Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Başkanlık Ve Atatürk

Yazının Giriş Tarihi: 27.04.2015 05:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 27.04.2015 05:00

Başkanlık Sistemi: yasama, yürütme ve yargı kuvvetleri arasında sert ayrılığa dayanan temsili yönetim biçimidir; Parlamenter sistem gibi tarihsel gelişmenin ürünü olmayıp, Konfederasyon Maddeleri’ ni gözden geçirmek amacıyla, 1787’de Philadelphia’da toplanan kurultayca hazırlanan ABD Anayasası’yla oluşturulmuştur.

ABD’de yürütme organı Başkan, yasama organı iki meclisli Kongre’ dir.
Yürütme organını tek başına temsil eden Başkan, parlamenter sistemlerdeki Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ ın yetkilerini elinde bulundurur.

Başkan bu yetkilerini kullanırken parlamenter sistemdeki devlet başkanı gibi sorumsuzdur.

Yargı yoluyla görevden alınma yöntemi yalnızca “vatana ihanet, irtikâp, rüşvet, kamu malına zarar verme” gibi suçlar işlediğinde uygulanır.
Başkan, yürütme yetkilerini Senato’ nun onayı ile atadığı Sekreterleri aracılığıyla kullanır. Sekreterler sadece Başkan’ a karşı sorumludur; Kongre’ ye karşı siyasal sorumlulukları yoktur.

Başkanlık sisteminde yasama işlevlerini Senato ve Temsilciler Meclisi’ nden oluşan Kongre yerine getirir. Kongre, Başkan’ a karşı bağımsızdır. Başkan, Kongre’ yi feshedemez, yasa önerme hakkı kongre üyelerinindir. Başkan ve sekreterleri yasa öneremez.

Başkan’ın Kongre’ye karşı kullanabileceği en önemli yetki, yasaları veto yetkisidir. Kongre’ nin kabul ettiği metinlerin yasallaşması Başkan’ ın onaylaması koşuluna bağlıdır.

Başkanlık sisteminin öngördüğü sert kuvvetler ayrılığının, kuvvetler arasında çıkması olası anlaşmazlıkları önleyecek ve giderecek mekanizmaları içermemesi bir çok düşünürce kaygıyla karşılanmış;
Başkan’ın geniş yetkilerini kötüye kullanması durumunda kolayca bir diktatöre dönüşebileceği ileri sürülerek, başkanlık sisteminin asıl amacının tam tersine özgürlükleri tehlikeye sokabileceği savunulmuştur.
Başkanlık sisteminin ABD’de 200 yıldan beri başarıyla uygulanmasında ABD’ nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısının büyük payı vardır.
Başkanlık sistemi, ABD dışında genelde başarılı olamamış; özellikle Güney Amerika ülkelerinde Başkanlar Diktatörlere dönüşmüştür.
Günümüzde siyasi iktidar, “Başkanlık Sistemi” ni gündeme taşımakta; kamuoyuna yansıyan haber ve bunlara yapılan yorumlardan anlaşıldığına göre, kamuoyu da bu yönde hazırlanmaktadır.
Başkanlık konusu ATATÜRK zamanında da gündeme gelmiş,



ATATÜRK,

“…Padişahlıktan yeni kurtulduk. Başınıza yeni padişahlar mı arıyorsunuz?” diyerek reddetmişti.
Rahmetli Celal Bayar ile rahmetli Fahrettin Altay Paşa, bu konuda Sayın Taylan SORGUN’ a şunları anlatmışlardı:



CELAL BAYAR:

“…Cumhuriyet’in ilân edildiği günlerdi. Beş mebus bana geldiler. Siz İttihat ve Terakki günlerinden beri Mustafa Kemal Paşa’ yı iyi tanırsınız. Kuvayi Milliye ve sonraki zaman dahil. Gazi Paşa’ dan bir talepte bulunacağız ve diyeceğiz ki, Amerika’ daki gibi başkanlık olsun, siz de başkan olunuz. Sizin düşüncelerinizi almak isteriz. Kendilerine şu cevabı verdim: Sakın haa, böyle bir teklifte bulunmayınız. Çok sert cevap alırsınız. Çünkü o, meclis ve parlamento sistemini kabul eder.”



FAHRETTİN ALTAY:

“…ATATÜRK ile bazı meseleleri görüşüyorduk. Beş mebusu kabul etmişti. Mebuslar, ‘ Paşam Amerika’ daki gibi başkanlık olsun, siz de başkan olunuz’ demişlerdi. Bu teklif üzerine kaşlarını çatan ATATÜRK, onlara şu cevabı verdi:
- Siz ne diyorsunuz?! Padişahlıktan yeni kurtulduk. Şimdi gelecekte başınıza yeni padişahlar mı arıyorsunuz? Bizim sistemimizde esas meclis olacaktır. Böyle bir teklifi bir daha duymak bile istemiyorum.” (Bağımsız D. Sayı:1, 25- 31 Ocak 2013)



ATATÜRK Diyor ki:

“Amerikan sistemini memleketimizde tatbik etmeyi hiç hatırıma getirmedim; sistemsiz ve kanunsuz tarzda, Reisicumhurlukla Başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım bütün milletçe malumdur zannederim.” (Orhan ÇEKİÇ, “Son Yıl 1938”, Sayfa 67-68)
“Cumhuriyette: Meclis, Cumhurbaşkanı ve Hükûmet, halkın hürriyetini, güvenliğini ve rahatını düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar. Çünkü bunlar biliyorlar ki, kendilerini iktidara ve yetkili makamlara belirli bir zaman için getiren irade ve egemenliğin sahibi olan millettir. Ve yine bunlar bilirler ki iktidara saltanat sürmek için değil, millete hizmet için getirilmişlerdir. Millete karşı durum ve vazifelerini kötüye kullandıkları takdirde, şu veya bu şekilde, kendilerini milli iradenin kararı karşısında bulabilirler. Millet tarafından, millet adına, devleti idareye memur edilenler için, gerektiğinde millete hesap vermek zorunluluğu, laubalilik ve keyfi hareketle bağdaşamaz. Halbuki, kuvvetinin ve yetkisinin Allah’tan geldiğini ve yalnız ona karşı, ahrette hesap verilebileceğini varsayan, devleti, memleketi, miras kalmış mal mülk gibi kabul eden bir hükümdar, her türlü kayıttan kendini affedilmiş görür. Böyle bir idarede, milletin benliği, hürriyeti söz konusu bile olamaz. Bundan dolayı yetkisi sınırlı bile olsa, hükümdarlık şekli demokrasiye, milli egemenlik prensibine uygun değildir. Hükümetin belirli insanların, sınıfların elinde bulunması bile millet varlığının asla kabul edemeyeceği bir husustur.”(Atatürkçülük, Birinci Kitap, sayfa 43)
Görülüyor ki, ATATÜRK, Başkanlık sistemini ve kendisinin Başkan olmasını net bir şekilde reddetmiştir.

İnşallah, ATATÜRK’ ün sözleri dikkati çeker ve önemsenir.
Başkanlık sistemi, sadece bir başkanın seçilmesinden ibaret değildir. Türkiye’de Başkanlık Sistemi demek, Türkiye Cumhuriyeti yönetiminin, idarî ve siyasî yapılanmasının tepeden tırnağa değişmesi demektir. Sadece Türkiye’de değil, herhangi bir ülkede siyasal sistemde yapılacak kökten değişikliğin çok ciddi maliyetleri olacaktır. Umarım bu konuya tekrar dönüp ayrıntıları incelemeyiz.



FARKINDA MISINIZ?

Dünyanın en saygın araştırma şirketlerinden Gallup ile Colombia Üniversitesi’nin birlikte hazırladığı “Dünya Mutluluk Endeksi” nde, Türkiye; Cezayir, Türkmenistan, Endonezya ve Vietnam’ın gerisinde 76 ncı sırada yer bulabildi. (Sözcü, 25.4. 2015)

Türkiye’nin büyükelçisi olmayan ülke sayısı 7’ye çıktı: Mısır, İsrail, Suriye,Libya, Yemen, Vatikan ve Avusturya…Bu acı durum, Türkiye’nin “Sıfır Sorunlu” dış politikasının kırıklarla dolu karnesinin dökümüdür.



DÜNYANIN EN GÜLÜNÇ (KOMİK DEĞİL) SÖZÜ:

“Kaynak var mı, kaynak ?”



GÜNÜN SÖZÜ:

“Bir yerde suç varsa, orada adalet yoktur.” (Eflâtun)

ATATÜRK DİYOR Kİ:
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..”
www.ahmetakyol.net
www.facebook.com/ahmet.akyol.1422



Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.