Kaldırımlar Kimin?

06 Ağustos 2018 06:38

Şimdi, durduk yerde, “Hoppala, buda nereden çıktı?” diye sorabilirsiniz.



Yalova’ da yaşayanlara soruyorum, “Siz, kaldırımlarda güvenle ve huzur içinde yürüyebiliyor musunuz?”

Doğrusu, ben yürüyemiyorum!

Kaldırımlar sanki bisikletlilere, elektrikli bisikletlilere, motosikletlere devredilmiş, babalarının malı gibi kullanıyorlar.

Cadde veya sokakların tek istikametli olmaları da bir şey değiştirmiyor. Bunlar istedikleri yerden, istedikleri gibi gidiyorlar!

Ne karışan var, ne görüşen!

Kaldırımda bir yere doğru giderken, artık arkamdan ve/veya karşıdan gelen var mı, diye endişelenmekten yürüyemez hale geldim!

Bunu bir tarafa not alalım!

Bir de, Gazipaşa Caddesi ile İdo İskelesi’nden Yürüyen Köşk’e giden yolda, “Burada motosikletler, elektrikli bisikletler kullanılamaz” afişleri olmasına rağmen, buna zerrece uymayanlar var.

Kurallar var, doğru!

Bir kısım vatandaş zaten kuralları umursamıyor da, kuralların uygulanıp uygulanmadığını kontrol edenler neden etkin ve yetkin değiller?

Arada bir kontrollerin yapıldığını, kimilerine cezalar kesildiğini okuyoruz, duyuyoruz.

Bunlar beni zerrece ilgilendirmiyor.

Beni ilgilendiren, yayalara ait yerlerde huzur içinde yürüyemiyor olmam!

Kaldırımlarla ilgili bir başka husus daha var.

Kaldırım kenarındaki binada inşaat yapanlar, önlerindeki kaldırımı yaya kullanımına tamamen kapatıyorlar.

Yahu kardeşim, bu bir suç!

Bakın Trafik Kanunu’nun 13’üncü Maddesinde ne yazıyor: “ Şehir içi karayolu kenarında çeşitli tesislerin yapımı süresince; kaldırımlarda tünel, tünel aydınlatılması ve benzerlerini yaparak güvenli geçiş sağlamak ve yaya yollarını trafiğe açık bulundurmak zorundadırlar. Bu çalışmalar sırasında meydana getirilen tehlikeli durum ve engeller bütün sorumluluk, bunları yaratan kişilere ait olmak üzere zabıtaca kaldırılır, yapılan masraflar sorumlulara ödetilir.”

Kanun böyle de, bunu uygulayan kim?

İstanbul Caddesi’ ne çıkan ve birbirine paralel üç sokakta, bir seneye yakın sürede, kaldırımların bir bölümleri yayalara tamamen kapalı durumda… Bu yetmiyormuş gibi, bir de buraya inşaat malzemeleri getiren araçlar park ediyor. Bu durumda, o kaldırım tarafından yürüyenler yolun ortasına kadar çıkmak zorunda kalıyorlar.

Kaldırım kenarlarında bulunan dükkân sahipleri içinde bazıları, yaya kaldırımını işgal etmekten çekinmiyor. Dükkânının önüne masa- sandalye koyanlar var; dükkânında sattığı malzemeleri kaldırımda sergileyenler var.

Bu konuyu ısrarla tekrar tekrar yazıyorum. Bütün yerleşim merkezlerinde yaygın bir yaya kaldırım ağının bulunması, bu kaldırımların sadece yayalara ait olması,  yayaların temel hakkıdır.

Ben, sağlıklı bir kentte yaşadığıma inanmak istiyorum. Caddede araçlar için ayrılmış bölüme inmeden kaldırımlarda korkusuzca yürümek istiyorum. Çok şey mi istiyorum?

Medeniyetin şaşmaz ölçüsü, insana verilen değerdir. İnsana verilen değer arttıkça, içinde yaşanılan kent, sağlıklı kent olur. Bir kentin sağlıklı olup olmadığına karar vermek için, havasının temizliğine, trafik düzenine, yaya kaldırımlarının işgal edilip edilmediğine, engellilerin yaşantısını kolaylaştıran önlemlere, bakın. Ortaya çıkan manzara, medeniyetin ölçüsüdür.

Kısacası, bir kentin yaşanmışlığının değer ölçüsü, insana saygıdan geçer.

***

Bazı arkadaşlar, dost toplantılarında yazılarımda neden iç ve dış siyasetten hiç söz etmediğimden yakınıyorlar.

Doğrudur, siyasetten söz etmeyi sevmiyorum.

Yapılanları da zerrece beğenmiyorum.

1963 yılını hatırlıyorum.

Sokaklarda (Sultan Abdülhamit’ in yasakladığı) kara çarşaflarla gezenler yoktu; zor durumdaki ülkelerini bırakıp kaçanların işgal ettiği sokaklar yoktu!.

Para da yoktu ama sokaklarda huzur ve güven vardı.

Devlete saygı vardı.

Atatürk ve onun silâh arkadaşlarına, Türkiye Cumhuriyeti’ nin kuruluş değerlerine saygı vardı.

Türkiye, kendi kendine yeterli bir ülkeydi; tarım, hayvancılık ve çeşitli sanayi dallarında ihracat yapıyordu.

Günümüzde Güney Amerika’ dan canlı hayvan, komşulardan saman ithal ediyoruz, saman… Bırakın gerisini…

Neyse, burada durayım.

Yeni vizyon, ekonomik kalkınma, sosyal barış, komşu ülkelerle iyi ve dostane ilişkiler… Öyle mi?

Tekrarlıyorum, burada durayım!

Ancak kısa bir değerlendirmede bulunmadan yapamayacağım:

Herhangi bir partide, parti mensupları tarafından o partiye hâkim olma kavgası varsa, o partiden kimseye hayır gelmez!

Dış siyasette de, dost ülke yoktur; her ülke kendi ulusal çıkarlarını ön plâna alır!

ABD, Türkiye’ nin stratejik ortağı değildir, tarih boyunca olmamıştır ve olmayacaktır!

***

GÜNÜN SÖZÜ:

“Her ülkede toplum sıradan insanlardan oluşur. Onlara yön veren, zekâ düzeyi yüksek sıra dışı insanlardır.”

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle