Bir insanın maddî durumu mu önemlidir, yoksa sağlığı mı? Bence sağlığı…
Bir toplumun ekonomik yönden kalkınmışlığı mı önemlidir, yoksa toplum sağlığının ön plânda olduğu bir çevre mi? Bence, toplum sağlığının ön plânda olduğu bir çevre.
Kanaatimce, global ısınma ve çevre kirliliğinin dünyayı yaşanmaz hale getirdiği günümüzde, kişilerin ve toplumların ekonomik çıkarları yerine, yaşanabilir bir çevrenin oluşturulması ve bunun büyük bir özen ve ihtimamla korunması şarttır.
Doğal çevreyi korumanın yolu da bilinçlenmekten geçer.
Zannediyorum 1986 yılıydı. O zamanlar, belirli bir makam ve mevkilerde görev yapan birkaç kişiyle birlikte, bir bölgede tetkik ve inceleme gezisi yaptıktan sonra, arabalıyla Kartal’a geçmek için, Karamürsel tarafından Yalova’ya geliyorduk.
Altınova’yı geçip, sanayi tesislerinin bulunduğu bölgeye gelince, beynimizden vurulmuşa döndük. Şahsen ben, gözlerime inanamadım. Birinci sınıf turizm ve tarım alanında, böyle bir tesisin varlığını aklım almıyordu. Uzun süre şaşkınlığımı üzerimden atamadığımı çok iyi hatırlıyorum.
O zamanlar Yalova’ya yerleşmem gündemde değildi ama, emekli olduktan sonra, 1993’te Yalova’ya geldik ve Çiftlikköy Sahil Mahallesi’ne yerleştik.
1999 depreminde, gökyüzünü kaplayan o kirli sarı havayı, insanın genzini yakan kokuyu, orada yaşadım.
“Sanayi tesislerinde asit tankları patlamış, buradan derhal kaçın, yoksa ölürsünüz” anonsunu orada duydum.
O gün, yüzlerce otomobilin korna çalarak, binlerce insanın çığlık çığlığa bağırarak korku içinde nasıl Yalova tarafına kaçtığını gözlerimle gördüm.
Bunların içinde, yakınlarını ya da komşularını, çaresizlikten, canlı canlı enkaz altında bırakanlar ve ölüme terk edenler de vardı..
Sonraları, deprem sırasında Altınkum’da oturan dostlarımla dertleştim, çektikleri sıkıntıları dinledim.
Taşköprü Beldesi’nde, su deposuna çıkıp, o pis havanın beldenin üzerine nasıl çöktüğünü, bizzat gözlemledim.
Çeşitli kaynaklarda, sanayi tesislerinin yer altı su rezervlerini tüketerek, Altınova’nın doğal dokusunu çökerttiğini okudum, yaşayanlarla bizzat dertleştim.
Yalova’da, ekonomik yönden kalkınacağız derken, doğal dokunun elden çıkması, içimi acıtıyor.
Yalova’da halen Tersane ve AKSA’nın Kömür Santrali gündemde…
Maliye Bakanlığı’nın Tersane’deki faaliyetlerle ilgili yürütmeyi durdurma kararı kamuoyunda pek yankı bulmadı ama, Kömür Santrali hakkında tartışmalar sürüyor.
Bazı basın ve yayın organlarının, Kömür Santrali’ne olan tepkileri ısrarla görmezden gelmelerine rağmen; bazı siyasi parti temsilcileri, bazı kamu ve kurum temsilcileri, bazı gazete ve sitelerdeki bazı köşe yazarları, bu yazılara yorum yapanlar son derece çarpıcı tespitlerde bulunuyorlar.
Yalova’yı seven ve Yalova’da yaşamayı tercih eden herkesin, bu yazılanları çok dikkatli okumalarını öneririm.
AKSA yöneticileri diyorlar ki: “Kurulacak olan santralde üretilecek olan buhar ve elektrik enerjisi düşük maliyetli olacak. Böylece üretiminin %40’ını ihraç eden AKSA, dış pazarlardaki rekabet gücünü devam ettirebilecek ve bu pazarlarda kalıcı olacak. AKSA ekonomik, düzenli ve güvenilir enerji temin edemezse, rekabet gücünü kaybederek üretimini uzun süre devam ettiremez.”
Doğrusu beni ilgilendiren, AKSA’nın rekabet gücünü kaybedip kaybetmemesi değil, Yalova’nın gelecekte sağlıklı- yaşanabilir bir kent olma özelliğini kaybedip, kaybetmemesidir.
Benim, gelecek nesillerin sağlığı ve doğal çevre için duyduğum endişe daha fazladır.
Mutlaka okunması gereken diğer köşe yazıları ve açıklamalarda son derece güzel ve aydınlatıcı bilgiler var. Aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum.
Sonuçta, ortada doğal olmayan bir durum var. Ve doğal olmayan bu durum, doğanın tahribatını hızlandıracak.
Ne kadar modern teknoloji kullanılırsa kullanılsın, doğaya, doğal olmayan atıklar verilecek. Buna göz yummak ve tepkisiz kalmak, doğanın elden çıkmasını kabul etmek demektir.
Bu arada, sorgulanacak olan sadece Yalova’da kurulması düşünülen Kömür Santrali değil, Yalova’da doğal dengenin bozulmasına sebep olan tüm faktörlerdir. Şüphesiz bu tespitin içinde, doğal dengeyi bozan sanayi tesisleri de vardır.
Son bir sözle yazımızı noktalayalım. Derler ki, “Yalaka inek, kasabın bıçağını yalar.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Sorgulanacak Olan Sadece Santral Değil
Bir insanın maddî durumu mu önemlidir, yoksa sağlığı mı?
Bence sağlığı…
Bir toplumun ekonomik yönden kalkınmışlığı mı önemlidir, yoksa toplum sağlığının ön plânda olduğu bir çevre mi?
Bence, toplum sağlığının ön plânda olduğu bir çevre.
Kanaatimce, global ısınma ve çevre kirliliğinin dünyayı yaşanmaz hale getirdiği günümüzde, kişilerin ve toplumların ekonomik çıkarları yerine, yaşanabilir bir çevrenin oluşturulması ve bunun büyük bir özen ve ihtimamla korunması şarttır.
Doğal çevreyi korumanın yolu da bilinçlenmekten geçer.
Zannediyorum 1986 yılıydı.
O zamanlar, belirli bir makam ve mevkilerde görev yapan birkaç kişiyle birlikte, bir bölgede tetkik ve inceleme gezisi yaptıktan sonra, arabalıyla Kartal’a geçmek için, Karamürsel tarafından Yalova’ya geliyorduk.
Altınova’yı geçip, sanayi tesislerinin bulunduğu bölgeye gelince, beynimizden vurulmuşa döndük.
Şahsen ben, gözlerime inanamadım.
Birinci sınıf turizm ve tarım alanında, böyle bir tesisin varlığını aklım almıyordu.
Uzun süre şaşkınlığımı üzerimden atamadığımı çok iyi hatırlıyorum.
O zamanlar Yalova’ya yerleşmem gündemde değildi ama, emekli olduktan sonra, 1993’te Yalova’ya geldik ve Çiftlikköy Sahil Mahallesi’ne yerleştik.
1999 depreminde, gökyüzünü kaplayan o kirli sarı havayı, insanın genzini yakan kokuyu, orada yaşadım.
“Sanayi tesislerinde asit tankları patlamış, buradan derhal kaçın, yoksa ölürsünüz” anonsunu orada duydum.
O gün, yüzlerce otomobilin korna çalarak, binlerce insanın çığlık çığlığa bağırarak korku içinde nasıl Yalova tarafına kaçtığını gözlerimle gördüm.
Bunların içinde, yakınlarını ya da komşularını, çaresizlikten, canlı canlı enkaz altında bırakanlar ve ölüme terk edenler de vardı..
Sonraları, deprem sırasında Altınkum’da oturan dostlarımla dertleştim, çektikleri sıkıntıları dinledim.
Taşköprü Beldesi’nde, su deposuna çıkıp, o pis havanın beldenin üzerine nasıl çöktüğünü, bizzat gözlemledim.
Çeşitli kaynaklarda, sanayi tesislerinin yer altı su rezervlerini tüketerek, Altınova’nın doğal dokusunu çökerttiğini okudum, yaşayanlarla bizzat dertleştim.
Yalova’da, ekonomik yönden kalkınacağız derken, doğal dokunun elden çıkması, içimi acıtıyor.
Yalova’da halen Tersane ve AKSA’nın Kömür Santrali gündemde…
Maliye Bakanlığı’nın Tersane’deki faaliyetlerle ilgili yürütmeyi durdurma kararı kamuoyunda pek yankı bulmadı ama, Kömür Santrali hakkında tartışmalar sürüyor.
Bazı basın ve yayın organlarının, Kömür Santrali’ne olan tepkileri ısrarla görmezden gelmelerine rağmen; bazı siyasi parti temsilcileri, bazı kamu ve kurum temsilcileri, bazı gazete ve sitelerdeki bazı köşe yazarları, bu yazılara yorum yapanlar son derece çarpıcı tespitlerde bulunuyorlar.
Yalova’yı seven ve Yalova’da yaşamayı tercih eden herkesin, bu yazılanları çok dikkatli okumalarını öneririm.
AKSA yöneticileri diyorlar ki:
“Kurulacak olan santralde üretilecek olan buhar ve elektrik enerjisi düşük maliyetli olacak. Böylece üretiminin %40’ını ihraç eden AKSA, dış pazarlardaki rekabet gücünü devam ettirebilecek ve bu pazarlarda kalıcı olacak. AKSA ekonomik, düzenli ve güvenilir enerji temin edemezse, rekabet gücünü kaybederek üretimini uzun süre devam ettiremez.”
Doğrusu beni ilgilendiren, AKSA’nın rekabet gücünü kaybedip kaybetmemesi değil, Yalova’nın gelecekte sağlıklı- yaşanabilir bir kent olma özelliğini kaybedip, kaybetmemesidir.
Benim, gelecek nesillerin sağlığı ve doğal çevre için duyduğum endişe daha fazladır.
Mutlaka okunması gereken diğer köşe yazıları ve açıklamalarda son derece güzel ve aydınlatıcı bilgiler var. Aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum.
Sonuçta, ortada doğal olmayan bir durum var.
Ve doğal olmayan bu durum, doğanın tahribatını hızlandıracak.
Ne kadar modern teknoloji kullanılırsa kullanılsın, doğaya, doğal olmayan atıklar verilecek.
Buna göz yummak ve tepkisiz kalmak, doğanın elden çıkmasını kabul etmek demektir.
Bu arada, sorgulanacak olan sadece Yalova’da kurulması düşünülen Kömür Santrali değil, Yalova’da doğal dengenin bozulmasına sebep olan tüm faktörlerdir.
Şüphesiz bu tespitin içinde, doğal dengeyi bozan sanayi tesisleri de vardır.
Son bir sözle yazımızı noktalayalım.
Derler ki, “Yalaka inek, kasabın bıçağını yalar.”
www.ahmetakyol.net