Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Atatürk Ve Dış Politikada Barışın Önemi

Yazının Giriş Tarihi: 13.11.2023 10:31
Yazının Güncellenme Tarihi: 13.11.2023 10:31

Dış politika bir ülkenin uluslararası sistemden beklentileri, amaç ve hedefleridir.

Bir ülke ne kadar zengin, ne kadar güçlü olursa olsun tek başına yaşaması mümkün değildir. Yaşayabilmek için diğer devletlerle ilişki içinde olmak zorundadır. Bu ilişkiler savaş veya barış şeklinde olabilir. Atatürk’ ün dış politikası barış ilişkileri temeline dayanır.

Türkiye, 1923’ ten sonra Avrupa’ nın bütün güçlü ülkeleriyle komşu durumuna gelmişti. Doğuda Sovyetler, Irak sömürgesi dolayısıyla İngiltere, Suriye sömürgesi dolayısıyla Fransa, Ege adaları dolayısıyla İtalya ile komşu olmuştu.

Bu durumda stratejik önemi artan Türkiye, 1923’ ten sonra barışçı ve gerçek bir dış politika izlemişti.

Lozan Barış Antlaşması’ ndan sonra Türkiye, toplum hayatında değişiklikler yapan önemli devrim ve kalkınma hareketlerine girişti.

Atatürk’ ün amacı dışarıda barışçı bir politika takip ederek içerideki reformları başarmaktı. Reformların başarılması ise dışarıda barışçı bir politika izlemeyi gerektiriyordu.

Her konuda olduğu gibi, Atatürk’ ün dış politikası da gerçekçidir. Atatürk asla hayallere kapılmamış, gerçekleşmesi mümkün olmayacak şeylere teşebbüs etmemiştir.

Millî dış politikada millet, gerçekleşmesi güç hayalî emeller peşinde işgal edilmez ve zararlı hale getirilmez.

Dış politika kişilerin emelleri, hırsları ve arzularına dayanırsa sonuç felâket olur.

Dış politikada hedeflerin diğer konularda olduğu gibi “ Gerçek ve ciddî olabilmesi, milletin maddî ve manevî ihtiyaç kaynaklarından gelmesi”(1) gerekir.

Bu kaynakları devlet hayatında, fikir ve ekonomik hayatı gerçekleştiren faaliyetler içinde aramak uygun olur. Hayalî hedefler kaynak israfı yanında milletlerarası ilişkilere de büyük zararlar verir.

Atatürk der ki:

“ Büyük ve hayalî şeyleri yapmadan, yapmış gibi görünmek yüzünden bütün dünyanın düşmanlığını, kinini bu memleketin ve milletin üzerine çektik.

Biz Panislâmizm yapmadık. Belki ‘ yapıyoruz, yapacağız’ dedik. Düşmanlar da ‘yaptırmamak için biran önce öldürelim’ dediler. Panturanizm yapmadık. ‘Yaparız, yapıyoruz dedik, yapacağız’ dedik ve yine “ öldürelim” dediler. Bütün dava bundan ibarettir. Biz böyle yapmadığımız ve yapamadığımız kavramlar peşinde koşarak düşmanlarımızın adedini ve üzerimize olan baskıları arttırmaktansa, tabii halimize, asıl durumumuza geçerli olan durumumuza dönelim. Kendimizi bilelim. Bu nedenle biz hayat ve bağımsızlık isteyen milletiz. Ve yalnız ve ancak bunun için hayatımızı feda ederiz.”(2)

Bu demek değildir ki Türkiye dışında gelişen olaylarla ilgilenmeyeceğiz. Ancak bizim için esas olan, siyasî alanı Türkiye sınırları içinde muhafaza etmektir.

Atatürkçü Düşünce Sistemi, barış ister.

“Yurtta Barış, dünyada barış” ilkesini benimser.

Ancak barış isterken de gerçekçidir.

Atatürk’ ün barış ilkesi, her ne olursa olsun, barış içinde yaşamak isteği değildir.

Atatürk; dolayısıyla Atatürkçü Düşünce Sistemi, ülkenin güvenliğini amaçlayan bir barış ister; ülkenin geleceğini tehlikeye atan barışı değil!

Nitekim Atatürk, “Türkiye’ nin emniyetini amaçlayan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti, bizim daima prensibimiz olacaktır” (3) diyerek, istenilen barışın her şeyden önce güvenlik amacını takip eden bir barış olduğunu, diğer bir deyişle Türkiye’ nin güvenliğini sağlamaya yönelik olacağını, ancak Türkiye’ nin güvenliğini amaçlarken hiçbir milletin aleyhinde de olmayacağını, barış için belirttiği temel hükmün anlamının bu olduğunu açıkça belirtmiştir.

İçinde bulunduğumuz Orta Doğu bölgesi dünyanın en önemli ve aynı zamanda en sorunlu bölgesidir. Geçmişte de böyleydi, günümüzde de böyledir; gerginlik ve çatışma eksik olmamaktadır.

O kadar ki, bölgede, herkesin gözü önünde, karşılıklı, açık açık insanlık suçu işlenmektedir.

İçinde bulunduğumuz karışık coğrafyada barışı korumak için Atatürk’ ün askerî, siyasî, diplomatik felsefesi ve ilkeleri üzerinde düşünmek ve bunlara göre hareket etmek en gerçekçi çözüm olacaktır.

Atatürk’ ün Söylev ve Demeçleri, Cilt V, (Tamim ve Telgrafları), s.210. Atatürk’ ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 196. Atatürk’ ün Söylev ve Demeçleri, Cilt I, s. 356.

Cumhuriyetimizin İkinci Yüzyılı Hayırlı Olsun.

Aydınlık ve esenlik dolu günler dilerim.

NE MUTLU TÜRK’ ÜM DİYENE!

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.