Tanrı Ve Çiftçi

17 Haziran 2017 06:48

Olan her şeyin bir nedeni vardır; ilgisiz gibi görünse de olan her şeyin birbiriyle ilgisi- bağlantısı vardır.



Fırtınalar, gök gürültüleri, şimşekler ve üzüntü, bizleri mutluluk ve neşe kadar zenginleştirir; besler, verimli kılar.

Öykü bu ya, Tanrı ı yeryüzünde yaşamaktadır; gökyüzüne taşınması daha sonradır.

Tanrı’yı ziyarete gelen bir çiftçi, ona meydan okumuş;

"Sen Tanrı olabilirsin; dünyayı da sen yarattın. Peki, güzel anladık! Ama tarımın a-be-cesini bilemezsin, çünkü çiftçi değilsin. Bir tek patates bile yetiştiremezsin. Uzun sözün kısası Tanrılığına rağmen benden öğrenecek bir şeyin var."

Tanrı büyük bir alçakgönüllülükle sormuş:

"Bana ne öneriyorsun? Ne yapmalıyım?”

"Bir yıl süreyle beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin."

Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgâr esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak...

Yıl sonunda başakların uzadığını gören çiftçi, sevincinden uçacak hale gelmiş.

Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş.

Yağmur istemiş; anında yağmur yağmış.

Kesilmesini istediğinde ise, gökyüzü kurumuş.

Ürün bolluğu açısından mucizevî bir yıl yaşanmış.

Çiftçi Tanrı'ya kasılarak şunları söylemiş:

"Onca bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süreyle hiç çalışmasa bile, dünya üzerinde hiç açlık olmayacak bundan böyle."

Ancak hiç de göründüğü gibi değilmiş.

Mahsul biçildiğinde, ürünlerin kof olduğu anlaşılmış. İçlerinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş...

Çiftçi şaşkın, Tanrı'ya sormuş:

"Ne oldu? Aksilik nerede? Nerde yanıldım?"

"Çok basit..." diye yanıtlamış Tanrı; "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsulü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar."

Meselin anlamı çok derindir. Sürekli mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan kimse bir şey okuyamaz.

Gece; gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar vazgeçilmezdir. İşte bu gerçeği kavramak da bilinçlenmektir. O zaman sorgu sual biter. Yaşantının ritmidir bu. Çelişki ve ikilemleri kavramaktır. Yani yaşantının sırrını çözmektir.

Eşyanın tabiatını özümsediğin, doğa kanununu çözümlediğin anda senin için gölge kalmaz. Mutsuzluk bile bu aşamaya varmış kişide, ışık saçar. Üzüntünün bu türü düşmanın değil, dostundur. Onu gerekli ve gidici bir arkadaş gibi sevgiyle taşı. İleri tarihteki bir mutluluğun habercisi olarak kabullen sıkıntıyı… Aksi takdirde yok olur, erir bitersin!

TEBESSİM

Temel “Banka Müdürü” olunca, iş gezisi için Rusya’ ya gitmiş. Bir lokantada yemek yerken, bir de bakmış ki güzel bir sarışın, davetkâr gözlerle kendisine tatlı tatlı bakıyor.

Temel, sarışını masasına çağırmış ama ikisi de yabancı dil bilmiyormuş.

Sarışın kızı, çantasından kalem ve kâğıt çıkartmış ve kâğıdın üzerine sigara resmi çizmiş.

Temel hemen sigarasını çıkarıp sarışına ikram etmiş.

Sarışın daha sonra kâğıdın üzerine kadeh resmi çizmiş.

Temel hemen en iyi şaraptan ısmarlamış.

Kız bu defa kâğıda bir ev resmi ve yanına da 100 dolar resmi çizmiş.

Bunu gören Temel,

“Ula kariya bak” demiş, “ Benim banka müdürü olduğumu anladı, konut kredisi isteyi.”

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle