Hava Durumu
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

Tigem İçin Çoban Mustafa Ne Derdi Acaba?

Atatürk,Yalova’lı Çoban Mustafa ile Tigem arazisinde (16 Eylül 1929) karşılaşmıştı. Atatürk bu karşılaşma da, okumak isteyen Sığırtmaç Mustafa’yı aynı yıl himaye altına alıp okutturmuştu. Tarih kita

Haber Giriş Tarihi: 25.04.2005 00:00
Haber Güncellenme Tarihi: 01.01.1970 02:00
Kaynak: Haber Merkezi
yalovamiz.com

Atatürk,Yalova’lı Çoban Mustafa ile Tigem arazisinde (16 Eylül 1929) karşılaşmıştı.
Atatürk bu karşılaşma da, okumak isteyen Sığırtmaç Mustafa’yı aynı yıl himaye altına alıp okutturmuştu. Tarih kitapları Yalova’lı Sığırtmaç Mustafa’dan da sözetmektedir.

Tarihe mal olmuş, Sığırtmaç Mustafa’yı ne yazikki biz Yalova’lılar çoktan unuttuk bile. Oysa Çoban Mustafa, Atatürk ile Yalova’da değil de başka bir il de, ilçede karşılaşmış olsa, inanın o yöre halkı Çoban Mustafa’nın o bölgede heykelini dikerdi. Ama bizler, Atatürk’ün bıraktığı eserleri sahip çıkmadığımız gibi talan ettiğimizden Çoban Mustafa’ya sahip çıkmamak ta doğal bir davranış oluyor elbette!!

Çoban Mustafa bugün sağ olmuş olsaydı ve Tigem Arazisinin, yapılaşmaya açıldığını ve hatta yabancı sermayeye satıldığını görreydi neler düşünürdü acaba!!

Bizler kadar, sizler kadar kayıtsız kalabilir miydi?
Sığırtmaç Mustafa’yı tanıma ve ondan Atatürk’ü defalarca tanıma olanağı buldum. Her seferinde Atatürk ile anılarını anlatırken gözlerinin dolu dolu olduğunu anımsıyorum.

Çoban Mustafa yaşamının son yıllarını şimdiki Karizma İş Merkezinin olduğu binanın yerinde olan Saray Pastanesinde geçirirdi. En yakın arkadaşları da bu pastanenin sahibi adaşı olan Mustafa, Arnavut Hamza ve Eşref Yağcı’dır. Çocukluğum, çırak olarak çalıştığım Saray pastanesinde geçtiğini söyleyebilirim.

İşte bu dönemlerde Sığırtmaç Mustafa’dan sık sık Atatürk’ün Yalova’ya ne kadar önem verdiğini defalarca dinledim. Atatürk’ün Millet Çiftliğini Yalovalılara bağışladığını, buraların çok çok ilerde değerleneceğini her fırsatta dile getiriyordu. Çoban Mustafa’yı bir kez daha saygı ve rahmetle anarken, onu tanımış, ancak onu anlayamamış bir kentin insanı olarak şimdi utanç içersinde olmamız gerekmez mi diye düşünüyorum!!

İşte tarih kitaplarında resmi belgelerde, Yalovalı sığırtmaç Mustafa, Atatürk’ü şöyle anlatıyor:

(X)“O zaman daha sekiz yaşında idim. 1929 yılının yaz ayları içinde (16 Eylül) bir gündü. Sığırları otlata otlata çiftliğe geliyordum. Derken, uzakta yirmi kadar atlı belirdi.
En öndeki atlı bana doğru geliyordu. Yaklaşınca atından indi; çiftliğe nereden gidildiğini soruyordu.
Elimle işaret ettim:
-Siz, yanlış yoldan gelmişsiniz.Çiftliğin yolu, şuradadır!
Bu atlı, benden adımı öğrenmek istedi:
- Mustafa! diye cevap verince gülümsedi:
- Benim de adım Mustafa. Demek adaşız!
Sonra birdenbire:
-Gazi’yi tanır mısın? diye sordu.
-Tanımam! dedim.
-Onu sever misin?
-Severim!
-Niçin seversin?
-Paşa olduğu için severim!

Tekrar gülmeye başladı. Ben, cılız, çelimsiz, hasta bir çocuktum. “Bu adam, benimle eğleniyor galiba” dedim. Fakat o, sorgularının arkasını kesmiyordu; bir aralık sordu:
-Sen, ne iş görürsün?
-İşte şu gördüğün sığırları güderim!
-Ne kazanırsın?
-Ayda üç lira.
-Peki, söyle bana, ayda üç lira, senede kaç lira eder?
Kendisinin ve yanındakilerin yardımıyla, ayda üç liranın bir senede ne ettiğini hesaplayarak cevap verdim:
-Otuz altı lira eder!
-Sana bu otuz altı lirayı versem, ne yaparsın?
-Hiç! Almam ki.
-Neden almıyorsun?
-Otuz altı lira çok para.

Sonra biraz düşünerek ekledim:
-Neden aldın? diye sorarlar.
Tanımadığım yolcu, tekrar gülümseyerek:
-Aferin oğlum, dedi, böyle olmalı. Fakat, bu parayı yol gösterdiğin için veriyorum sana! Kimse bir şey demez!

Hâlâ benimle alay edildiğini sanıyordum. Otuz altı lirayı kabul etmeye bir şartla razı oldum. Yolda yemek için getirdiğim yarım okka kadar ceviz vardı:
-Bu cevizleri alırsan, ben de senin paranı alırım! dedim.
O, bana bir avuç para verdi, ben ona bir avuç ceviz verdim. Böylece ödeşmiş olduk
Ayrılacağı sırada, tekrar adımı sordu:
-Mustafa, dedim.
-Benimki de Mustafa, ama dedi, yanında “Kemal”i var. Mustafa ile Kemal, bir araya gelirse ne olur?

Küçük kafamın içi, birdenbire karıştı. İlk defa olarak kendime:
-Sakın, dedim, bu atlı; Mustafa Kemal Paşa olmasın?
Sonra etrafındakilerin ona karşı gösterdikleri saygılı hareketleri hatırlayarak; kararımı verdim:
-Odur! Odur! Gazi Paşadır! Ama, kendisine onu tanıdığımı belli etmedim.
Giderken sordu:
-Beni, başka bir yerde görsen tanır mısın?
Başımı salladım:
-Tanımaz mıyım ya. Sen Gazi Mustafa Kemal Paşasın!
Hayvanlarını dörtnala sürüp gittiler. Ben de sığırlarımı alarak çiftliğe döndüm.
Ertesi gün, Kaplıcalara çağırdılar. Kapıdan içeri girince, hiç şaşalamadım. Hemen gidip elini öptüm:
-Mustafa dedi, seni çiftliğime kâhya yapacağım! İster misin?
Sordum:
-Kâhya ne demek?
-Çobanların en büyüğü odur! Cevap vermedim.
O tekrar sordu:
-Kâhyalık işi için ayda dört lira versem yetişir mi?
-Siz bilirsiniz! dedim. Gülümsedi.
-Hayır Mustafa. Seni kâhya yapmayacağım, mektebe göndereceğim. Orada okuyup yazma öğreneceksin!
Sevindim:
-Mektebe gönderiniz! Bu, daha iyi, dedim.

Aradan yirmi dört saat geçmeden kendimi Şişli’deki Himayei Etfal (Çocuk) Hastahanesinde bulmuştum. Bana, orada çok güzel bakıyorlardı. Dört ay içinde tanınmayacak kadar değiştim. Yüzümün sarılığı kayboldu, iştahım geldi.

Bir gece yarısı hiç unutmam, hastahaneye gelmişti (21/22 Eylül). Doğruca benim yattığım odaya girdi. Onu görünce şaşırmıştım. Ayağa kalkmak istedim. Atatürk eli ile engel oldu.
-Sen ayağa kalkmayı bırak da, buradan nasıl çıkacağını düşün! diye gülümsedi.
Sonra:
-Hani, dedi, seninle pazarlığa girişmiştik, dört lira aylığa razı olmuştun! Şimdi ver bakalım hastahane paralarını.
Küçüktüm, sığırtmaçtım. Ama, şaka ettiğini anlamıştım:
- Sen koskoca Gazi Paşasın. Elbette hastahane parasını da verirsin! dedim.
Hastahaneden çıktıktan sonra Atatürk, beni gene aratarak, Beşiktaş’ta 19’uncu İlk Mektebe yazdırdı.

Beşiktaş’daki okula bir yıl kadar devam ettikten sonra Atatürk, beni Maçka’daki Fevziye Lisesine yazdırdı. Lisenin dokuzuncu sınıfında iken, imtihan vererek Kuleli Askerî Lisesine geçtim”.

(X)Cumhuriyet Gazetesi, Sayı:5213, 15 Kasım 1938, s. 3

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.