Küçük kazanımları bile ihtirasla edinme eğilimi olanlar için söylenecek tek söz vardır, onlar açgözlüdür!
Oysa açgözlülük yaşarken kendini öldürmek demektir.
Açgözlülük, kopya yaşamlar peşinde koşmak ve hayatı ıskalamaktır.
Kronik açlıktan mustarip doyumsuz tip olan açgözlü insanların çoğunun yaşamı, çok daha aza muhtaç olarak son nefeslerini vermeleriyle sonuçlanır.
Haris ve ikiyüzlü olan açgözlüler, mala mülke doymazlar ama “Sahip oldukların zamanla sana sahip olurlar” sözünün ne anlama geldiğini idrakten yoksundurlar.
İnsanın yapısındaki bitmek tükenmek bilmeyen daha fazlasına sahip olma isteğinin sonu yoktur ve bu yolda kaybolan insan sayısı da hiç az değildir.
Tamah, aslında yokluğa açılan penceredir.
Gözü doymayan insanın içi çoğu zaman boştur, övünme dışında kendisi ile ilgili anlatacak bir şeyi de yoktur.
Elbette ağrısı, sızısı, bedbaht hayatı dışında…
Oysa yaşam, bütün yaşanırlığıyla kendi avuçlarının içindedir.
Bir Kızılderili hikâyesi vardır:
Yaşlı Kızılderili reis kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izlemektedir.
Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtır.
On iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli bu iki köpek dedesinin kulübesinin önündedir.
Dedesi bu iki iri köpeği devamlı göz önünde tutmaktadır.
Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpek yeterliyken, dedesinin neden ikinci bir köpeğe ihtiyaç duyduğunu ve neden bunların renklerinin siyah ve beyaz olduğunu merak eder.
O merakla dedesine sorar,
“Dede bu iki köpeği niye hep kulübenin önünde tutuyorsun? Hem de niye biri siyah diğeri beyaz? “
Yaşlı reis, torununun sırtını sıvazlarken bilgece gülümser,
“Onlar benim için simgedir.”
Çocuk,
“Neyin simgesi?”
Yaşlı Reis,
“ İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen gördüğün şu iki köpek gibi, iyilik ve kötülük durmadan içimizde mücadele eder. Onları seyrettikçe ben hep bunları düşünürüm. “
Küçük çocuk bir müddet köpekleri seyrettikten sonra tekrar dedesine döner,
“Peki, hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Bilge Reis, derin bir gülümsemeyle bakar torununa,
“Hangisi mi evlât? Ben hangisini beslersem o kazanır.”
***
Birinin evine gittiğinizde, kapısını sana açıyorsa, fark ettiğin ilk şey avizedeki toz, televizyonun üzerindeki toz, masadaki toz oluyorsa, bir daha o eve gitme…
Bunun sebebi evin temiz olmaması değil, senin kalbinin temiz olmamasıdır.
Çünkü birisi sana evini açıyor, yuvasını açıyor, alanını açıyor, senin için yemek pişiriyor, sana yemek, barınak, kahkaha veriyor, her neyse…
Sen ise oturup kirli sehpayı, lavabodaki tek tabağı fark ediyorsun!
Böyle bir dostu hak etmiyorsun!
Eğer yargılayıcı bir insansan, evinde otur, çünkü gerçek dostluk yargıyla ilgili değildir.
Gerçek dostluk iki kalbin bağ kurması ve birbirine destek olmasıdır.
***
Günün Sözü:
“ Anne veya babanızı huzurevine götürürken evlâdınızı da yanınıza alın ki, yolu öğrensin!”
***
Bu günlük de bu kadar olsun.
Aydınlık ve esenlik dolu günler dilerim.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!
Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Ahmet Akyol
Açgözlülük Ve Tamah
GÜNAYDIN Değerli Okurlar,
Küçük kazanımları bile ihtirasla edinme eğilimi olanlar için söylenecek tek söz vardır, onlar açgözlüdür!
Oysa açgözlülük yaşarken kendini öldürmek demektir.
Açgözlülük, kopya yaşamlar peşinde koşmak ve hayatı ıskalamaktır.
Kronik açlıktan mustarip doyumsuz tip olan açgözlü insanların çoğunun yaşamı, çok daha aza muhtaç olarak son nefeslerini vermeleriyle sonuçlanır.
Haris ve ikiyüzlü olan açgözlüler, mala mülke doymazlar ama “Sahip oldukların zamanla sana sahip olurlar” sözünün ne anlama geldiğini idrakten yoksundurlar.
İnsanın yapısındaki bitmek tükenmek bilmeyen daha fazlasına sahip olma isteğinin sonu yoktur ve bu yolda kaybolan insan sayısı da hiç az değildir.
Tamah, aslında yokluğa açılan penceredir.
Gözü doymayan insanın içi çoğu zaman boştur, övünme dışında kendisi ile ilgili anlatacak bir şeyi de yoktur.
Elbette ağrısı, sızısı, bedbaht hayatı dışında…
Oysa yaşam, bütün yaşanırlığıyla kendi avuçlarının içindedir.
Bir Kızılderili hikâyesi vardır:
Yaşlı Kızılderili reis kulübesinin önünde torunuyla oturmuş, az ötede birbiriyle boğuşup duran iki köpeği izlemektedir.
Köpeklerden biri beyaz, diğeri siyahtır.
On iki yaşındaki çocuk kendini bildi bileli bu iki köpek dedesinin kulübesinin önündedir.
Dedesi bu iki iri köpeği devamlı göz önünde tutmaktadır.
Çocuk, kulübeyi korumak için bir köpek yeterliyken, dedesinin neden ikinci bir köpeğe ihtiyaç duyduğunu ve neden bunların renklerinin siyah ve beyaz olduğunu merak eder.
O merakla dedesine sorar,
“Dede bu iki köpeği niye hep kulübenin önünde tutuyorsun? Hem de niye biri siyah diğeri beyaz? “
Yaşlı reis, torununun sırtını sıvazlarken bilgece gülümser,
“Onlar benim için simgedir.”
Çocuk,
“Neyin simgesi?”
Yaşlı Reis,
“ İyilik ile kötülüğün simgesi. Aynen gördüğün şu iki köpek gibi, iyilik ve kötülük durmadan içimizde mücadele eder. Onları seyrettikçe ben hep bunları düşünürüm. “
Küçük çocuk bir müddet köpekleri seyrettikten sonra tekrar dedesine döner,
“Peki, hangisi kazanır bu mücadeleyi?”
Bilge Reis, derin bir gülümsemeyle bakar torununa,
“Hangisi mi evlât? Ben hangisini beslersem o kazanır.”
***
Birinin evine gittiğinizde, kapısını sana açıyorsa, fark ettiğin ilk şey avizedeki toz, televizyonun üzerindeki toz, masadaki toz oluyorsa, bir daha o eve gitme…
Bunun sebebi evin temiz olmaması değil, senin kalbinin temiz olmamasıdır.
Çünkü birisi sana evini açıyor, yuvasını açıyor, alanını açıyor, senin için yemek pişiriyor, sana yemek, barınak, kahkaha veriyor, her neyse…
Sen ise oturup kirli sehpayı, lavabodaki tek tabağı fark ediyorsun!
Böyle bir dostu hak etmiyorsun!
Eğer yargılayıcı bir insansan, evinde otur, çünkü gerçek dostluk yargıyla ilgili değildir.
Gerçek dostluk iki kalbin bağ kurması ve birbirine destek olmasıdır.
***
Günün Sözü:
“ Anne veya babanızı huzurevine götürürken evlâdınızı da yanınıza alın ki, yolu öğrensin!”
***
Bu günlük de bu kadar olsun.
Aydınlık ve esenlik dolu günler dilerim.
Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!
Ne Mutlu Atatürk’ ün İzinden Gidene!