Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Okuyan: ”Atatürk’ten Bahsetmek Nerdeyse Suç Olacak”

Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan yaptığı yazılı açıklamada “Öyle bir hava estirilmek isteniyor ki, Atatürk’ten bahsetmek “gericilik”, Türklükten bahsetmek ise handiyse suç ilan edilecek! Hatta,

Haber Giriş Tarihi: 13.02.2007 00:00
Haber Güncellenme Tarihi: 01.01.1970 02:00
Kaynak: Haber Merkezi
yalovamiz.com

Hür Parti Genel Başkanı Yaşar Okuyan yaptığı yazılı açıklamada “Öyle bir hava estirilmek isteniyor ki, Atatürk’ten bahsetmek “gericilik”, Türklükten bahsetmek ise handiyse suç ilan edilecek! Hatta, Kurtuluş Savaşı üzerine konuşmak bile, az kaldı, “savaş suçu” ve ırkçılık olarak ilan edilecek! “ dedi.

Okuyan yaptığı açıklamada sşöyle konuştu: 2003 yılı başından bu güne kadar AB lobilerinden sürekli olarak Kemalizm’den kurtulmamız, Cumhuriyet’in kuruluş değerlerini terk etmemiz, Lozan Anlaşmasını bir kenara bırakmamız, ulusal ve üniter devlet sistemimizi değiştirmemiz telkin edilmektedir. Bu talepler, küstahça, Avrupa Parlamentosu ve Komisyon kararlarına kadar da, üslup farklılıkları ile, yansımış bulunmaktadır. Bir müddettir, bazı davalar bahane edilerek, bir de 301. Madde tartışması hem içeride hem de dışarıda yoğun bir kampanyaya dönüştürüldü. 301. Madde ile ilgili ne olup bittiğini daha açık anlayabilmek için, bu arka planı unutmamak gerekmektedir. Öyle bir hava estirilmek isteniyor ki, Atatürk’ten bahsetmek “gericilik”, Türklükten bahsetmek ise handiyse suç ilan edilecek! Hatta, Kurtuluş Savaşı üzerine konuşmak bile, az kaldı, “savaş suçu” ve ırkçılık olarak ilan edilecek! Bütün bu gayretlerin altındaki esas telaşın ekonomik olduğunu anlamamız gerekmektedir. Ulusal değerlere savaş açan, ulusal çıkar kavramını yok ederek dünya ülkelerini esaret ve abluka altında tutmaya çalışan Küresel tehdidin günümüz dünyasında vardığı nokta, ulus, ulusal çıkar, Kemalizm, üniter devlet vb. kavramları da kendi önünde ciddi bir engel olarak görmekte ve bunları yıkarak amacına ulaşmak istemektedir. Biz, işin bu Küresel boyutunu anlıyoruz.Anlamakta zorlandığımız, ülke içinde bazı çevrelerin böylesi bir emperyalist propaganda savaşında rol üstlenmeleridir. Bazı çevrelerin üstlendiği bu rolün arkasında, herhalde, Soros’lardan, AB fonlarından gelen para ve desteklerin payı büyük olsa gerek. 301. Maddeye rağmen, bakın, kendini entelektüel sanan bir zır cahil neler yazabiliyor gazete köşesinde: “Türklüğü korumak uğruna! Türklüğü korumak bu mudur ve Türklüğün korunmaya değer bir tarafı var mıdır? Milliyetçiliğin savunulacak bir tarafı var mıdır? ... Birçok gündelik gerçekle birlikte Hrant’ın öldürülmesi de, Türklüğün hiç de gurur duyulacak bir şey olmadığını, korunmak bir tarafa, bertaraf edilmesi gerektiğini göstermiş oldu. Hrant’ın öldürülmesi, bir şeyi daha gösterdi: Türklerin de, bütün öbür milletler gibi, bir soykırım yapabileceğini. 1915’te Ermenileri katledenlerden daha fazla insan yaşıyor şu anda Türkiye’de birilerini katletmeye amade. 90 yılda eriştiğimiz aşama bu işte. 1915’i tartışadurun siz, Türkler Hrant’ı öldürmekle 19 Ocak 2007’de bir soykırım daha gerçekleştirmiş oldu. Hiçbir zaman gurur duymamıştım, ama artık Türk olmadığımı ilan etme ihtiyacıyla kavruluyorum.” İğrenç bir cinayet bahane edilerek içlerindeki kin ve nefreti, ucuz bir kahramanlık sevdası ile, bu şekilde ortaya koyanlara tek örnek, bu yukarıda üzülerek aktardığım yazıdan ve yazarından ibaret değil. Bu tür, içinde zerre miktarda fikir barındırmayan, sadece ve sadece kin kusan, toplumsal tahrik yapan yazıların sayısı giderek de çoğalıyor. 301. Maddenin varlığında bu tür yazılar kaleme alınıyor ise, arzu ettikleri şekilde bu madde kaldırılır ise acaba ne yazacak ve neleri söyleyecekler? Türklüğe, Türk ulusuna, Atatürk’e, ulusal değer olarak bu halkın sahip çıktığı tüm değerlere açık olarak sövmek, küfretmek serbest mi olacak? 301. Madde kaldırılsın veya değiştirilsin diye gayret gösterenlerin derdi, rahatça bu ülkeyi oluşturanların değer kabul ettiği her şeye küfredebilmek midir?

Küfretmek, aşağılamak, sorumsuzluktan öte, düşünce ifade etmekle de, ifade özgürlüğüyle de alakası olmayan marazi bir ruh halinin dışa vurmasıdır. Sokak ortasında sağa sola küfreden insanları gördüğünüzde geri çekilir ve o kişinin nezaret altında akıl hastanesine kapatılmasını istersiniz. Peki, köşesinde ağzına gelen hakareti etmeyi ucuz bir kahramanlık olarak, marifet olarak görenleri bu toplum seyir mi edecektir?

İşin tuhafı, bize 301. Maddeyi kaldırmamızı öneren, bu konuda fırsat bu fırsattır diyerek bastırdıkça bastıran AB lobileri, dönüp kendi ülkelerinde benzeri ceza maddeleri olduğu gerçeğini neden acaba hatırlamak istememektedir? Neden, Avrupa ülkelerinin ezici çoğunluğunda, hem de AB’nin kurucusu ve çatısını oluşturan ülkelerde var olan yasa maddelerinin bir benzerine Türkiye’de tahammül gösteremiyorlar? Bu çifte standardın, ikiyüzlülüğün anlamı ne? Örneğin, Alman Ceza Kanununun 90. maddesi, devleti ve onun sembollerini tahkir etmeyi suç kabul etmiyor mu? Bu suç, “Alman Federal Cumhuriyetinin varlığına veya anayasal ilkelere” karşı işleniyorsa beş yıla kadar hapis cezası önerilmiyor mu? İtalyan Ceza Kanununda yer alan bazı maddelerle, “Cumhuriyetin, Anayasal Kurumların ve Silahlı Kuvvetlerin Aşağılanması”, “İtalyan ulusunun aşağılanması”, “bayrağın veya devlete ait diğer bir sembolün aşağılanması” üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmıyor mu?

Benzeri ceza maddeleri Polonya, İspanya, Danimarka gibi ülkelerde yok mu? Fransa ve İngiltere’de, ulusal değer kabul edilenlere karşı benzeri bir şekilde saldırılır ve aşağılanır, hakaret edilirse, acaba, bu ülkelerde hem halk, hem devlet, hem de yargı organları ne yapar? Bu ve benzer suçlardan dolayı, adını saydığımız bu ülkelerde hapishanelerde kaç kişi yatmaktadır? Onlarda yasak olanların bizde serbest olması neden isteniyor? Böylesi bir “serbestiyet”, ilerleme midir, yoksa teslimiyet mi? Böylesi bir “serbestiyet”, toplumsal gerginliği azaltır mı, yoksa tehlikeli boyutta arttırır mı? 301. Maddeyi kaldırmak kime ne yarar getirir? Bütün bu gerçekleri alt alta koyduğunuzda, 301. Maddeyi kaldırmaya yönelik kampanyanın abesle iştigal etmek olduğunu görüyorsunuz. Yalnız bir abesle iştigal olsa, gülünüp geçilirdi! Aynı zamanda, bu maddeyi kaldırma talebi, Türkiye üzerinde oynanan oyunların yeni bir hesaplaşma noktasını oluşturmaktadır: Direncimizi kırmak, aşağılamak, yazımızın başında belirttiğimiz hedeflere ulaşmakta köprü başı tutmak için bir hesaplaşma!

İktidar ise, dışarıdan gelen her dayatmada olduğu gibi, bu konuda da Türkiye ile, gönül bağlaşıklığı içinde oldukları Batının emperyalist lobileri arasında kararsız bir duruş sergilemektedir. Bir bakan çıkıyor, haklı olarak, “301. madde ayıpsa bu ayıbı bir çok AB ülkesi de taşıyor” diye tepki gösteriyor, ama başka bir bakan da 301. Maddenin değiştirileceği sinyalini veriyor. Başbakan ise, sanki her konuda sivil toplum örgütlerini adam yerine koyuyormuş gibi, işin sorumluluğunu sivil toplum kuruluşlarına atmanın ve böylelikle de “kalben” istekli olduğu ama yükselecek iç tepkiden tam da seçim senesi korktuğu için ikircikli davranmanın yolunu tutuyor. Sivil toplum kuruluşu dendi mi neyi anlayacağız? Soros’dan beslenenleri bir kanara koyacak olursak, ülkede var olan ezici çoğunluktaki sivil toplum kuruluşu böylesi bir değişikliğe kesinlikle karşı durmaktadır. Gerçekler ortadadır. Tevile, lafı dolandırmaya, gerek olmayacak kadar açıktır. Uyarıyoruz: 301. Maddenin değil toptan kaldırılmasını, noktasına, virgülüne bile dokunulmaması gerektiğini, bu tür bir oyuna girmekten iktidarın vazgeçmesi lazım geldiğini söylüyoruz.

Avrupa ve Amerika’ya karşı verilen tavizler, Kıbrıs’ta, Irak’ta yaşanılanlar konusunda iktidarın ulusal çıkarları gözardı eden davranışları, insanımızı gerginleştirmiş ve iktidarın sorgulanmasını getirmiştir. Şimdi bir de 301. Madde ile oynanırsa, ulusal değerlere küfrederek ortalıkta dolaşmayı marifet bilen akıl noksanı bazı zavallıları memnun edeceklerdir ama halkımızın ezici çoğunluğunun da nefretini üzerlerinde toplayacaklardır. Unutulmasın ki, hukuk, aynı zamanda sosyolojik bir gerçekliktir de.

Bir milletin isteseniz de üstünden atamayacağınız tarihsel gerçekleri ile, sosyolojik hal’ine aykırı girişimlerin kimseye hayrı olmayacaktır. Üstelik, bu girişimlerin küresel, emperyalist bir gerçekliğin üzerine oturuyor olması, tahammül sınırlarının aşılmasını da beraberinde getirir. İktidardakiler, bardağın dolduğunu, tahammül sınırlarının zorlandığını anlamak zorundadırlar.”

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.