bulunup ani bir hareketle sağa ya da sola bir adım atsanız, çarpıp yere düşeceksiniz! Bisiklet yolları neden yapıldı? Bu durumu kontrol eden yok mudur?
BİR SİYASİ PARTİDE ÇOK RENKLİ DÜŞÜNMEK
Siyasi parti ne demek? Siyasi partiler çok sesli olmalı, herkesin düşünce ve değerlendirmelerine açık olmalı. Siyasi partilerde kişi hegemonyası olmamalı. Değil siyasi parti üyesi, her birey bir değerdir ve elbette bir konu hakkında toplumdan farklı düşünceleri olacaktır. Herhangi bir parti mensubu, içinde bulunduğu parti genel prensipleriyle ters düşmedikçe, elbette farklı düşüncelere sahip olmalı ve bunu açıkça deklare edebilmelidir. Siyasi partilerde kişi istekleri ön plâna çıkar ve sadece onun istedikleri yapılırsa, ortada bir siyasi partinin varlığından ve parti prensiplerinden söz etmek mümkün değildir.
ATATÜRK DİYOR Kİ:
“Takip edilen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere bağlı kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman modern bir devlet meydana getiremezler.”
www.ahmetakyol.net
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Toplum Huzuru Ve Güveni İçin
Geçenlerde bir hafta sonu, sabahın ilk saatlerinden itibaren Yalova’ da uzun bir süre elektrik kesintisi yaşandı.
Birkaç gün sonra, bir arkadaşımın ofisinde, Yalova’ nın önceki belediye başkanlarından Sayın Mehmet DURMAM ile karşılaştık, uzun süre sohbet ettik.
Sayın DURMAM, bir ara elektriklerin kesildiği sabah karşılaştığı durumu anlattı,
“Sabah namazına kalkmıştım, bir süre sonra elektrikler tamamen kesildi, her yer zifiri karanlık oldu. Benim evim ana caddeye bakıyor. O saatlerde belki dışarıya çıkmak zorunda kalanlar vardı bilmiyorum. Ama sokaklarda hiç devriye gezen polis aracı görmedim. Oysa böyle zamanlarda özellikle ana caddelerde devriye gezen ekip araçları olması gerekmez mi?” dedi.
Bu önerisinin kentin asayiş ve emniyeti için önemli olduğunu düşünüyorum.
İlginçtir aynı gün ulusal basında bu konuyla ilgili bir yazı yayımlandı. Yazının küçük bir bölümünü aşağıya alıyorum:
“… New York’ta her köşe başında iki polis var. Yolun başında da polis arabası. Kavşaklarda düzenli yanıp sönen trafik ışıklarıyla yetinilmiyor. Bir trafik polisi trafiği düzenliyor. Devriyedeki araçların tepelerindeki ışıklar devamlı yanıp sönmüyor. Sadece olay yerine gidenler siren çalıp ışıklarını yakarak öncelik istiyor. Devriye gezen araçlar trafik ışıklarına uyarak diğer araçlarla aynı hızda seyrediyor. Bunlar New York için normal. Bizim için özlenen bir durum.
İstanbul’da, Ankara’da polis görünmez oldu. Polis otomobilleri önemli kişilerin araçlarının önünde arkasında gidiyor.
… Trafiğin yoğun olduğu kavşaklarda, kalabalık cadde ve sokaklarda üniformalı polise rastlanmıyor. Köşede duran, yaya olarak devriye gezen polisler yok oldu.
… Polislerimiz eğitimli. Yüksek eğitim görmüş polis sayımız giderek artıyor. Polise her zaman ihtiyacımız var. Olayların arttığı, terörün tırmandığı günlerde kime güveneceğiz? Polislerimizin görünür olmasını, yaya ve araçlarla eskiden olduğu gibi devriye gezmesini beklemek hakkımız değil mi? New York’ta oluyor da bizde neden olmasın?” (Güngör URAS, Milliyet, 24.2.2016 )
Bu önerilere katılmamak mümkün değil. Kentin ana meydanlarında, ana cadde kavşaklarında, belirli kilit noktalarda devamlı bir ekip aracının veya görevli emniyet personelinin bulunması, vatandaşın başı sıkışınca veya zor durumda kaldığında hemen yanı başında emniyet personelinin varlığını bilmesi bakımından son derece yararlı olacaktır.
Toplum huzuru ve güvenliği açısından böyle bir önlem alınması bilmiyorum çok mu zordur?
Eskiden ya da bizim çocukluğumuzda “Bekçi” düzeni vardı. Bekçilerin mahallelerde sokak aralarında dolaşmaları ve zaman zaman birbirleriyle düdük sesleriyle haberleşmeleri millete güven verirdi.
Bekçiler, genellikle yaşadıkları bölge halkını iyi tanır, geceleyin sokaklarda gezen kimliğini belirleyemediği kişileri sorgularlardı.
Gecenin karanlığında bekçi düdük sesi duyulduğunda, bilirdik bekçi amca sokakta dolaşıyor.
Günümüzde bekçiler de kalktı, bekçi düdük sesleri de…
Özellikle geceleri sokakların emniyetini düşünmek kent sağlığı açısından önemli olsa gerek!
KALDIRIMLAR KİMİN?
Ana caddelerde yaya kaldırımları kimin?
Yayaların mı, bisikletlilerin mi, elektrikli motosikletlerin mi? Kimin?
Özellikle Fatih Caddesi’ nde hemen hemen günün her saati, kaldırımda kendi halinizde yürürken birden arkanızdan bir bisiklet hızla gelip geçiyor.
Bir an boş bulunup ani bir hareketle sağa ya da sola bir adım atsanız, çarpıp yere düşeceksiniz!
Bisiklet yolları neden yapıldı?
Bu durumu kontrol eden yok mudur?
BİR SİYASİ PARTİDE ÇOK RENKLİ DÜŞÜNMEK
Siyasi parti ne demek?
Siyasi partiler çok sesli olmalı, herkesin düşünce ve değerlendirmelerine açık olmalı.
Siyasi partilerde kişi hegemonyası olmamalı.
Değil siyasi parti üyesi, her birey bir değerdir ve elbette bir konu hakkında toplumdan farklı düşünceleri olacaktır.
Herhangi bir parti mensubu, içinde bulunduğu parti genel prensipleriyle ters düşmedikçe, elbette farklı düşüncelere sahip olmalı ve bunu açıkça deklare edebilmelidir.
Siyasi partilerde kişi istekleri ön plâna çıkar ve sadece onun istedikleri yapılırsa, ortada bir siyasi partinin varlığından ve parti prensiplerinden söz etmek mümkün değildir.
ATATÜRK DİYOR Kİ:
“Takip edilen amaçlar hiçbir zaman kişisel olmamalıdır. Geçmiş sistemlere bağlı kalanlar ve geleneklerden sıyrılamayanlar hiçbir zaman modern bir devlet meydana getiremezler.”
www.ahmetakyol.net