Anadolu’nun Türkleşmesine en büyük katkıyı Konya- Karaman yöresinde yaşayan Türkmen boyları yapmıştır.
Osmanlı döneminde, sarayda resmî dil olarak Farsça ön plân çıkmışken, Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçe dışında bir başka dil konuşulmasını yasaklamıştı.
Karamanoğulları, Türklükleri ile onur duyarken; Osmanlı, Türk’ü hakir görüyordu.
Osmanlı’da önemli olan şu yada bu ulustan olmak değil, Müslüman olmaktı. Müslüman olmak büyük bir övgü kaynağıydı. Uluslar sürekli küçümsendi.
Sözgelimi, XVI ncı yy. şairlerinden Ahmedî, Manavgat yöresinde yaşayan Türkmenler’ i anlatırken şöyle diyordu:
“ Sordular Adem’ e onlar senin neslinden midir? Ol cevap verdi, haşa öyle bir şey olsaydı Havva’ yı üç tâlâk boşardım.”
Naima, Türkler’den söz ederken “ etrak- ı bî- idrak” ( idraksiz Türkler ) diyordu. Naima tarihinde Türk’ ün horlandığına, aşağı görüldüğüne dair pek çok örnek vardır.
İran’da gelişip büyüyen Şiî hareketi Anadolu’ da büyük bir gelişme gösterdiği zaman, Osmanlı ozanlarından biri, Şah İsmail’e şöyle seslenmişti:
“ Taktın da başına murassa pelid Bî-idrak etraki eyledin mürid.”
Osmanlı ozanı, “ avanak” Türkler ile ilişki kurduğu için, Şah İsmail’ i küçümsemişti.
Balkanlar fethedilince, ele geçirilen toprakların Türkleştirilmesi için, Konya- Karaman yöresinde yaşayan Türkmenler, Balkanlara zorunlu göçle gönderildi.
Gittikleri topraklarda uzun yıllar Müslümanlıklarını ve Türklüklerini kaybetmeyen Evlâd-ı Fâtihanlar, 1877- 78 Osmanlı- Rus, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra topraklarını, mal ve mülklerini bırakarak, çok zor şartlar altında ana vatanlarına dönmek zorunda kaldılar. Geri kalanlar da mübadele ile döndüler.
Evlâd-ı Fâtihanlar’ın Türk tarihindeki yeri ve önemi çok büyüktür; her Türk aydını, bu önemin bilincindedir!..Yani, Türk aydını, bu bilinçte olmak zorundadır!..
ÖNLEMLER ZAMANINDA ALINMALIDIR
(Kaç kez yazdığımı unuttum; tekrar tekrar yazacağım) Eğer gereken önlemler zamanında alınamazsa, Yalova’nın gelecekte çok büyük “su sorunu” ile karşılaşacağına inanıyorum.
“ Bugün, su sorunu vardır” demiyorum; “İleride su sorunu olacaktır , bunun için şimdiden önlem almaya başlayalım”, diyorum.
“Sorun yoktur” demekle, “Bakın yağmur başladı, artık su sorunu olmaz” demekle, giderek olgunlaşan sorun ortadan kalkmaz. Artık, geleceği şimdiden düşünüp, bazı önlemler alma zamanı gelmiştir. Olay çıkmadan önce önlem almak, hem de değişik alternatiflere göre hazırlıklı bulunmak, çağdaş insanın davranışıdır.
Bugünler, bizim iyi günlerimiz. Böyle giderse, ileride bu günleri çok arayacağız.
Su Sayıştayı sonunda açıklama yapıldı, “kuraklığa karşı önlem aldık” diye...
Orman Bakanı televizyonda, “her türlü önlemi aldık” dedi.
Yeşil Körfez Su Birliği, geçmişte açıklama yaptı: “ Baraj yüzde 60 dolunca, kapakları açıyoruz.”
Aklım ermiyor: Baraj, neden yüzde 100 doluluk oranında su biriktiremiyor?
Barajın ömrü uzatılmazsa, olacağı budur.
Yalova’nın su ihtiyacı, çok büyük ölçüde, Gökçe Barajı’ndan sağlanıyor. Bu baraj yapıma başlamadan önce, 1970 yılından başlamak üzere bu havzanın su debisinin (saniyede akan su miktarının) yıllar süren bir çalışmayla hergün ölçüldüğünü; barajı besleyecek su kaynaklarının ihtimal hesaplarıyla ayrıntılı olarak belirlendiğini; Gökçe Barajı suyunun hangi amaçlarla ve nasıl kullanılacağının çok ayrıntılı olarak hesaplandığını, biliyorum.
Endişem daha sonrası için... Bilimsel şekilde hazırlanan su kullanım kriterlerine ne kadar uyulduğunu, merak ediyorum. Örneğin, hazırlanan kriterler dışına çıkılıp, su verilmemesi gereken yerlere su verilmiş midir? Tüm şebekedeki basınç dengelerini bozacak uygulamalar var mıdır? Gökçe Barajı’ndan su alma hakları biten yerlere, su verilmeye devam edilmekte midir?
1996 yılının Mart ayında, Gökçe Barajı’nda bir basın toplantısı düzenleyen dönemin Yeşil Körfez Su Birliği Yönetimi, Gökçe Barajı’nın ömrünün 2013 yılına kadar olduğunu, açıklamıştı da, daha sonra ne gibi önlemler alınması gerektiğini, açıklamamıştı. Dostlar durum nedir?
Baraj su toplama havzası, giderek alüvyonlarla doluyor. Çıplak gözle bakınca, barajdaki zeminin yüksekliği göze çarpıyor. Barajın zemini yoğun bir balçık tabakasıyla dolmuş durumda…Bence, önce toprağın akması önlenmeli, sonra da akan toprak geri alınmalı...
Özellikle, derelerin baraja aktığı bölümdeki topraklar alınırsa, hem barajın ömrü uzar, hem de buradan elde edilen topraktan yararlanılabilir. Ayrıca, yazın suların azaldığı dönemler, barajın su almayan bölümlerindeki (tarım için çok bereketli olan) topraklar alınarak, yağmur mevsiminde daha çok su toplanması sağlanabilir. Halen uygulanan duruma göre, derelerle gelen topraklar barajı dolduruyor; barajın su toplama kapasitesi giderek düşüyor ; yağmur mevsiminde de ‘ su fazla toplandı, tehlikeli olur’ diye, suyun bir kısmı açılan kapaklarla atılıyor.
Artık, bu konuda şimdiden bir çalışma içine girmek gerekmiyor mu?
Gökçedere Barajı yapılırken, Yalova’nın belli bir nüfusu vardı. Baraj yapımı sırasında, bölgede artacak nüfus yoğunluğu mutlaka düşünülmüştür. Ancak, Yalova’nın nüfusunun beklenenden fazla arttığı görüşündeyim. Buna, devamlı artan konut yapılaşması, Kalıcı Konutlar, sanayi siteleri, Tersane yapımı, vb, ilâve edilirse, kanaatimce Gökçedere Barajı’nın mevcut kapasitesi bu artan yoğunluğu karşılayamayacaktır.
Ayrıca, baraj havzasında bulunan Üvezpınar ve Gökçedere mahallelerinde nüfus yoğunluğunu arttırmamak ve yeni alanları imara açmamak da gerekiyor. Zira bu durum, su havzasının genişletilmesi gerekirken, aksine daraltılmasına sebep olur.
Gökçedere Barajı’nın gelecekteki kapasitesi hesaplanırken, bölgedeki oluşumlar dikkate alınıyor mu ? Ya da, bölgede yeni yerleşim yerleri oluşturulurken, bunların su ihtiyacının nereden ve nasıl karşılanacağı hesaplanıyor mu? Yani, mevcut su rezervleri düşünülmeden, bölgede sanayi tesislerini arttırmanın (80- 90 civarında fabrika kurulacağı ifade edildi) ve konut yapımını teşvik etmenin, popülist politikacılık dışında bir anlamı var mı?
Küresel ısınma ile birlikte, barajdaki rezervuardan fazla buharlaşma olacağını düşünmek çok yersiz olmayacaktır. Buharlaşmanın neden olduğu su kaybını bir ölçüde önlemek için olası metotlar şimdiden tespit edildi mi?
Kaba bir harita incelemesinde görülüyor ki , Gökçe Barajı’na su getiren dereler, genellikle Haydariye Köyü hudutları içinde doğuyor. Köylüler, bu dereleri ileride başka amaçla kullanma yönüne gidebilirler, zaman zaman gidiyorlar da…Bu konuda da uzun vadeli düşünülüp, kalıcı gerekli önlemler alındı mı?
Gökçe Barajı’na gelen dereler üzerinde Alabalık çiftliklerinin olup olmadığı ve bu çiftliklerde kullanılan kimyasal maddelerin dere sularına karışıp karışmadığı incelendi mi? (Bu konuya mim koyun !..)
Baraj’a su getiren derelerin, (beklenen olası kuraklıkta) hiç yağmur yağmaması durumunda, Baraj’a olan katkıları incelendi mi?
Artık Yalovalı, ciddi ciddi düşünmelidir.
Basitçe söyleyelim: çocuklarımıza yaşanabilir/sürdürülebilir bir çevre mi bırakacağız? Yoksa, tarım alanlarına yapılmış Organize Sanayi Bölgeleri- sanayi tesisleri, turizm alanlarına yapılmış tersaneler, turist çekmek için tarım alanlarına yapılmış çok yıldızlı büyük oteller, birinci sınıf tarım ve turizm alanlarına kondurulmuş üniversite kampusları ve yeni yerleşime açılmış konut bölgeleriyle kaplı bir alan mı?
Tekrarlıyorum, Yalova İli’nin bir bütün olarak mevcut yer altı ve yerüstü su rezervleri, kentin gelecekte oluşturacağı olası yerleşim genişlemesi ve olası nüfus artışı dikkate alınarak, yeniden planlanmalı ve sürdürülebilir çevre göz önünde tutularak, yeni bir düzenlemeye geçilmelidir. (NOT: Bu satırları dışarıda yağmur yağarken yazıyorum. Aylık meteoroloji raporu veren ABD Meteoroloji istasyonu, gelecek hakkında olumlu işaret vermiyor. Sıkınca başvuracağımızı düşündüğümüz Yuvacık Barajı ve ona su veren Sapanca Gölü can çekişiyor.)
BU MU DÜZELEN EKONOMİ?
Memur maaşları 1 yılda dolar karşısında yüzde 15, euro karşısında yüzde 16 eridi. Türkiye ile Avrupa arasındaki maaş farkı 2,5 kattan 3’e yükseldi. Bütçe 1 ayda 11 aydan fazla açık verdi. Yıllık açık 18.4 milyar olarak gerçekleşti!..Bu mu düzelen ekonomi?
KÜÇÜK BİR HATIRLATMA:
Vefa, önemli bir duygudur, Yalova’nın “Vefa” ya ihtiyacı var!..
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Suyun Öte Yakasından Gelenler
Anadolu’nun Türkleşmesine en büyük katkıyı Konya- Karaman yöresinde yaşayan Türkmen boyları yapmıştır.
Osmanlı döneminde, sarayda resmî dil olarak Farsça ön plân çıkmışken, Karamanoğlu Mehmet Bey, Türkçe dışında bir başka dil konuşulmasını yasaklamıştı.
Karamanoğulları, Türklükleri ile onur duyarken; Osmanlı, Türk’ü hakir görüyordu.
Osmanlı’da önemli olan şu yada bu ulustan olmak değil, Müslüman olmaktı. Müslüman olmak büyük bir övgü kaynağıydı. Uluslar sürekli küçümsendi.
Sözgelimi, XVI ncı yy. şairlerinden Ahmedî, Manavgat yöresinde yaşayan Türkmenler’ i anlatırken şöyle diyordu:
“ Sordular Adem’ e onlar senin neslinden midir? Ol cevap verdi, haşa öyle bir şey olsaydı Havva’ yı üç tâlâk boşardım.”
Naima, Türkler’den söz ederken “ etrak- ı bî- idrak” ( idraksiz Türkler ) diyordu. Naima tarihinde Türk’ ün horlandığına, aşağı görüldüğüne dair pek çok örnek vardır.
İran’da gelişip büyüyen Şiî hareketi Anadolu’ da büyük bir gelişme gösterdiği zaman, Osmanlı ozanlarından biri, Şah İsmail’e şöyle seslenmişti:
“ Taktın da başına murassa pelid
Bî-idrak etraki eyledin mürid.”
Osmanlı ozanı, “ avanak” Türkler ile ilişki kurduğu için, Şah İsmail’ i küçümsemişti.
Balkanlar fethedilince, ele geçirilen toprakların Türkleştirilmesi için, Konya- Karaman yöresinde yaşayan Türkmenler, Balkanlara zorunlu göçle gönderildi.
Gittikleri topraklarda uzun yıllar Müslümanlıklarını ve Türklüklerini kaybetmeyen Evlâd-ı Fâtihanlar, 1877- 78 Osmanlı- Rus, Balkan ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra topraklarını, mal ve mülklerini bırakarak, çok zor şartlar altında ana vatanlarına dönmek zorunda kaldılar. Geri kalanlar da mübadele ile döndüler.
Evlâd-ı Fâtihanlar’ın Türk tarihindeki yeri ve önemi çok büyüktür; her Türk aydını, bu önemin bilincindedir!..Yani, Türk aydını, bu bilinçte olmak zorundadır!..
ÖNLEMLER ZAMANINDA ALINMALIDIR
(Kaç kez yazdığımı unuttum; tekrar tekrar yazacağım) Eğer gereken önlemler zamanında alınamazsa, Yalova’nın gelecekte çok büyük “su sorunu” ile karşılaşacağına inanıyorum.
“ Bugün, su sorunu vardır” demiyorum; “İleride su sorunu olacaktır , bunun için şimdiden önlem almaya başlayalım”, diyorum.
“Sorun yoktur” demekle, “Bakın yağmur başladı, artık su sorunu olmaz” demekle, giderek olgunlaşan sorun ortadan kalkmaz. Artık, geleceği şimdiden düşünüp, bazı önlemler alma zamanı gelmiştir. Olay çıkmadan önce önlem almak, hem de değişik alternatiflere göre hazırlıklı bulunmak, çağdaş insanın davranışıdır.
Bugünler, bizim iyi günlerimiz. Böyle giderse, ileride bu günleri çok arayacağız.
Su Sayıştayı sonunda açıklama yapıldı, “kuraklığa karşı önlem aldık” diye...
Orman Bakanı televizyonda, “her türlü önlemi aldık” dedi.
Yeşil Körfez Su Birliği, geçmişte açıklama yaptı: “ Baraj yüzde 60 dolunca, kapakları açıyoruz.”
Aklım ermiyor: Baraj, neden yüzde 100 doluluk oranında su biriktiremiyor?
Barajın ömrü uzatılmazsa, olacağı budur.
Yalova’nın su ihtiyacı, çok büyük ölçüde, Gökçe Barajı’ndan sağlanıyor. Bu baraj yapıma başlamadan önce, 1970 yılından başlamak üzere bu havzanın su debisinin (saniyede akan su miktarının) yıllar süren bir çalışmayla hergün ölçüldüğünü; barajı besleyecek su kaynaklarının ihtimal hesaplarıyla ayrıntılı olarak belirlendiğini; Gökçe Barajı suyunun hangi amaçlarla ve nasıl kullanılacağının çok ayrıntılı olarak hesaplandığını, biliyorum.
Endişem daha sonrası için... Bilimsel şekilde hazırlanan su kullanım kriterlerine ne kadar uyulduğunu, merak ediyorum. Örneğin, hazırlanan kriterler dışına çıkılıp, su verilmemesi gereken yerlere su verilmiş midir? Tüm şebekedeki basınç dengelerini bozacak uygulamalar var mıdır? Gökçe Barajı’ndan su alma hakları biten yerlere, su verilmeye devam edilmekte midir?
1996 yılının Mart ayında, Gökçe Barajı’nda bir basın toplantısı düzenleyen dönemin Yeşil Körfez Su Birliği Yönetimi, Gökçe Barajı’nın ömrünün 2013 yılına kadar olduğunu, açıklamıştı da, daha sonra ne gibi önlemler alınması gerektiğini, açıklamamıştı. Dostlar durum nedir?
Baraj su toplama havzası, giderek alüvyonlarla doluyor. Çıplak gözle bakınca, barajdaki zeminin yüksekliği göze çarpıyor. Barajın zemini yoğun bir balçık tabakasıyla dolmuş durumda…Bence, önce toprağın akması önlenmeli, sonra da akan toprak geri alınmalı...
Özellikle, derelerin baraja aktığı bölümdeki topraklar alınırsa, hem barajın ömrü uzar, hem de buradan elde edilen topraktan yararlanılabilir. Ayrıca, yazın suların azaldığı dönemler, barajın su almayan bölümlerindeki (tarım için çok bereketli olan) topraklar alınarak, yağmur mevsiminde daha çok su toplanması sağlanabilir. Halen uygulanan duruma göre, derelerle gelen topraklar barajı dolduruyor; barajın su toplama kapasitesi giderek düşüyor ; yağmur mevsiminde de ‘ su fazla toplandı, tehlikeli olur’ diye, suyun bir kısmı açılan kapaklarla atılıyor.
Artık, bu konuda şimdiden bir çalışma içine girmek gerekmiyor mu?
Gökçedere Barajı yapılırken, Yalova’nın belli bir nüfusu vardı. Baraj yapımı sırasında, bölgede artacak nüfus yoğunluğu mutlaka düşünülmüştür. Ancak, Yalova’nın nüfusunun beklenenden fazla arttığı görüşündeyim. Buna, devamlı artan konut yapılaşması, Kalıcı Konutlar, sanayi siteleri, Tersane yapımı, vb, ilâve edilirse, kanaatimce Gökçedere Barajı’nın mevcut kapasitesi bu artan yoğunluğu karşılayamayacaktır.
Ayrıca, baraj havzasında bulunan Üvezpınar ve Gökçedere mahallelerinde nüfus yoğunluğunu arttırmamak ve yeni alanları imara açmamak da gerekiyor. Zira bu durum, su havzasının genişletilmesi gerekirken, aksine daraltılmasına sebep olur.
Gökçedere Barajı’nın gelecekteki kapasitesi hesaplanırken, bölgedeki oluşumlar dikkate alınıyor mu ? Ya da, bölgede yeni yerleşim yerleri oluşturulurken, bunların su ihtiyacının nereden ve nasıl karşılanacağı hesaplanıyor mu? Yani, mevcut su rezervleri düşünülmeden, bölgede sanayi tesislerini arttırmanın (80- 90 civarında fabrika kurulacağı ifade edildi) ve konut yapımını teşvik etmenin, popülist politikacılık dışında bir anlamı var mı?
Küresel ısınma ile birlikte, barajdaki rezervuardan fazla buharlaşma olacağını düşünmek çok yersiz olmayacaktır. Buharlaşmanın neden olduğu su kaybını bir ölçüde önlemek için olası metotlar şimdiden tespit edildi mi?
Kaba bir harita incelemesinde görülüyor ki , Gökçe Barajı’na su getiren dereler, genellikle Haydariye Köyü hudutları içinde doğuyor. Köylüler, bu dereleri ileride başka amaçla kullanma yönüne gidebilirler, zaman zaman gidiyorlar da…Bu konuda da uzun vadeli düşünülüp, kalıcı gerekli önlemler alındı mı?
Gökçe Barajı’na gelen dereler üzerinde Alabalık çiftliklerinin olup olmadığı ve bu çiftliklerde kullanılan kimyasal maddelerin dere sularına karışıp karışmadığı incelendi mi? (Bu konuya mim koyun !..)
Baraj’a su getiren derelerin, (beklenen olası kuraklıkta) hiç yağmur yağmaması durumunda, Baraj’a olan katkıları incelendi mi?
Artık Yalovalı, ciddi ciddi düşünmelidir.
Basitçe söyleyelim: çocuklarımıza yaşanabilir/sürdürülebilir bir çevre mi bırakacağız? Yoksa, tarım alanlarına yapılmış Organize Sanayi Bölgeleri- sanayi tesisleri, turizm alanlarına yapılmış tersaneler, turist çekmek için tarım alanlarına yapılmış çok yıldızlı büyük oteller, birinci sınıf tarım ve turizm alanlarına kondurulmuş üniversite kampusları ve yeni yerleşime açılmış konut bölgeleriyle kaplı bir alan mı?
Tekrarlıyorum, Yalova İli’nin bir bütün olarak mevcut yer altı ve yerüstü su rezervleri, kentin gelecekte oluşturacağı olası yerleşim genişlemesi ve olası nüfus artışı dikkate alınarak, yeniden planlanmalı ve sürdürülebilir çevre göz önünde tutularak, yeni bir düzenlemeye geçilmelidir. (NOT: Bu satırları dışarıda yağmur yağarken yazıyorum. Aylık meteoroloji raporu veren ABD Meteoroloji istasyonu, gelecek hakkında olumlu işaret vermiyor. Sıkınca başvuracağımızı düşündüğümüz Yuvacık Barajı ve ona su veren Sapanca Gölü can çekişiyor.)
BU MU DÜZELEN EKONOMİ?
Memur maaşları 1 yılda dolar karşısında yüzde 15, euro karşısında yüzde 16 eridi. Türkiye ile Avrupa arasındaki maaş farkı 2,5 kattan 3’e yükseldi. Bütçe 1 ayda 11 aydan fazla açık verdi. Yıllık açık 18.4 milyar olarak gerçekleşti!..Bu mu düzelen ekonomi?
KÜÇÜK BİR HATIRLATMA:
Vefa, önemli bir duygudur, Yalova’nın “Vefa” ya ihtiyacı var!..
ATATÜRK DİYOR Kİ:
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…”
www.ahmetakyol.net
www.facebook.com/ahmet.akyol.1422