Yalova Muharebesi Ve Osmanlı

Osman Gazi, 27 Temmuz 1302’de, günümüzdeki Altınova İlçesi Hersek Mahallesi bölgesinde, İznik’i savunanlara takviye için gelen 2 000 kişilik bir Roma ordusunu yenmişti.

Haber Giriş Tarihi: 01.01.1970 02:00
Haber Güncellenme Tarihi: 01.01.1970 02:00
yalovamiz.com

( Burada kısaca hatırlayalım: Arapçada ‘O’ harfi yerine ‘U’ harfi kullanıldığından, Araplar Anadolu’ ya “Romalı ülkesi” anlamında “Rumeli” diyorlardı. Tarihte hiçbir zaman Bizans diye bir devlet olmamıştır. Örneğin, İmparator Alexius’un kızı Anna Comnena, yazdığı Alexiad isimli kitapta kendilerinden ‘Roman Empire’/ Roma İmparatorluğu, ‘Romans’ /Romalılar diye söz etmektedir. Esasen Rum kelimesi de, Yunanlı ya da Helen değil, Romalı demektir. Fatih Sultan Mehmet de, İstanbul’u ele geçirdikten sonra fermanlarını Kayzer-i Rum, yani Roma İmparatoru olarak imzalamış ve dönemin tüm tarihçileri tarafından Roma İmparatoru olarak anılmıştır.)

27 Temmuz 1302 tarihi, günümüzde, pek çok tarihçi tarafından, Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği’nin (kuruluş tarihi değil) devlet olma vasfını kazandığı tarih olarak değerlendirilmektedir.

Kısacası, Osmanlı,  “Devlet Olma Vasfını”, Yalova’da kazandığı zafer sonunda elde etmiştir.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yılları oldukça karanlıktır. Özellikle de Ertuğrul Gazi ile Osman Gazi dönemi söylencelerden ibarettir.

Osmanlı kökenli tarih yazıcılarına ait varlığı bilinen en eski Osmanlı Tarihi, (söylencelere göre) Orhan Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşi Fakih’in “Menâkibnâmesi” dir.

(Söylencelere göre) Yahşi Fakih, babasından duyduklarıyla yaklaşık 1405’te bir “Menâkibnâme” yazmıştır. Söylence diyerek söze girmemin nedeni, böyle bir eserin günümüzde mevcut olmadığıdır. Kayıp olduğu ifade edilmektedir. Çağdaş tarihçilerden bunu gören yoktur.

İlk dönemleri anlatan bir başka eser, 15’ inci yüzyılın başlarında yazılmış olan Şair Ahmedî’nin “İskendernâmesi” dir.  1410 civarında, yani Hersek’te yapılan muharebeden yaklaşık 100 sene sonra yazılmaya başlanan bu eserle ilgili “Ahmedi’s Ottoman History” isimli bir yüksek lisans tezi hazırlanmış olup, bu tez halen İndiana Üniversitesi Ural- Altay Araştırmaları Bölümü’nde bulunmaktadır.

Osman Gazi dönemine ait önemli bilgiler veren bir başka tarihçi, Aşıkpaşazade’dir. Tarih kitaplarında yazılanlara göre, 1413 yılında Yahşi Fakih’in evinde misafir kalan Aşıkpaşazade, burada Yahşi Fakih’in kitabını görüp okumuş, aradan yıllar geçtikten sonra yazmaya başladığı tarih kitabında, bu Menâkibnâme’den geniş ölçüde yararlanmıştır. Hersek’te yapılan muharebeden 172 yıl sonra yazılmaya başlanan bu kitapta, duyulanlar yazıldığı yani duyumlardan yola çıkıldığı ve kaynak da verilmediği için hatalar vardır, her yazılan doğru kabul edilemez.

Bu dönemi anlatan Neşrî Tarihi, 1486 ve 1493 yılları arasında (yani Osman Gazi’den yıllar sonra) tamamlanmıştır.

“Anonim Tevârih-i Âl-i Osman” lar da, sonraki yıllarda yazıldıkları ve çoğu zaman da menâkibnâmelere dayandıkları için, günümüzde, tarihi olayların değerlendirilmesinde tereddütlere neden olmaktadırlar.

Kısacası, Osman Gazi’nin 27 Temmuz 1302’de Hersek’te kazandığı bu zafer, Osmanlı tarihçileri tarafından aradan en az 100 yıl geçtikten sonra, o da kulaktan dolma bilgilerle yazılmıştır.

Oysa dönemin canlı tanıklarından Pachymeres (Pahimeres), “Bapheus Savaşı” adını verdiği (gerçekte savaş değil) muharebeyi ayrıntılarıyla anlatmaktadır.

Georgios Pachymeris (Georgius Pachymeres), 1241- 1310 yılları arasında yaşamış Nicaia (günümüzde İznik) doğumlu Romaio (Rum) bir tarihçidir. Yunanlı ya da Helen değildir. Anadolu kökenlidir.

Osman Gazi döneminde yaşamış olan Pachymeris’in kitabının orijinal adını bilmiyorum. Ancak, muharebeyi anlattığı orijinal Rumca metinleri buldum.

Fransızca ve İngilizce çevirileri inceledim ve bunlardan alıntı yapmış günümüz tarihçilerin kitaplarını okudum. Her sefer karşıma değişik yorum ve ilâveler çıktı.

Örneğin, Pachymeres, “Bizanslı”, “Osmanlı” ve “Türkler” adını hiç kullanmamış ama Pachymeres’ten alıntı yapan İngilizce ve Fransızca kitaplarda genellikle bu tanımlamalar varmış gibi yazılmış.

Günümüzde bazı tarihçiler, Bapheus Muharebesi adını Yalakova Vadisi’nde bulunan Bapheus Kalesi’nden aldığını söylüyorlar. Bu yaklaşımın sonucu olsa gerek, Bapheus adının yanında parantez içinde sonradan (Koyunhisar ya da Çobankale) adı ilâve edilmiş. Orijinal metinde bu ilâveler yok.  Zaten, Roma döneminde (Anadolu’da Bizans dönemi diye adlandırılan dönemde) Anadolu’da Bapheus Kalesi diye bir kale yoktur.

Pahimeres, muharebeyi anlattığı metinde  “Bapheus Kalesi” tanımını hiç kullanmamış. Aksine “Bapheus sahili, Bapheus yanı, Bapheus düzlüğü” gibi tanımlamalara yer vermiş.

İngilizce çevirilerde “ on the plain of Bapheus" (Bapheus Ovası'nda), Fransızca çevirilerde “du côte de Bapheus”(Bapheus sahilinde ) ifadelerine rastlanıyor.

Marc C. Bartisus’un , Pennsylvania’da kaleme aldığı “The Late Byzantine Army” isimli kitabına bir göz atalım. Bapheus hakkında şunları yazmış:

“…Battle of Bapheus…Mouzalon’s army consisted of barely 2 000 men, of wich perhaps something more than half were Alans. While Mouzalon was defending Nikomedeia, an army composed of same 5 000 light cavalry drawn from nomadic tribes appeared between Nikomedeia and Nicaea. …There on the plan of Bapheus Mouzalon’s army was defeated.” (p.76)

Bu yazının Türkçe anlamı şudur:

“…Mouzalon’un ordusu, içlerinde Alanların da bulunduğu, yaklaşık 2 000 kişiden oluşuyordu. Yaklaşık 5 000 süvariden oluşan göçebe aşiretlerin birlikleri İzmit ile İznik arasında ortaya çıktı ve Bapheus düzlüğünde yapılan muharebede Mouzalon’un ordusu yenildi.”

Kısacası, sonradan yapılan ilâveler, yanlış değerlendirme ve yorumlara neden olmuş ve halen oluyor.

Bizim tarihçiler ise, orijinal metinden değil de, genellikle İngilizce yazılan çevirilerden yararlanmışlar.

Burada yeri gelmişken belirtelim. Bapheus, “Sulak yer” demektir. Günümüzdeki Altınova İlçesi Hersek Mahallesi, burundaki eski bir yerleşim alanının dışında bataklık bir alan olduğu için, Pahimeres, burada yapılan muharebeye “Bapheus Muharebesi” adını vermiştir. Kendince mantıklı bir yaklaşımdır. Ama bu adın vadideki kaleyle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur.

Günümüzdeki Karamürsel ile Yalova arasındaki düz kıyı ovası, o dönemler “Halizones Toprakları” ya da “Yalak Ovası” olarak adlandırılıyordu.

Halizonlar, “Kıyıda Yaşayanlar” demektir. Yalak Ovası tabiri de, Yalakdere Vadisi’nden gelen Yalak Dere’nın denize döküldüğü alandan dolayıdır.

Yazıyı fazla uzatıp tahammül sınırlarını zorlamayalım.

Dönemi yaşayan ve hatta Nicaia (İznik)’da doğan Pachymeres, vadideki kaleyi “Telemaya” olarak adlandırmış. Bizim tarihçiler neden ısrarla Bapheus Kalesi ya da Çobankale diyorlar anlamak mümkün değil.

Bapheus denilen yer ile Çoban Kale’nin aynı kale olmadığını Prof. Dr. Halil İNALCIK, “Osman Gazi’nin İznik Kuşatması ve Bafeus Muharebesi” adını verdiği makalesinde, şöyle açıklıyor:

“Pahimeres bize Osman’ın atlılarının Bafeus Muharebesi’nden önce Telemaya’daki Mouzalon’a nasıl saldırdıklarını anlatır. Başarısı onu dağ geçitlerini aşmaya ve ‘Halizones’e akın yapmaya teşvik edecektir.”

“Halizones”, kıyı ovasına yani Yalakovası’na verilen addır. "Telemaya" denilen yer Çobankale olmalıdır. Zira Muzalon 1301 yılında bu kalede bulunuyordu. Osmanlı atlıları da zaten buraya saldırmıştır.

Bu durumda, Çobankale ile Bapheus aynı yer değildir.

Benim araştırmama ve Rumca metinleri incelediğimde çıkardığım sonuca göre, Yalova adı, Yalak Ova- Yalı Ova- Halizones Toprakları- Bapheus’ta yapılan bu muharebeden geliyor ve “Zafer ve Müjde” ile bağlantılı…

(NOT: Bapheus Muharebesi hakkında ayrıntılı bilgi ve muharebenin analizini merak edenler, “Zaman Tünelinde Yalova” isimli kitabımdan yararlanabilirler.)

***

ATATÜRK Diyor ki:

“Türkiye Cumhuriyeti; her anlamda, büyük Türk Milleti’ nin öz ve değerli malıdır. Kıymetli evlâtlarının elinde daima yükselecek, sonsuzluğa kadar yaşayacaktır.”

“Türkiye ırk, din ve kültür yönünden tek vücut, birbirlerine karşı karşılıklı saygı ve özveri dolu duygular taşıyan ve yazgısı ile çıkarları aynı olan bir topluluktur.”

“Türkiye Cumhuriyeti’ ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”

“Ne Mutlu Türk’ üm Diyene!”

Ahmet AKYOL, Yalova, 27 Temmuz 2017