Stalin’in Tavuğu

09 Temmuz 2018 06:26



Uzun süre, Büyük Ortadoğu Projesi’ni, emperyal devletlerin Ortadoğu üzerindeki emellerini, Suriye’ nin içyapısını, sosyal düzenini, Baas Partisi ve eylemlerini, Suriye’ deki Türkmen grupları ve bunların kendi içlerinde bölünmelerini, bunda Türkiye’ nin rolünü, Özgür Suriye Ordusu’ nu, Suriye iç savaşının nedenleri ve oluşumunu inceledim; haberleri gelişi güzel dinlemek yerine, gelişmeleri anlamaya çalıştım.

Rusya’ nın bizimle ve Suriye ile ilişkilerini incelerken, çok bilinen, ilgi çekici bir anekdot dikkatimi çekti. İnternette tıkladıkça çıkıyor. Sovyetler Birliği döneminin ünlü ismi Stalin’e atfedilen anekdotu sizlerle paylaşacağım.

* * *

1917’de, Sovyet Devrimi’ni yapan Lenin’in ölümünden sonra iktidarı ele geçiren Sovyetler Birliği diktatörü Stalin, en katı uygulamaları planladığı çalışma odasına, yakın çalışma arkadaşlarını toplamış sohbet ederken, bir ara ayağa kalkıp ellerini havaya kaldırarak herkesi susturmuş ve söze başlamış:

"Saçını ihtilalde, halk içinde, devlet yönetiminde, bürokraside ağartmış dostlarım... Söyleyin bakalım, halkın yönetime baş eğmesi, kayıtsız şartsız itaat etmesi için yöneticiler ne yapmalı? Böyle güçlü bir idare tesis etmek için nasıl davranmak gerekir?"

Her kafadan bir ses çıkmış; kimisi adaletten, haktan, hukuktan söz etmiş; kimisi demokrasiden, insan haklarından bahsetmiş.

Kimisi sertlikten yana tavır alırken, kimisi sürgünden, sehpadan, hapisten dem vurmuş.

Kitlesel baskı ve korku yaratmanın deha çapındaki diktatörü Stalin, adamlarının açıklamalarının hiçbirini beğenmemiş. Masadaki yarı yarıya boşalmış votka şişesinden bir kadeh daha yuvarladıktan sonra, ürpertici ve soğuk bir sesle şöyle demiş:

"Yönetimi ele geçiren hükümdarın ya da o güçteki bir liderin Tanrı’dan pek farkı yoktur. Halk onu öyle görür. Önce bunu bilin... Sonra, insanların karşınızda baş eğip durması için ne yapmanız gerektiğini bırakın da ben, şu beyinsiz kafalarınıza çivi gibi çakayım!"

Hakaret ağır olmasına rağmen herkes memnun memnun sırıtmış. Stalin’den hakaret işitmek bile onlar için önemli bir iltifat gibiymiş.

Stalin, hizmetkârlardan birini çağırıp,

"Çabuk bana bir tavuk getirin!" diye emretmiş.

Uşaklar, aceleyle bir tavuk getirmişler.

Stalin, adamlarının gözleri önünde tavuğun tüylerini canlı canlı yolmaya başlamış; sonra da, bütün tüyleri yolunup cascavlak kalan tavuğu odanın ortasına salıvermiş:

"Şimdi izleyin bakalım nereye gidecek bu şaşkın tavuk?"

Zavallı tavuk içine düştüğü azaptan kaçıp kurtulayım diye aralık kapıdan dışarı kaçmış, soğuktan tir tir titreyip, dönüp masaların altına girmiş, köşeli masa ayakları canını yakınca, duvar diplerine koşmuş, tüysüz kanatları yara bere içinde kalmış; şömineye yaklaşınca da tüysüz derisi kavrulmuş.

Sonunda çaresiz kalan tavuk, tüylerini yolan Stalin’in bacakları arasına sığınıp saklanmış.

O zaman Stalin, cebinden bir avuç yem çıkarıp yolunmuş tavuğun önüne tane tane atmış. Yemlenen tavuk bundan sonra, Stalin nereye yönelse peşinden koşuyormuş.

Ağızları bir karış açık kalan dostlarına bakan Stalin, alaycı bir gülüşle şöyle demiş:

"Gördünüz mü? Halk dediğiniz topluluk bir tavuk gibidir. Tüylerini yolup aldıktan sonra onu serbest bırak. O zaman yönetmek o kadar kolay olur ki...”

*

Pek çok yerde yer alan bu anekdotu, daha önce duymayanlar ve Stalin dönemini anlamak isteyenler için paylaşayım istedim.

***

CENGİZ HAN DİYOR Kİ:

“Bir çivi bir nalı, bir nal bir tırnağı, bir tırnak bir ayağı, bir ayak bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan bir vatanı mahveder!”

***

İKİ BOKSÖR

Her çıktıkları maçı kaybeden iki boksör varmış.

Bir gün, ikisi de, kendi branşlarında maça çıkmışlar, ikisi de yenilmiş.

Maç sonunda yüzü gözü yara içinde olan genç boksör, yine kendi gibi yüzü gözü yara bere içindeki yaşlı olana, “Artık bırak bu boksu, çok yaşlandın!” demiş.

Diğeri yanıtlamış,

“Sen galip mi gelmiştin?”

***

ŞEREFLİ MAĞLUBİYET

İki fanatik futbol taraftarı, şehirlerinin en önemli derbi maçının ertesi günü karşılaşmışlar. Biri, diğerine demiş ki,

“Dostum, rahatsızdım gidemedim. Dünkü maç ne oldu? Her derbide 7 veya 8 sıfır yenildiğimiz takımı, dünkü maçta yenebildik mi?”

Arkadaşı, mutlu- mesut gülümsemiş,

“Arkadaşım, çok başarılıydık, çok. Bu sefer 8-0 yenilmedik. Muazzam oynadık, bütün tribünler bizi destekledi!”

“Eeee, sonuç!”

“Başarılıydık azizim, bu sefer 3-0 yenildik, ne başarı değil mi?”

PROF. DR. SELÇUK R. ŞİRİN:

“Yalan olduğu kanıtlanmış bir fikre inanan birine doğruyu göstermenin ilk yolu nedir? Evet, insanları bilgilendirmek… Doğru olanı gören bir kimse yanlış olanı terk eder... Acaba bu temel prensip bir konuda kesin bir fikre inanmış kişiler için de geçerli mi? Yani, bir kere bir yalana inanmış bir kişi, doğruyu görünce fikrini değiştirir mi? Bu soruya yanıt arayan bir deney yapılmış. Acaba bir politikacı tarafından ortaya atılan yalan bir iddiaya inanmış kişiler o iddianın gerçek olmadığını görünce fikirlerini ne ölçüde değiştirdi dersiniz? Araştırma sonucu çok ilginç. Yalan beyanata başta bir kere inandığını iddia eden kişiler doğru bilgiyi duyunca o yalana daha sıkı sarılır olmuş! Gerçek, yalana olan inancı arttırıyor! Bir anlamda bir hurafeye bir kere inanmış birini verilerle ikna etme çabası o kişinin o inanca daha sıkı sarılmasına sebep oluyor. O nedenle bu duruma literatürde ‘Geri Tepme Etkisi’ deniyor.

Peki, gerçekleri açığa çıkarmak neden insanları yalan olduğunu bildiği şeylere daha sıkı bağlanmaya itiyor? …bunun temel nedeni tehdit algısı. İnsanlar herhangi bir şekilde kendi kimliklerine yönelik bir tehdit sezdikleri anda yanlış olduğu ispatlanmış fikirlere sırf kimliklerini korumak için daha da sıkı bir şekilde sarılıyor. Peki, ne yapmalı? Yalanlarla nasıl mücadele etmeli?

Adına kimilerinin ‘hakikat sonrası toplum’ dediği, yalan haberlerin insanları her türlü hurafeye hızlıca inandırdığı bir ortamda hâlâ yapılacak çok şey var. Bir kere herhangi bir şeye inanmış bir insana bildiğinin yanlış olduğunu ispata girişmeden evvel iki kere düşünün. Kaş yaparken göz çıkarma riski çok yüksek! Niyet çok önemli burada… Eğer niyetiniz üzüm yemek değil bağcıyı dövmekse hiç uğraşmayın. Çabanız geri tepecektir. Ama niyetiniz samimi bir şekilde hakikati ortaya çıkarmak ise o zaman denemekte ısrar edin. Çünkü araştırmanın devamında da görüyoruz ki eğer gerçekler insanlara anlaşılır bir şekilde, görseller ve grafiklerle sunulursa bazı kişiler fikrini değiştiriyor. Niyet ve üslup önemli…”(Hürriyet, 28 Ocak 2018)

Yorumlar (1) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle

Azize Akvardar Nazlıer

09 Temmuz 2018 15:19
Çok anlamlı.!