MHP İl Başkanı Hasan Topçular yaptığı yazılı açıklamada Türk halkının Fransa’yı aldığı kararla asla affetmeyeceğini söyledi.
Haber Giriş Tarihi: 16.10.2006 00:00
Haber Güncellenme Tarihi: 01.01.1970 02:00
Kaynak:
Haber Merkezi
yalovamiz.com
MHP İl Başkanı Hasan Topçular yaptığı yazılı açıklamada Türk halkının Fransa’yı aldığı kararla asla affetmeyeceğini söyledi.
Topçular “Fransa’ın kabul ettiği bu yasa Ermenilere ve dolayısıyla Fransa’ya çok şey kaybettirecektir. Tarihsel ilişkilerimizin 1535 yılında başladığı Fransa ile bugüne kadar yürüttüğümüz ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin boyutları hafife alınmayacak derecede büyüktür” dedi.
Topçular açıklamasında “Şimdi Tüm bu düşmanlıklarına karşı Hükümetin davranışını bekliyoruz.Tüm Türk milleti bunu merakla izliyor.Artık düşmana nasıl davranılacaksa onu görmek istiyor.Bakalım Türkiye’deki menfaatleri zedelendiğinde ne yapacaklar,merak ediyoruz doğrusu” dedi.
Topçular’ın yazılı açıklaması şöyle; “12 Ekim 2006.Tarihin Fransa’yı asla affetmeyeceği bir gün.1789 İhtilali ile dünyaya özgürlükleri ve hür düşünceyi getirdiğini iddia eden Fransa’nın Meclis Genel Kurulu Sosyalist Partinin sunduğu Sözde Ermeni Soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini 19’a karşı 106 oyla kabul etti.577 üyeli meclise Ermeni lobisinin korkusuyla sadece 129 milletvekili gelebildi.Geri kalan 448 üye bir avuç Ermeniden çekindi.Yasa sözde soykırımı reddedenlere, daha açıkçası özgürlükler ülkesi olduğunu iddia eden bu ülkede fikrini serbestçe söyleyip “Ermeni soykırımı olmamıştır” diyenlere bir yıla kadar hapis cezası, 45 bin Euro’ya kadar da para cezası verilmesini öngörüyor.Yayınlandığı 1748 yılından bugüne dek ,dünyanın birçok ülkesindeki hukuk fakültelerinde temel kaynak olarak sürekli başvurulan “Yasaların Ruhu” (de l’Esprit des Lois) kitabının yazarı büyük Fransız filozofu Montesquieu’ nun ülkesi Fransa’da bu soykırım yasası çok konuşulacak ve tarihe bir kara leke olarak geçecektir.
Fransa Meclisi 2001 yılında 90 yıl önce yapıldığını iddia ettikleri sözde soykırımı kabul etmişti.Ayrıca geçtiğimiz Mayıs ayında da konu tekrar meclise getirilmiş sebebi ancak 12 Ekimde ortaya çıkan sudan bir bahane ile Meclis Başkanı Jean-Louis Debre tarafından oya sunulmadan yasallaşması erteletilmişti.Dışardan bakıldığında zaman kalmadığı için ertelenmiş görülüyor ama maalesef olayın gerçeği böyle değil.Konu 12 Ekim gününe özellikle getirilmiştir.Yasa o gün saat 10.30’da oylandı ve aradan daha iki saat geçmeden Stockholm’de İsveç Akademisinin Daimi Sekreteri Horace Engdhal Türkiye saatiyle 14.00’da Nobel Ödülünün Orhan Pamuk’a verildiğini açıkladı.Aslında Orhan Pamuk bu ödülü almadı, aldırıldı.Pamuk geçen yıl da Nobel’e aday idi ama nedense geçen yıl ona bu ödül verilmedi.Tezgah çok sistemli hazırlandı ve Sözde Ermeni Soykırım Yasasının Fransa’da yasallaşması beklendi .Verilen mesaj belli: “Sizin yazarınız bile Ermeni Soykırımını kabul ediyor.Hem de dünyanın en büyük edebiyat ödülünü alacak kadar büyük(!) bir yazarınız ”İşte Sözde soykırım yasasıyla Nobel Ödülünün eşzamanlı olarak kotarılmasının altında yatan gerçek budur.Olay bireysel ve lokal olmayıp önceki yazılarımızda da sıkça vurguladığımız uluslararası bir komplonun bir parçasıdır.Yasa Fransız senatosunda onaylanıp Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından imzalandıktan sonra asıl senaryo sahneye konacaktır. Ermeniler uluslararası mahkemelerde tazminat ve daha ileri giderek Doğu Anadolu’dan toprak talebinde bulunacaklardır. ABD’nin ve AB’nin oynadığı oyun budur.Yoksa topu topu Fransa’da yaşayan 400 bin Ermeni için Fransa neden 70 milyonluk Türkiye’yi karşısına alsın?Asıl soykırımı Hocalı Katliamıyla da dün Ermeniler Azerbaycan’da yaptılar.Karabağ’ı işgal edip bir milyon Azeri’yi kamplarda aç-susuz çadırlarda yaşamaya mahkum ettiler.Fransa uluslar arası bir komplonun içinde olmasa en azından şu son olaydan çekinir bu yasayı çıkaramazdı. Fransa’ın kabul ettiği bu yasa Ermenilere ve dolayısıyla Fransa’ya çok şey kaybettirecektir. Tarihsel ilişkilerimizin 1535 yılında başladığı Fransa ile bugüne kadar yürüttüğümüz ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin boyutları hafife alınmayacak derecede büyüktür.Fransa 1980-2002 arasında Türkiye’ye 5.6 milyar dolar tutarında yatırım yapmıştır. Otomotiv, elektrik, çimento sanayii, farmakoloji, sigortacılık, bankacılık, tüketim ve gıda maddeleri pazarlanması alanlarındaki Türkiye’deki Fransız firma sayısı 300’ün üzerindedir.Carrefour Mağazalarının sayısı her gün artmakta.Ama Fransa’da küçük esnafın tepkisi üzerine artık Carrefour mağazaları Fransa’da bizdeki gibi çoğalamıyor.
Bu yüzden babalarının çiftliği sandıkları ülkemizde bu mağaza zinciri gün geçtikçe mantar gibi çoğalıyor.Çünkü kendi ülkelerinde bunu artık yapamıyorlar. Fransa ile o kadar iç içeyiz ki, Fransa’da bir Yahudi firması olan Danone yoğurtları artık günlük soframıza kadar ulaşmış durumda.1999-2005 arası Fransa ile ithalat-İhracat toplamı 9.659 milyar doları buldu. Tüm bu gerçekler ortada iken gözler şimdi Türk hükümetinin alacağı karşı önlemlerde.Fransa Özelleştirmenin, telekomünikasyonun ve uçak sanayiinin de içinde.BNP (Paris Ulusal Bankası) ülkemizde ortaklıklar peşinde. Fransız bandıralı gemiler kara sularımızda her gün kargo taşımacılığı da yapıyor.Fransa’nın ülkemizdeki ticari faaliyetlerini tam olarak saysak bu sütunlara sığdıramayız.
Ermenilerin Türkiye’deki çıkarları da Fransa’dan aşağı değildir.ABD ve AB boşuna, “Ermenistan’a kapılarınızı açın” demiyor.3 milyonluk nüfusuyla bir kara ülkesi olan Ermenistan Avrupa’ya Türkiye kara yollarından geçerek gitmek zorunda. Açık denizlere en yakın liman da Trabzon limanı.Türkiye ile ilişkilerini düzeltse ticaret filosuna da sahip olup dünya ülkeleriyle ticari bağlantıları rahatça sağlayabilecek. Türk hükümetleri bu kuvvetli eli hiçbir zaman uluslar arası platformda bugüne kadar kullanamamıştır.Batı içimizdeki beslemeleri kullanmaya alışık olduğu için bize her istediğini mütarekeci basın ve uydu siyasetçiler vasıtasıyla yaptıracağı inancındadır ve işte onun için tarihin seyrinin aksine bu türlü yasa kararlarını rahatça alabilmektedir.Yasa teklifi Fransız Meclisinde 12 Ekim günü görüşülürken İktidardaki UMP milletvekili ve Ermeni Asıllı ezeli Türk düşmanı Patrik Deveciyan konunun tarihçilere bırakılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Gerçeklerin ortaya çıkmasından korkmuştur.Yasa daha görüşülmeden Fransa dışından aklıselim sahibi kimseler uyarıda bile bulundular.İngiliz İşçi Partisi Milletvekili The Daily Telegraph gazetesine gönderdiği bir yazıda :”Başkalarının tarihleri konusunda yargıya varmadan önce Fransa kendi sömürge tarihine baksın.” diyerek Fransa’yı kınadı.Fransız meclisinde de yasaya karşı çıkanlar oldu ama sesleri cılız kaldı.Üyeler dinlemedikleri halde tepki bile gösterdiler.Le Figaro ve Le Monde gazeteleri de yasaya karşı çıktılar.Avrupa işlerinden Sorumlu bakan Catherine Colona İktidar Partisi milletvekillerinden Michel Piron,Halk Birliği Partisi milletvekili Pierre Lequiller Yasaya karşı çıkanlar arasındaydı.Fransa demokrasi Birliğinden François Rocheblaine ifade özgürlüğünün sınırsız olamayacağını savundu.Fransa’da ifade özgürlüğü kısıtlanacak ama Türkiye’ye Türklüğe hakaret edilse bile Türkiye’de kısıtlanmayacak.İşte Avrupa çifte standardına en taze bir örnek.Kendileri işlerine gelince düşünce özgürlüğünü sınırlayacaklar,demokrasiyi rafa kaldırıp katliam hatta soykırım yapacaklar,bu demokrasi olacak.Tıpkı Cezayir’de yaptıkları gibi.
Maalesef Fransa’nın Cezayir’de sicili çok kötü.Yaptıkları tarihsel bir facia,katliam ve soykırım. Eski sömürgeleri Cezayir’de 1945-1963 arasında 1.5 milyon insanı acımasızca işkence edip katletmiştir.Çocuk,yaşlı,kadın demeden insanları kurşuna dizmiş,diri diri gömmüş ve topraklarından göç ettirmiştir.Bu vahşete dayanamayan Fransız aydınları ünlü ekistansiyalist düşünür Jean- Sartre’ın önderliğinde soykırıma karşı çıkmış bu yüzden de, adli soruşturma geçirmişlerdir. 1830’da Cezayir’i fiilen işgal eden Fransızlar 1963 yılına kadar kültür emperyalizmi de uygulamışlardır.Bugün bile Cezayirliler kendi ana dillerinde sadece konuşurlar ama okur yazar oldukları dil ise Fransızcadır. Ama Türkiye’de bizi bölmek için Güneydoğu insanı kendi anadilini konuşsun yazsın ve öğrenim görsün diye AB’yi arkalarına alarak bize baskı yapmışlardır. Asimilasyon politikalarının gereği olarak 1871 yılında bir milyon Fransızı getirip Cezayir’e yerleştirdiler.Ticareti,sanayii onlara verdiler ve zavallı Cezayirliler işsiz kalıp soluğu Fransa’ya işçi olarak gitmekte aldılar.Ancak Cezayir halkı bir yere kadar dayandı ve sonunda 1954 yılında Fransa’ya dur diyerek Bağımsızlık savaşını başlattı.Köylü,işçi,esnaf,memur,asker topyekün Atatürk’ün kurtuluş savaşını örnek alarak başkaldırdılar. Direniş tam 8 yıl sürdü.Fransa’nın o zamanki içişleri bakanı,sonrasının Cumhurbaşkanı François Mitterand sonuna kadar savaşacaklarını resmen ilan etti.Ardından Cezayir’e 500.000 asker sevk ettiler.Acımasız paralı Lejyonerlerle birlikte 1.700.000 askeri Cezayir’de masum halkın üstüne saldırttılar.İşkenceler,kurşuna dizmeler,toplu mezarlar,bombardımanlar devam etti.Masum halkı acımasızca katlettiler,toplama kampları oluşturdular köyleri boşaltılar, 700.000 insana tehçir uyguladılar ve tam bir insanlık suçu işlediler.Tarihe bu bir soykırım olarak geçti.
Sonunda Cezayir halkı ile baş edemediler ve 1962 yılında Cezayir’in bağımsızlığını kabul ederek kuvvetlerini geri çektiler. Eski sömürgeleri Güney Amerika’daki Fransız Guyanası’nda uyguladıkları dehşet politikası romanlara konu oldu.Kelebek romanı bunu işledi ve tüm ülkelerde liste başı kitabı oldu. Fransa düşmanlığına hiç son vermedi.AB’ye girmemize da karşı olduğunu sürekli ifade etti.Osmanlı devleti 1915’ de yedi cephede savaşırken ayaklanan ve katliamlara başlayan Ermeni Komitacılarının çocuklarını toplayıp İstanbul Bebek’te Ermeni yetimhanesi adı altında bir yuva açarak orada besledi.Yetişkin çağına gelenleri Fransa’ya gönderip orada tam bir Türk düşmanı olarak eğittikten sonra Fransız asker üniforması giydirip Türk ulusu kuruluş savaşı verirken Maraş’ı işgal ettiler.Fransız yetimhanesinin binaları hala Bebek’te duruyor.Yakın tarihimizde gizli kalmış bu olayı pek azımız bilir.1980 ihtilalinden sonra gelen yönetim bu tesisleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne devretti.
Şimdi Tüm bu düşmanlıklarına karşı Hükümetin davranışını bekliyoruz.Tüm Türk milleti bunu merakla izliyor.Artık düşmana nasıl davranılacaksa onu görmek istiyor.Bakalım Türkiye’deki menfaatleri zedelendiğinde ne yapacaklar,merak ediyoruz doğrusu
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
MHP’den Fransa Açıklaması
MHP İl Başkanı Hasan Topçular yaptığı yazılı açıklamada Türk halkının Fransa’yı aldığı kararla asla affetmeyeceğini söyledi.
MHP İl Başkanı Hasan Topçular yaptığı yazılı açıklamada Türk halkının Fransa’yı aldığı kararla asla affetmeyeceğini söyledi.
Topçular “Fransa’ın kabul ettiği bu yasa Ermenilere ve dolayısıyla Fransa’ya çok şey kaybettirecektir. Tarihsel ilişkilerimizin 1535 yılında başladığı Fransa ile bugüne kadar yürüttüğümüz ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin boyutları hafife alınmayacak derecede büyüktür” dedi.
Topçular açıklamasında “Şimdi Tüm bu düşmanlıklarına karşı Hükümetin davranışını bekliyoruz.Tüm Türk milleti bunu merakla izliyor.Artık düşmana nasıl davranılacaksa onu görmek istiyor.Bakalım Türkiye’deki menfaatleri zedelendiğinde ne yapacaklar,merak ediyoruz doğrusu” dedi.
Topçular’ın yazılı açıklaması şöyle; “12 Ekim 2006.Tarihin Fransa’yı asla affetmeyeceği bir gün.1789 İhtilali ile dünyaya özgürlükleri ve hür düşünceyi getirdiğini iddia eden Fransa’nın Meclis Genel Kurulu Sosyalist Partinin sunduğu Sözde Ermeni Soykırımını reddetmenin suç sayılmasını öngören yasa teklifini 19’a karşı 106 oyla kabul etti.577 üyeli meclise Ermeni lobisinin korkusuyla sadece 129 milletvekili gelebildi.Geri kalan 448 üye bir avuç Ermeniden çekindi.Yasa sözde soykırımı reddedenlere, daha açıkçası özgürlükler ülkesi olduğunu iddia eden bu ülkede fikrini serbestçe söyleyip “Ermeni soykırımı olmamıştır” diyenlere bir yıla kadar hapis cezası, 45 bin Euro’ya kadar da para cezası verilmesini öngörüyor.Yayınlandığı 1748 yılından bugüne dek ,dünyanın birçok ülkesindeki hukuk fakültelerinde temel kaynak olarak sürekli başvurulan “Yasaların Ruhu” (de l’Esprit des Lois) kitabının yazarı büyük Fransız filozofu Montesquieu’ nun ülkesi Fransa’da bu soykırım yasası çok konuşulacak ve tarihe bir kara leke olarak geçecektir.
Fransa Meclisi 2001 yılında 90 yıl önce yapıldığını iddia ettikleri sözde soykırımı kabul etmişti.Ayrıca geçtiğimiz Mayıs ayında da konu tekrar meclise getirilmiş sebebi ancak 12 Ekimde ortaya çıkan sudan bir bahane ile Meclis Başkanı Jean-Louis Debre tarafından oya sunulmadan yasallaşması erteletilmişti.Dışardan bakıldığında zaman kalmadığı için ertelenmiş görülüyor ama maalesef olayın gerçeği böyle değil.Konu 12 Ekim gününe özellikle getirilmiştir.Yasa o gün saat 10.30’da oylandı ve aradan daha iki saat geçmeden Stockholm’de İsveç Akademisinin Daimi Sekreteri Horace Engdhal Türkiye saatiyle 14.00’da Nobel Ödülünün Orhan Pamuk’a verildiğini açıkladı.Aslında Orhan Pamuk bu ödülü almadı, aldırıldı.Pamuk geçen yıl da Nobel’e aday idi ama nedense geçen yıl ona bu ödül verilmedi.Tezgah çok sistemli hazırlandı ve Sözde Ermeni Soykırım Yasasının Fransa’da yasallaşması beklendi .Verilen mesaj belli: “Sizin yazarınız bile Ermeni Soykırımını kabul ediyor.Hem de dünyanın en büyük edebiyat ödülünü alacak kadar büyük(!) bir yazarınız ”İşte Sözde soykırım yasasıyla Nobel Ödülünün eşzamanlı olarak kotarılmasının altında yatan gerçek budur.Olay bireysel ve lokal olmayıp önceki yazılarımızda da sıkça vurguladığımız uluslararası bir komplonun bir parçasıdır.Yasa Fransız senatosunda onaylanıp Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından imzalandıktan sonra asıl senaryo sahneye konacaktır. Ermeniler uluslararası mahkemelerde tazminat ve daha ileri giderek Doğu Anadolu’dan toprak talebinde bulunacaklardır. ABD’nin ve AB’nin oynadığı oyun budur.Yoksa topu topu Fransa’da yaşayan 400 bin Ermeni için Fransa neden 70 milyonluk Türkiye’yi karşısına alsın?Asıl soykırımı Hocalı Katliamıyla da dün Ermeniler Azerbaycan’da yaptılar.Karabağ’ı işgal edip bir milyon Azeri’yi kamplarda aç-susuz çadırlarda yaşamaya mahkum ettiler.Fransa uluslar arası bir komplonun içinde olmasa en azından şu son olaydan çekinir bu yasayı çıkaramazdı.
Fransa’ın kabul ettiği bu yasa Ermenilere ve dolayısıyla Fransa’ya çok şey kaybettirecektir. Tarihsel ilişkilerimizin 1535 yılında başladığı Fransa ile bugüne kadar yürüttüğümüz ekonomik ve kültürel ilişkilerimizin boyutları hafife alınmayacak derecede büyüktür.Fransa 1980-2002 arasında Türkiye’ye 5.6 milyar dolar tutarında yatırım yapmıştır. Otomotiv, elektrik, çimento sanayii, farmakoloji, sigortacılık, bankacılık, tüketim ve gıda maddeleri pazarlanması alanlarındaki Türkiye’deki Fransız firma sayısı 300’ün üzerindedir.Carrefour Mağazalarının sayısı her gün artmakta.Ama Fransa’da küçük esnafın tepkisi üzerine artık Carrefour mağazaları Fransa’da bizdeki gibi çoğalamıyor.
Bu yüzden babalarının çiftliği sandıkları ülkemizde bu mağaza zinciri gün geçtikçe mantar gibi çoğalıyor.Çünkü kendi ülkelerinde bunu artık yapamıyorlar. Fransa ile o kadar iç içeyiz ki, Fransa’da bir Yahudi firması olan Danone yoğurtları artık günlük soframıza kadar ulaşmış durumda.1999-2005 arası Fransa ile ithalat-İhracat toplamı 9.659 milyar doları buldu.
Tüm bu gerçekler ortada iken gözler şimdi Türk hükümetinin alacağı karşı önlemlerde.Fransa Özelleştirmenin, telekomünikasyonun ve uçak sanayiinin de içinde.BNP (Paris Ulusal Bankası) ülkemizde ortaklıklar peşinde. Fransız bandıralı gemiler kara sularımızda her gün kargo taşımacılığı da yapıyor.Fransa’nın ülkemizdeki ticari faaliyetlerini tam olarak saysak bu sütunlara sığdıramayız.
Ermenilerin Türkiye’deki çıkarları da Fransa’dan aşağı değildir.ABD ve AB boşuna, “Ermenistan’a kapılarınızı açın” demiyor.3 milyonluk nüfusuyla bir kara ülkesi olan Ermenistan Avrupa’ya Türkiye kara yollarından geçerek gitmek zorunda. Açık denizlere en yakın liman da Trabzon limanı.Türkiye ile ilişkilerini düzeltse ticaret filosuna da sahip olup dünya ülkeleriyle ticari bağlantıları rahatça sağlayabilecek. Türk hükümetleri bu kuvvetli eli hiçbir zaman uluslar arası platformda bugüne kadar kullanamamıştır.Batı içimizdeki beslemeleri kullanmaya alışık olduğu için bize her istediğini mütarekeci basın ve uydu siyasetçiler vasıtasıyla yaptıracağı inancındadır ve işte onun için tarihin seyrinin aksine bu türlü yasa kararlarını rahatça alabilmektedir.Yasa teklifi Fransız Meclisinde 12 Ekim günü görüşülürken İktidardaki UMP milletvekili ve Ermeni Asıllı ezeli Türk düşmanı Patrik Deveciyan konunun tarihçilere bırakılmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Gerçeklerin ortaya çıkmasından korkmuştur.Yasa daha görüşülmeden Fransa dışından aklıselim sahibi kimseler uyarıda bile bulundular.İngiliz İşçi Partisi Milletvekili The Daily Telegraph gazetesine gönderdiği bir yazıda :”Başkalarının tarihleri konusunda yargıya varmadan önce Fransa kendi sömürge tarihine baksın.” diyerek Fransa’yı kınadı.Fransız meclisinde de yasaya karşı çıkanlar oldu ama sesleri cılız kaldı.Üyeler dinlemedikleri halde tepki bile gösterdiler.Le Figaro ve Le Monde gazeteleri de yasaya karşı çıktılar.Avrupa işlerinden Sorumlu bakan Catherine Colona İktidar Partisi milletvekillerinden Michel Piron,Halk Birliği Partisi milletvekili Pierre Lequiller Yasaya karşı çıkanlar arasındaydı.Fransa demokrasi Birliğinden François Rocheblaine ifade özgürlüğünün sınırsız olamayacağını savundu.Fransa’da ifade özgürlüğü kısıtlanacak ama Türkiye’ye Türklüğe hakaret edilse bile Türkiye’de kısıtlanmayacak.İşte Avrupa çifte standardına en taze bir örnek.Kendileri işlerine gelince düşünce özgürlüğünü sınırlayacaklar,demokrasiyi rafa kaldırıp katliam hatta soykırım yapacaklar,bu demokrasi olacak.Tıpkı Cezayir’de yaptıkları gibi.
Maalesef Fransa’nın Cezayir’de sicili çok kötü.Yaptıkları tarihsel bir facia,katliam ve soykırım. Eski sömürgeleri Cezayir’de 1945-1963 arasında 1.5 milyon insanı acımasızca işkence edip katletmiştir.Çocuk,yaşlı,kadın demeden insanları kurşuna dizmiş,diri diri gömmüş ve topraklarından göç ettirmiştir.Bu vahşete dayanamayan Fransız aydınları ünlü ekistansiyalist düşünür Jean- Sartre’ın önderliğinde soykırıma karşı çıkmış bu yüzden de, adli soruşturma geçirmişlerdir. 1830’da Cezayir’i fiilen işgal eden Fransızlar 1963 yılına kadar kültür emperyalizmi de uygulamışlardır.Bugün bile Cezayirliler kendi ana dillerinde sadece konuşurlar ama okur yazar oldukları dil ise Fransızcadır. Ama Türkiye’de bizi bölmek için Güneydoğu insanı kendi anadilini konuşsun yazsın ve öğrenim görsün diye AB’yi arkalarına alarak bize baskı yapmışlardır. Asimilasyon politikalarının gereği olarak 1871 yılında bir milyon Fransızı getirip Cezayir’e yerleştirdiler.Ticareti,sanayii onlara verdiler ve zavallı Cezayirliler işsiz kalıp soluğu Fransa’ya işçi olarak gitmekte aldılar.Ancak Cezayir halkı bir yere kadar dayandı ve sonunda 1954 yılında Fransa’ya dur diyerek Bağımsızlık savaşını başlattı.Köylü,işçi,esnaf,memur,asker topyekün Atatürk’ün kurtuluş savaşını örnek alarak başkaldırdılar. Direniş tam 8 yıl sürdü.Fransa’nın o zamanki içişleri bakanı,sonrasının Cumhurbaşkanı François Mitterand sonuna kadar savaşacaklarını resmen ilan etti.Ardından Cezayir’e 500.000 asker sevk ettiler.Acımasız paralı Lejyonerlerle birlikte 1.700.000 askeri Cezayir’de masum halkın üstüne saldırttılar.İşkenceler,kurşuna dizmeler,toplu mezarlar,bombardımanlar devam etti.Masum halkı acımasızca katlettiler,toplama kampları oluşturdular köyleri boşaltılar, 700.000 insana tehçir uyguladılar ve tam bir insanlık suçu işlediler.Tarihe bu bir soykırım olarak geçti.
Sonunda Cezayir halkı ile baş edemediler ve 1962 yılında Cezayir’in bağımsızlığını kabul ederek kuvvetlerini geri çektiler.
Eski sömürgeleri Güney Amerika’daki Fransız Guyanası’nda uyguladıkları dehşet politikası romanlara konu oldu.Kelebek romanı bunu işledi ve tüm ülkelerde liste başı kitabı oldu.
Fransa düşmanlığına hiç son vermedi.AB’ye girmemize da karşı olduğunu sürekli ifade etti.Osmanlı devleti 1915’ de yedi cephede savaşırken ayaklanan ve katliamlara başlayan Ermeni Komitacılarının çocuklarını toplayıp İstanbul Bebek’te Ermeni yetimhanesi adı altında bir yuva açarak orada besledi.Yetişkin çağına gelenleri Fransa’ya gönderip orada tam bir Türk düşmanı olarak eğittikten sonra Fransız asker üniforması giydirip Türk ulusu kuruluş savaşı verirken Maraş’ı işgal ettiler.Fransız yetimhanesinin binaları hala Bebek’te duruyor.Yakın tarihimizde gizli kalmış bu olayı pek azımız bilir.1980 ihtilalinden sonra gelen yönetim bu tesisleri Vakıflar Genel Müdürlüğüne devretti.
Şimdi Tüm bu düşmanlıklarına karşı Hükümetin davranışını bekliyoruz.Tüm Türk milleti bunu merakla izliyor.Artık düşmana nasıl davranılacaksa onu görmek istiyor.Bakalım Türkiye’deki menfaatleri zedelendiğinde ne yapacaklar,merak ediyoruz doğrusu
En Çok Okunan Haberler