Kuzey Azerbaycan’da 1917 Bolşevik ihtilâlinden sonra, 28 Mayıs 1918’de Kuzey Azerbaycan Bağımsız Devleti kurulmuştu.
Bu devlet, 1 yıl 11 ay süren bağımsızlıktan sonra, tekrar Rusya’ya (Sovyetler Birliği) dahil edilmişti.
Azerbaycan, 1936’ya kadar, Kafkas (SFSR) Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti’nin bir üyesi oldu.
1963’ten sonra, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı. Azerbaycan’da, 28 Mayıs 1990’da, Bağımsızlık Bayramı olarak kabul edildi. SSCB’nin dağılmasıyla, 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını kazandı.
Azerbaycan sınırları içinde yer alan Dağlık Karabağ, Kafkas bölgesinin jeopolitik bakımdan hakim bir noktasındadır. Bugün, bölgede devam eden hakimiyet mücadelesinin temelinde de bu vardır.
Karabağ, tarihin ilk dönemlerinden beri, Türkler’in bir yerleşim yeriydi. Çarlık Rusyası Generali Sisyanov, 22 Mayıs 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda, “Karabağ coğrafya bakımından Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve buradaki dengeyi Rusya’nın lehine çevirmek için Müslümanların arasına Ermenilerin yerleştirilmesini önermişti.
Bölgede söz sahibi olmaya çalışan Ruslar, 1828-1829 Edirne Antlaşması’ndan sonra Anadolu Ermenilerini, Türkmençayırı Antlaşması’ndan sonra ise İran Ermenilerini Karabağ’a yerleştirdi. Sonra da, Türkleri azınlığa düşürme çalışmalarına hız verdi.
1877- 1978 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra da, çok sayıda Ermeni, Ruslar tarafından bölgeye yerleştirildi.
Bundan sonra da, etkili bir Rus politikasıyla, bölgedeki Müslüman Türkler, azınlığa düşürüldü.
Ve böylece Azeri- Ermeni çatışmaları da başladı.
Ermeniler, şüphesiz bölgedeki Rus askeri birliklerinden destek gördüler.
Bağımsızlığın ardından Azerbaycan dış politikasını belirleyici nitelikte iki önemli etken mevcuttu: Enerji kaynaklarının isletilerek dış pazarlara taşınması ve ateşkese karşın çözülmeyen Karabağ sorunu.
Ermenilerin toprak iddialarına cevap olarak, birkaç kez Dağlık Karabağ’ın Ermenistan haritasına eklenmesini sağlamaya çalışan SSCB yönetimi, Azerbaycan tarafının büyük uğraşları sonucu bu kararlarından vazgeçmeye mecbur kaldı.
Ocak 1989’da, özerk statüsüne son verilerek merkezî hükûmete bağlı bir komite tarafından yönetilmesine karar verilen Karabağ; daha sonra da, coğrafî bütünlük ve ulaşım kolaylığı nedeniyle Azerbaycan SSC’ye bağlandı.
Yörenin Ermenistan SSC’ye bağlanması için 1988’de Ermenilerin başlattığı gösterilerle iki cumhuriyet arasında tırmanan gerginlik, Sovyet yönetimi için önemli bir sorun yarattı.
SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasından sonra ayrılıkçı Ermeni güçlerle Azeriler arasındaki çatışmalar şiddetlenerek sürdü.
Söz konusu dönemde, Karabağ’da, Azerilerin yoğun olarak yaşadıkları köyler talan edildi, insanları vahşi usullerle katledildi.
Bu katliamlardan biri de, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı’da oldu.
Burada Ermeniler, Azerilere karşı büyük bir katliamda bulundular.
Bütün dünyanın gözleri önünde, Ermeniler, Hocalı’yı ele geçirmek için, 25 Şubat 1992 akşamı harekete geçtiler.
Ermeni silâhlı birlikleri, Ermeni kökenli subay ve askerlerin oluşturduğu, eski Sovyet ordusunun 366 nci Alayı, tarihin en büyük soykırımlarından birini yaptı.
Bu çapulcu sürüsü, 25/26 Şubat 1992 gecesi, yüzlerce insanın hayatına son verdi.
Şehir, yerle bir edildi.
Hocalı katliamında çoğu kadın ve çocuk olan 613 Azeri hayatını kaybetti. 487 kişi sakat kaldı. 1275 kişi, Ermeni esaretinin dehşetini yaşadı. 150 kişinin akıbeti ise hâlâ bilinmiyor.
Hocalı soykırımının üzerinden 15 sene geçti. Hocalı’da yaşanan olaylar,gözümüzün önünde oldu; canlı tanıkları, fotoğrafları, hatta kamera görüntüleri var.
Günümüzde, Ermeni Diasporası ve Ermenistan, Türk Milleti’ne ve Türk Dünyası’na dayanaksız iddialarla saldırırken, insan hakları gibi kavrama sahip olduğunu ileri süren bazı devletler de, Ermenistan ve Disaporasının güdümünde onları desteklerken, gözlerinin önünde cereyan eden barbarlıkları görmemezlikten gelmekte ve ses çıkarmamaktadırlar.
Hocalı soykırımını yok kabul eden Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, bakın ne diyor:
“Türkiye’nin 1915’teki soykırımı tanımaması, sadece ahlakî değil, ayrıca Ermenistan’ın ulusal güvenlik sorunudur. 1915 yılında olduğu gibi, işlediği suçu kabul etmeyen aynı komşuya sahibiz. Bu yapılanların tekrarlanma riski var.”
Dostlar, Koçaryan’ı böyle konuşturan, önce ABD, sonra Batı’dır. Hocalı’daki soykırımı görmeyen ve görmezlikten gelen de başta ABD, sonra yine Batı’dır.
Başta Ermenistan, Ermeni Diasporası ve onun destekçilerine karşı etkin olmanın tek yolu da, Türk Dünyası’nın birlik ve bütünlük içinde tek yumruk olarak karşı durmasıdır.
Ermeni vahşetinde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Konuya ilgi duyanların, www.human.az ve www.azerigenocide.org sitelerine bir göz atmalarını öneririm.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Hocalı Soykırımı
Kuzey Azerbaycan’da 1917 Bolşevik ihtilâlinden sonra, 28 Mayıs 1918’de Kuzey Azerbaycan Bağımsız Devleti kurulmuştu.
Bu devlet, 1 yıl 11 ay süren bağımsızlıktan sonra, tekrar Rusya’ya (Sovyetler Birliği) dahil edilmişti.
Azerbaycan, 1936’ya kadar, Kafkas (SFSR) Sosyalist Federatif Sovyet Cumhuriyeti’nin bir üyesi oldu.
1963’ten sonra, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti adını aldı.
Azerbaycan’da, 28 Mayıs 1990’da, Bağımsızlık Bayramı olarak kabul edildi.
SSCB’nin dağılmasıyla, 1991 yılında Azerbaycan bağımsızlığını kazandı.
Azerbaycan sınırları içinde yer alan Dağlık Karabağ, Kafkas bölgesinin jeopolitik bakımdan hakim bir noktasındadır. Bugün, bölgede devam eden hakimiyet mücadelesinin temelinde de bu vardır.
Karabağ, tarihin ilk dönemlerinden beri, Türkler’in bir yerleşim yeriydi.
Çarlık Rusyası Generali Sisyanov, 22 Mayıs 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda, “Karabağ coğrafya bakımından Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve buradaki dengeyi Rusya’nın lehine çevirmek için Müslümanların arasına Ermenilerin yerleştirilmesini önermişti.
Bölgede söz sahibi olmaya çalışan Ruslar, 1828-1829 Edirne Antlaşması’ndan sonra Anadolu Ermenilerini, Türkmençayırı Antlaşması’ndan sonra ise İran Ermenilerini Karabağ’a yerleştirdi. Sonra da, Türkleri azınlığa düşürme çalışmalarına hız verdi.
1877- 1978 Osmanlı- Rus Savaşı’ndan sonra da, çok sayıda Ermeni, Ruslar tarafından bölgeye yerleştirildi.
Bundan sonra da, etkili bir Rus politikasıyla, bölgedeki Müslüman Türkler, azınlığa düşürüldü.
Ve böylece Azeri- Ermeni çatışmaları da başladı.
Ermeniler, şüphesiz bölgedeki Rus askeri birliklerinden destek gördüler.
Bağımsızlığın ardından Azerbaycan dış politikasını belirleyici nitelikte iki önemli etken mevcuttu:
Enerji kaynaklarının isletilerek dış pazarlara taşınması ve ateşkese karşın çözülmeyen Karabağ sorunu.
Ermenilerin toprak iddialarına cevap olarak, birkaç kez Dağlık Karabağ’ın Ermenistan haritasına eklenmesini sağlamaya çalışan SSCB yönetimi, Azerbaycan tarafının büyük uğraşları sonucu bu kararlarından vazgeçmeye mecbur kaldı.
Ocak 1989’da, özerk statüsüne son verilerek merkezî hükûmete bağlı bir komite tarafından yönetilmesine karar verilen Karabağ; daha sonra da, coğrafî bütünlük ve ulaşım kolaylığı nedeniyle Azerbaycan SSC’ye bağlandı.
Yörenin Ermenistan SSC’ye bağlanması için 1988’de Ermenilerin başlattığı gösterilerle iki cumhuriyet arasında tırmanan gerginlik, Sovyet yönetimi için önemli bir sorun yarattı.
SSCB’nin 1991 sonunda dağılmasından sonra ayrılıkçı Ermeni güçlerle Azeriler arasındaki çatışmalar şiddetlenerek sürdü.
Söz konusu dönemde, Karabağ’da, Azerilerin yoğun olarak yaşadıkları köyler talan edildi, insanları vahşi usullerle katledildi.
Bu katliamlardan biri de, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde 7 bin kişilik nüfusa sahip ve coğrafi konumu itibariyle bölge için stratejik önemi olan Hocalı’da oldu.
Burada Ermeniler, Azerilere karşı büyük bir katliamda bulundular.
Bütün dünyanın gözleri önünde, Ermeniler, Hocalı’yı ele geçirmek için, 25 Şubat 1992 akşamı harekete geçtiler.
Ermeni silâhlı birlikleri, Ermeni kökenli subay ve askerlerin oluşturduğu, eski Sovyet ordusunun 366 nci Alayı, tarihin en büyük soykırımlarından birini yaptı.
Bu çapulcu sürüsü, 25/26 Şubat 1992 gecesi, yüzlerce insanın hayatına son verdi.
Şehir, yerle bir edildi.
Hocalı katliamında çoğu kadın ve çocuk olan 613 Azeri hayatını kaybetti.
487 kişi sakat kaldı.
1275 kişi, Ermeni esaretinin dehşetini yaşadı.
150 kişinin akıbeti ise hâlâ bilinmiyor.
Hocalı soykırımının üzerinden 15 sene geçti.
Hocalı’da yaşanan olaylar,gözümüzün önünde oldu; canlı tanıkları, fotoğrafları, hatta kamera görüntüleri var.
Günümüzde, Ermeni Diasporası ve Ermenistan, Türk Milleti’ne ve Türk Dünyası’na dayanaksız iddialarla saldırırken, insan hakları gibi kavrama sahip olduğunu ileri süren bazı devletler de, Ermenistan ve Disaporasının güdümünde onları desteklerken, gözlerinin önünde cereyan eden barbarlıkları görmemezlikten gelmekte ve ses çıkarmamaktadırlar.
Hocalı soykırımını yok kabul eden Ermenistan Devlet Başkanı Robert Koçaryan, bakın ne diyor:
“Türkiye’nin 1915’teki soykırımı tanımaması, sadece ahlakî değil, ayrıca Ermenistan’ın ulusal güvenlik sorunudur.
1915 yılında olduğu gibi, işlediği suçu kabul etmeyen aynı komşuya sahibiz. Bu yapılanların tekrarlanma riski var.”
Dostlar, Koçaryan’ı böyle konuşturan, önce ABD, sonra Batı’dır.
Hocalı’daki soykırımı görmeyen ve görmezlikten gelen de başta ABD, sonra yine Batı’dır.
Başta Ermenistan, Ermeni Diasporası ve onun destekçilerine karşı etkin olmanın tek yolu da, Türk Dünyası’nın birlik ve bütünlük içinde tek yumruk olarak karşı durmasıdır.
Ermeni vahşetinde hayatlarını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyorum.
Konuya ilgi duyanların, www.human.az ve www.azerigenocide.org sitelerine bir göz atmalarını öneririm.