Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Afet Yönetimi

Yazının Giriş Tarihi: 02.04.2020 10:00
Yazının Güncellenme Tarihi: 02.04.2020 10:00

Giderek artan bir korku kültürü de tüm dünyayı etkiliyor. Bugün bu konuda alınacak ya da alınması gereken önlemler konusunda acizane küçük bir fikir jimnastiği yapalım.

Ha, bu arada öncelikle belirtmeliyim, zihnimde oynaşan her fikri kurcalamak yerine, daha çok toplumu aydınlatacak bilgi dağarcığına katkıda bulunmak hadsizliğinde bulunacağım.

Eskiden afet denince aklıma hemen Sivil Savunma Teşkilâtı gelirdi.

1958 yılında kurulan Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’ nün, sivil savunma hizmetlerini yurt düzeyinde teşkilâtlandırmak, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlarda bu hizmetlerin plânlanmasını, uygulanmasını ve koordinasyonunu sağlamak ve denetimini yapmak; her türlü silâhsız, koruyucu ve kurtarıcı tedbirleri, acil kurtarma ve ilk yardım faaliyetlerini plânlamak ve yürütmek; afetlerde kurtarma, ilk yardım, acil iaşe ve geçici barındırma hizmetleri vermek gibi çok çeşitli ve ayrıntılı plânlanmış görevleri vardı.

Sivil Savunma Genel Müdürlüğü, 2009 yılında kapatılarak yetki ve sorumlulukları Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'na devredildi.

Yasalara göre T.C. İçişleri Bakanlığı’ na bağlı Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı (AFAD), “Afetlerde Türkiye’nin Ortak Gücü” anlayışıyla afet yönetimi faaliyetlerini plânlar, gerçekleştirir, yönlendirir ve koordine eder. Dünya genelinde arama kurtarma, insani yardım, tahliye ile transfer çalışmaları yürütür ve insani altyapılar kurar.

Buradan anladığım Türkiye’ de bir genel ülke çapında, bir de il il olağanüstü çeşitli afet durumlarında uygulanacak afet plânları olması gerektiğidir.

Bu plânlarda, çeşitli olağanüstü durumlar oluştuğunda, örneğin bir sel baskını, bir deprem, bir biyolojik saldırı, bir pandemik virüs salgını gibi durumlarda kim, ne maksatla, ne zaman, nasıl, nerede, ne yapacaktır sorularının yanıtları olması gerekir.

Bu bilgiyi neden verdin diye sorabilirsiniz?

Eskiden ülkenin karşılaşacağı her türlü olay/ durum/ afetler hakkında ayrıntılı önleyici plân ve projeler üreten ve hükûmete önerilerde bulunan ( Milli Güvenlik Kurulu bünyesinde)  Toplumla İlişkiler Başkanlığı vardı. Bu kurum 2003 yılında kapatıldı.

Burada genel bir değerlendirme yapalım: Hayatın her safhasında, genel ya da özel, her türlü olasılığı düşünerek, çok ayrıntılı plânlar yapma gereği ortadadır. Günümüzde Türkiye’ nin bir “Salgınlarla Mücadele Stratejisi “ nin olduğunu, (gelişen durumlara göre günlük önlemler değil) bu stratejik plân çerçevesinde karar alındığını ve buna göre uygulamalar yapıldığını düşünmek istiyorum.

Yalova Valiliği internet sitesinden yayımlanan “İl Umumî Hıfzısıhha Meclisi Kararları” nı ilgiyle takip ediyorum. Burada yapılması gerekenler yer alıyor. Burada merak ettiğim genel uygulamalar dışında Yalova ile ilgili olanlar neler? Özellikle bunları takip etmeye gayret ediyorum.

Yalova’ da durum tam olarak nedir, bilmiyorum. Takip etmeye çalıştığım yazılı basın ve sosyal medyada zihnimden geçen sorunlara yeterli yanıt bulduğumu söyleyemem. Yalova için haddim olmamasına rağmen, bir vatandaş sorumluluğuyla, küçük birkaç öneride bulunmak isterim.

Böyle bir afet/ bulaşıcı salgın sırasında bir dizi önlem olması gerektiği ortadadır. Örneğin:

Bulaşıcı salgının ülkeye/İl’e girmemesi için alınan önlemler,

Bulaşıcı ülkeye/ İl’e girdikten sonra alınacak önlemler,

Bulaşıcının teşhisi için alınacak önlemler,

Bulaşıcının tedavisi için alınacak önlemler,

Karantina uygulaması için önlemler,

Karantina ya da tedavi sonrası takip için alınacak önlemler.

Gecikmeksizin, acele ve çok hızlı şekilde, bütün bu önlemlerin her safhasında, ayrı bir ekiple, bir üst grubun koordinasyonunda, toplumun iaşe, ibate (barınma), sosyal hayatın emniyet ve güvenle sağlıklı olarak devamı için paralel uygulamalar yapılmalıdır. Devlete duyulan güven artırılmalı, vatandaş sahipsiz ve yalnız kaldığını düşünmemelidir.

Her haberi ilgiyle okuyup anlamaya çalışan sade bir vatandaş olarak, bütün bunların düşünüldüğünü, yeri geldikçe uygulamaya konulacağını varsayıyorum ve buna tüm kalbimle inanmak istiyorum.

Karantina uygulaması sadece belirli bir yaş grubunda olanların ya da bir yerleşim yerinde yaşayanların toptan sokağa çıkmasının önlenmesi değildir; çok ayrıntılı ve kapsamlı bir ön hazırlık, her alternatif düşünülerek çok ayrıntılı plânlama gerektirir!

Kanaatimce koronavirüs hastaları için ayrı bir hastane veya (Osmanlı’ nın son döneminde kullanılan Kavak, Tuzla ve Urla Tahaffuzhaneleri gibi) “Salgınla Mücadele Merkezi” oluşturulmalı, testler, tanılar, teşhis ve tedaviler, tecrit ve karantina uygulamaları burada yapılmalıdır. Bunun için açık ve kapalı stadyum tesisleri ideal alandır. Etrafı çevrilidir, burada tecrit kolaylıkla sağlanır. Bu bölgede karantina hizmeti de yapılabilir. Belirli oteller bu bağlamda karantina için kullanılabilir. Giren çıkan olmadığı takdirde konutlarda kalmak son derece uygundur ama her sabah evden çıkıp akşam dönenlerin olduğu evlerde karantina hizmeti uygulaması yapılamayabilir. Büyük konaklarda ve villalarda böyle bir tecrit uygundur ama az odalı ve kalabalık ailelerde bu pek sağlıklı sonuç veremez. İlçelerde de “Salgın Takip Merkezleri” oluşturulmalı, buraları İl Merkezi ile koordineli çalışmalıdır. Salgın ile görevlendirilmiş tüm sağlık personelinin güvenliğine azami derecede önem verilmeli, tıbbî malzeme eksiklikleri eğer varsa derhal giderilmeli; onların öncelikle emniyet, güven ve huzur içinde görev yapmaları sağlanmalıdır.

Salgın hastalıkla mücadele merkezlerinde yoğun yatak kapasitelerinin artırılması için gerekli önlemler alınmalıdır. Zira ulusal basında yer alan haberlere göre, OECD’ nin 2015- 2018 yılları arasını kapsayan güncel verilerinde Türkiye, 42 ülkenin yer aldığı listede 1 000 kişiye düşen 2,8 yatak ile 31’inci sırada yer alıyor.

Kanaatimce normal hastaneler, genel sağlık ihtiyaçları için mutlaka açık olmalı, burada teşhis ve tedaviler randevu usulü olmalı, randevular arasında da zaman aralıkları gözetilerek bekleyen hasta yoğunluğuna meydan verilmemelidir. Hastane girişlerinde mutlaka termal kameralar olmalı ve kapıdan girenlerin beden sıcaklıkları otomatik olarak ölçülmeli ve belirlenen derecenin üstünde bir sıcaklık görülünce derhal gereken yapılmalıdır. Bu hastanelerin her bölümünde sosyal mesafenin korunabilmesi için önlemler alınmalıdır.

Koronavirüs için gelen hastalar ile normal hastalar asla bir araya gelmemeli; virüslü hasta tedavisini yapan sağlık personeli ayrılmalı, diğer hastalarla ayrı bir sağlık personeli ilgilenmelidir.

Nüfus Müdürlüğü’ nde her hanede kimlerin oturduğu, bunların yaş durumları bellidir. Ayrıca Aile Hekimleri de kendi bölgelerindeki hasta ve yaşlıların durumunu bilmektedirler. Müşterek bir çalışmadan sonra belli yaş üzerindeki vatandaşların durumları belirli periyotlarla/ zaman aralığıyla kontrol edilebilir.

Elbette tüm hazırlıklar çok ayrıntılı bir plânlamayla derhal başlamalı; paralel çalışma içinde her türlü olumsuz olaya karşı ön alınmış olmalıdır!

Bu hazırlıklar mutlaka yapılmıştır ama artık yazdıklarımı heyecanıma verin!

Herhalde bu kadar malûmatfüruşluk ( bilgiçlik taslamak) yeter!

Televizyonlarda gördüğüm ve duyduğum kadarıyla, malûm yaştan dolayı evde kalması gerekenlerdeniz. Toplumun umursamaz duyarsız bir kesimi halen tehlikenin ya farkında değil, ya da farkında olmak işine gelmiyor ve son derece sorumsuz davranıyor. (Hijyen konusuna kısmet olursa bir başka yazıda değinmek istiyorum.)

Kimileri ise maalesef ekonomik ve sosyal dalgalanmanın doğuracağı sonuçları ya görmek ya da anlamak istemiyor.

Virüs salgını nedeniyle gözümüz kulağımız hastanelerde ve doktorlarda… Bu arada eczanelerde çalışanları da unutmayalım, onlar da her türlü tehdide açık durumdalar. Sağlıklı geleceğimiz, sağlık personelinin elinde… Bu durumda doğal olarak bütün dikkatimiz de onların üzerinde…

Haberleri izliyorum, ülke genelinde tüm sağlık personeli, canını dişine takarak ve her türlü tehlikeyi göze alarak çalışıyor. Onların ihtiyaçlarının öncelikle karşılanması gereği ortadadır. Salgınla mücadeleden en az kayıpla çıkmamız, sağlık çalışanlarının en az kayıp vermesine bağlıdır ve sağlık çalışanlarının sağlığı, halk sağlığımızın garantisidir.

Kendi iç ihtiyaçlarımızı çözümledikten sonra ihtiyacı olan ülkelere yardımda bulunmak insanlık görevidir. Sağlık tek elden idare edilmeli, özelleştirilmeye gidilmemelidir.  Yapılan ve yapılacak uygulamalar açık, net, anlaşılır ve son derece şeffaf olmalıdır!

Ortada bir sorun varsa ve eğer kişi o sorunun farkındaysa, kendisi de o sorunun bir parçası demektir. Bu düşünceden hareketle, kimseyi rencide etmeden, kimseye saygısızlıkta bulunmadan, devletin uygulamalarına aynen uyarak ve bu konuda herkesin istenen kurallara uymasını isteyerek düşüncelerimi paylaşmak istedim. Hepsi bu!

Yazımızı, küçük bir ankdotla sonlandıralım.

Cerrah doktorun telefonu çalar;

“Efendim!”

“Hocam, ben hastaneden arıyorum. Çok ağır bir hastamız var. Acilen ameliyata alınması gerekiyor, hemen gelebilir misiniz?”

“Hemen geliyorum.”

Doktor bulunduğu mekânı hemen terk eder, aracına atladığı gibi hastahanenin yolunu tutar. Yolu biraz uzundur ama hiçbir yerde durmaksızın, olabilecek en kısa zamanda hastahaneye varır. Aracından iner, binaya girer ve ameliyat giysilerini giymek için odasına giderken, acil durumdaki hastanın babası karşısına çıkarak hışımla sitemde bulunur;

“Benim oğlum can çekişiyor, siz keyif yapıyorsunuz. Neden bu kadar geciktiniz? Sizin kendi oğlunuz olsaydı bu kadar gecikir miydiniz?”

Doktor, gülümsemeye çalışarak alttan alır,

“Duyar duymaz hemen geldim, merak etmeyin!”

Hastanın babası ise onu dinlemeden yüksek sesle söylenmeye devam etmektedir.

Doktor hazırlığını yapar ve yardımcılarıyla birlikte ameliyata girer. Ameliyat iki saat kadar sürer. Baba dışarıda heyecan içinde ameliyattan gelecek haberi beklemektedir.

Neden sonra kapı açılır ve ameliyatı yapan doktor kimseye bakmadan hızla uzaklaşır.

Kısa süre sonra doktorun yardımcısı dışarı çıkar ve hastanın babasına gülümseyerek yaklaşır ve,

“Mükemmel bir ameliyat oldu. Oğlunuz en kısa sürede sağlığına kavuşacak ve ayağa kakacak” der.

Baba, bir an sevindikten sonra sitemine başka şekilde devam eder;

“Bunu ameliyatı yapan o doktor söyleyemez miydi? Yüzüme bile bakmadan çekti gitti. Ameliyat için de zaten çok geç kalmıştı.”

Ameliyatı yapan Cerrah Doktorun yardımcısı olan genç doktor, gözleri dolu dolu ona şu cevabı verir;

“Hocam çok iyi bir insan ve çok iyi bir doktordur. Dün oğlunu bir trafik kazasında kaybetti. Bugün cenaze töreni vardı. Haber alınca töreni yarım bırakıp buraya oğlunuzu ameliyat etmek için geldi. Şimdi de toprağa verildiğini göremediği oğlunun mezarına gidiyor.”

Tüm sağlık çalışanlarına saygılarımı sunuyorum!

Unutmayalım: Hastalığın yayılma riskinin azalması, bulaşmayı engellemekle önlenebilir. Resmî devlet görevlilerin uyarılarını dikkate almak ve kolluk güçlerine her bakımdan yardımcı olmak herkesin görevidir.

ATATÜRK Diyor ki:

"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur."

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
Yükleniyor..
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.