Kurban Bayramı öncesinde, başlarken veya bayram içinde en çok tartışılan konulardan biri, “Kurban” tanımı ve uygulama biçimi oluyor!
Yıllardır bu böyle… Mutlaka yine tartışılacaktır!
Ben, Kurban Bayramı denince, (çocukluğumun bayramları hariç) öncelikle İstanbul Boğazı’ nı hatırlarım.
İstanbul Boğazı’ndaki yerleşim yerleri, dere ağızlarındadır. Boğaz’daki hemen her yerleşim merkezi bir dere ağzına kurulmuştur. Örneğin: Beşiktaş, Ortaköy, Kuruçeşme, Bebek, Arnavutköy, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Çubuklu, Küçüksu, Gümüşsuyu, Beykoz hep dere ağzına kurulmuş ve buradan genişlemiş yerleşim yerleridir.
Her Kurban Bayramı’nda, bu sözünü ettiğim dere ağızları kan yatağına döner, deniz kan rengine bürünür, gördüğünüz manzara karşısında içiniz acır.
Kurban kesmenin bizim için önemi, bir “Bayram” anlamı taşıması! İbadette “can alma nasıl bayram olur” konusu yıllardır, düşünülüp tartışılıyor. Kurban kesmenin sadece hac sırasında olacağı, bunun da bir ibadet olmadığı, Kuran’ı Kerim’de “Kurban Bayramı” konusu geçmediği, bunun dinî değil, sosyolojik bir olgu olduğunu da yine ilâhiyatçılar açıklıyor.
Biz, bayramları birlik, bütünlük ve kültürel değerlerimize sahip çıktığımız için önemsiyoruz. Ulusal ve dinî bayramlarımızı, ortak kültür değerlerimiz ve bizi bir millet haline getiren ortak bir değer olarak algılıyor ve bunu tereddütsüz kabul ediyoruz.
(Burada küçük bir parantez açalım; görünürde ulusal bayramlar giderek önemsizleştirildi, dinî bayramlar ise ulusal bayramların önüne geçti. Oysa her ikisi de toplum kültürü açısından çok önemlidir. Özellikle ulusal bayramlar olmadan dinî bayramların olamayacağını da anlamak gerekir!)
Eskiden bayramlarda herkes öncelikle büyüklerinin ayağına gider, sonra dost ve arkadaşlarını ziyaret ederdi.
***
Bayram denince, televizyon kanalları genellikle Boğaz köprülerini gösteriyor, bom boş… Eskiden bayramlarda herkes öncelikle büyüklerinin ayağına gider, sonra dost ve arkadaşlarını ziyaret ederdi.
Şimdi, bayramlar artık “TATİL” e döndü, aracına atlayan kaçacak delik arıyor. Resmî söylemler bile “Bayram tatili uzatıldı” şeklinde… Elbette bunda iletişimin giderek gelişmesi de oldukça önemli oldu.
Ben, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının sadece bayramdan bayrama hatırlanması yerine her zaman önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna samimiyetle inanan bir insanım. Bütün sene aranmamış bir insanın, bayramdan bayrama hatırlanması düşüncesi bile bana itici geliyor. Sadece bayramdan bayrama arama alışkanlığından zerrece hoşlanmıyorum.
Öneriyorum, önemsediğiniz insanı bayramdan bayrama lütfen arayacağınıza, herhangi bir zamanda arayıp hatırını sorun, gönlünü alın. Önemsemediğiniz bir insanı normal zamanda aramıyorsanız, bayramda da aramayın.
Bayramları “TATİL” bilip, hafta sonlarını da denk getirip, eşten dosttan uzaklaşmak, kabul edilebilir sosyal bir yardımlaşma ve dayanışma anlamı vermez.
Benim hayatım yatılı okullarda ve gurbette geçti. Bayram deyince, aklıma hemen “bayramda anneme/kardeşlerime giderim” der, başka bir şey düşünmezdim.
Neyse, Bayram Bayramdır, konuyu tatsızlaştırmayalım!
Kısacası ben, çocukluğumun millî ve dinî bayram günlerini çok büyük bir özlemle anıyor ve arıyorum.
Tüm inananların bayramlarının, kendi inançlarınca hayırlı ve hayırlara vesile olmasını diler; şanlı bayrağımızın özgürce dalgalandığı vatanımızın birlik ve bütünlüğünün sonsuza dek bozulmaması temennisiyle, en derin saygılarımı sunarım.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Her Gününüz Bayram Gibi Geçsin
Kurban Bayramı öncesinde, başlarken veya bayram içinde en çok tartışılan konulardan biri, “Kurban” tanımı ve uygulama biçimi oluyor!
Yıllardır bu böyle… Mutlaka yine tartışılacaktır!
Ben, Kurban Bayramı denince, (çocukluğumun bayramları hariç) öncelikle İstanbul Boğazı’ nı hatırlarım.
İstanbul Boğazı’ndaki yerleşim yerleri, dere ağızlarındadır. Boğaz’daki hemen her yerleşim merkezi bir dere ağzına kurulmuştur. Örneğin: Beşiktaş, Ortaköy, Kuruçeşme, Bebek, Arnavutköy, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Çubuklu, Küçüksu, Gümüşsuyu, Beykoz hep dere ağzına kurulmuş ve buradan genişlemiş yerleşim yerleridir.
Her Kurban Bayramı’nda, bu sözünü ettiğim dere ağızları kan yatağına döner, deniz kan rengine bürünür, gördüğünüz manzara karşısında içiniz acır.
Kurban kesmenin bizim için önemi, bir “Bayram” anlamı taşıması! İbadette “can alma nasıl bayram olur” konusu yıllardır, düşünülüp tartışılıyor. Kurban kesmenin sadece hac sırasında olacağı, bunun da bir ibadet olmadığı, Kuran’ı Kerim’de “Kurban Bayramı” konusu geçmediği, bunun dinî değil, sosyolojik bir olgu olduğunu da yine ilâhiyatçılar açıklıyor.
Biz, bayramları birlik, bütünlük ve kültürel değerlerimize sahip çıktığımız için önemsiyoruz. Ulusal ve dinî bayramlarımızı, ortak kültür değerlerimiz ve bizi bir millet haline getiren ortak bir değer olarak algılıyor ve bunu tereddütsüz kabul ediyoruz.
(Burada küçük bir parantez açalım; görünürde ulusal bayramlar giderek önemsizleştirildi, dinî bayramlar ise ulusal bayramların önüne geçti. Oysa her ikisi de toplum kültürü açısından çok önemlidir. Özellikle ulusal bayramlar olmadan dinî bayramların olamayacağını da anlamak gerekir!)
Eskiden bayramlarda herkes öncelikle büyüklerinin ayağına gider, sonra dost ve arkadaşlarını ziyaret ederdi.
***
Bayram denince, televizyon kanalları genellikle Boğaz köprülerini gösteriyor, bom boş… Eskiden bayramlarda herkes öncelikle büyüklerinin ayağına gider, sonra dost ve arkadaşlarını ziyaret ederdi.
Şimdi, bayramlar artık “TATİL” e döndü, aracına atlayan kaçacak delik arıyor. Resmî söylemler bile “Bayram tatili uzatıldı” şeklinde… Elbette bunda iletişimin giderek gelişmesi de oldukça önemli oldu.
Ben, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının sadece bayramdan bayrama hatırlanması yerine her zaman önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğuna samimiyetle inanan bir insanım. Bütün sene aranmamış bir insanın, bayramdan bayrama hatırlanması düşüncesi bile bana itici geliyor. Sadece bayramdan bayrama arama alışkanlığından zerrece hoşlanmıyorum.
Öneriyorum, önemsediğiniz insanı bayramdan bayrama lütfen arayacağınıza, herhangi bir zamanda arayıp hatırını sorun, gönlünü alın. Önemsemediğiniz bir insanı normal zamanda aramıyorsanız, bayramda da aramayın.
Bayramları “TATİL” bilip, hafta sonlarını da denk getirip, eşten dosttan uzaklaşmak, kabul edilebilir sosyal bir yardımlaşma ve dayanışma anlamı vermez.
Benim hayatım yatılı okullarda ve gurbette geçti. Bayram deyince, aklıma hemen “bayramda anneme/kardeşlerime giderim” der, başka bir şey düşünmezdim.
Neyse, Bayram Bayramdır, konuyu tatsızlaştırmayalım!
Kısacası ben, çocukluğumun millî ve dinî bayram günlerini çok büyük bir özlemle anıyor ve arıyorum.
Tüm inananların bayramlarının, kendi inançlarınca hayırlı ve hayırlara vesile olmasını diler; şanlı bayrağımızın özgürce dalgalandığı vatanımızın birlik ve bütünlüğünün sonsuza dek bozulmaması temennisiyle, en derin saygılarımı sunarım.