“Jarramas” İsveç Köftesi..

10 Ocak 2018 07:50

Kopenhag uçağında yanımda oturan, Kopenhag’ta yaşayan Konya Kulu’lu genç, “Abi, Kopenhag’ta ne var ki? Niçin geliyorsunuz?” dedi.



Kopenhag’ta babasının kurduğu “take-away” tarzı bir restaurantları varmış. 3,5 saatlik uçuş süresi boyunca epey bir sohbetimiz oldu Kopenhag, Malmö, Danimarka üzerine. 1991 yılında Döktaş’ta görevli iken bir makinanın kabulü için gitmiş ve bir hafta süre ile kalmıştık Kopenhag’ta. En unutulmaz hikaye ise, aynı hafta içinde yani, 27 Kasım 1991 Çarşamba gecesi, 1903 Kopenhag takımı ile Trabzonspor’un maçı vardı. Tabii ki ekip olarak maçta yerimizi aldık. İlk yarı ortasında Trabzonspor Kalesi arkasındaki tribünden, atılan bir patlayıcı ile Trabzonspor’un Polonyalı Kalecisi yaralanmıştı. Biz Türklerin olduğu tribün galeyana geldi ve portatif saha çitlerini devirerek sahaya girmeye çalışıldı ama Atlı Polisler engel olmuştu. 15 dakika sonra Kaleci ayağa kalkınca 1903 Kopenhag, hükmen yenilmekten kurtuldu ve üstelik 1-0 maçı aldı.

Ağustos sonunda çıktığımız İskandinav turuna dönersek, En ilginç olanı, 2000 yılında açılan bir mühendislik harikası olan, Öresund Boğaz Geçişidir. Kopenhag’tan Malmö’ye geçişi sağlayan, Öresund geçişi, 4.000 m’si deniz altında ve 3.800 metrelik kısmi bir asma köprü ile toplam 7.845 metredir. Öresund köprüsü üste 2+2 şeritli karayolu ve alt kata çift hat demiryolunu içermektedir. Danimarka tarafında, 4 km’lik tünelden sonra Peberholm yapay adasına oradan da Köprüye çıkılarak Malmö / İsveç’e geçiyorsunuz. İki şehir arasındaki ilişkiyi bizim İstanbul’daki Kadıköy, Avrupa yakası gibi özetleyebiliriz. Her ikisi de AB üyesi olduğu halde kendi paralarını kullanan iki ülkeden Danimarka Kronu, İsveç Kronu’na göre yaklaşık %10 daha pahalı olduğu için, insanlar Kopenhag’ta çalışıp, Malmö’de ikamet etmeyi tercih ediyorlar. Kopenhag Tren Garından 110 Krona, 30 dakika’da Malmö’ye ulaşıyorsunuz. Malmö, Kopenhag’a göre küçük bir şehir. Şehir içinde su kanalları var. Aslında, Venedik gibi birçok kuzey Avrupa şehirlerinin içi kanallar ile dolu ama herkes Venedik’i biliyor. Malmö, İskandinav yarımadası ve İsveç’in en güney noktasında.

Dünya’da en çok fotoğraf çekilen yerleri sıralarsak herhalde Kopenhag’ta ünlü masalcı Christian Andersen’in yarattığı Deniz Kızı ilk sıralarda yer alır. Deniz üzerinde bir kayaya yapılmış küçüçük Deniz Kızı Heykeli (Little Mermaid) 1913’ten beri burada ve turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyor.  Kopenhag’taki  gezimiz sırasında bir enstantane’ye de denk geldik. Liman’da yürürken bir yerde kalabalık toplanmıştı. Ne oluyor diye anlamaya çalışırken bir koruma jeep ile Danimarka Kraliçesinin otomobili geldi. Kraliçe aracından indi ve halkın alkışları arasında rıhtımdaki kayığa binerek açıkta demirli olan yatına geçti. Hiçbir şatafat, gürültü olmadan ve nerede ise yok denecek kadar bir koruma ile olağanüstü bir mütevazilikte ülkenin kraliçesini görünce, bizdeki lider koruma ordusunun azametini karşılaştırınca insanın bayağı canı sıkılıyor ama durum bu işte.

Kopenhag’tan Oslo’ya gideceğimiz DFDS Feribotunun kalkışına kadar rengarenk evlerin yanyana dizildiği New Haven ve ünlü Tivoli Bahçelerini gezdik. Büyük, küçük herkesin eğlenebileceği, vakit geçirebileceği lunaparklar, parklar, minyatür araçlar, ne ararsanız var. 1843 yılında ilk açılışı yapılan Tivoli Bahçelerinin aslı İtalya’da Roma yakınlarında.

Akşam üstü Kopenhag’a veda ederek güzel bir gemi yolculuğu ile 18 saatte Oslo’ya ulaştık. Gemi, önce Helsingborg  boğazından geçerek daha açık bir denizde Göteborg hizasına kadar kapalı sayılabilecek bir denizde gidiyor. Göteborg açıklarından, Fredrikstad’a kadar Kuzey Denizi içinde yol alıyorsunuz ve Oslo’ya doğru gemi boğaza giriyor. İthal uskumru ve somon balığı ile tanıdığımız Norveç’in başkenti Oslo ve son zamanlarda Oslo müzakereleri ile Türkiye gündeme gelmişti.

Dersimizi çalışmadan gittiğimiz Oslo’da Vigeland Bahçeleri ile kültürel şoka girdik. 1869-1943 yılları arasında yaşamış Norveç’li ünlü heykeltraş Güstav Vigeland’ın Çıplak Heykel Parkı, günün 24 saati açık ve ücretsiz gezilebiliyor. Parkta 214 adet Granit çıplak insan heykeli var. Hayatın ve yaşamın içindeki insanların refleksleri heykelleştirilmiş. Dünya’da belki benzeri olmayan bu Sanat Bahçesini gezmek için yarım gününüzü ayırmanız gerekli.

Doğalgaz, Petrol, Balık, Orman ve Madencilik zengini Norveç, ekonomik çıkarları zedelenmesin diye AB disiplinine girmemiş. Vigeland’tan sonra, Oslo’ya gitmek için önemli bir neden de ünlü ressam Edvard Munch. Dünyanın en ünlü ve pahalı 2.ci tablosu olan The Scream – Çığlık  tablosunun Ressamı da bu şehirde yaşamış. Modern Sanat – Dışavurumculuk akımlarının önemli temsilcisi olan Edvard Munch’un müzesi, Oslo limanında yapılan düzenleme kapsamında yeni ve muhteşem bir yapıya taşınacak.

Flam’da Fiyort gezisi, bir tam gününüzü alıyor. Yaklaşık 5 saatlik Oslo – Flam yolu üzerinde yer alan 24,5 km’lik uzunluğu ile Laerdal tüneli, Dünya’nın en uzun karayolu tüneli. Tünel içinde her 8 km’de bir yapılan genişletilmiş ve özel renkli ışıklar ile aydınlatılmış bölümler, sürücülerin araç kullanımı sırasında psikolojik bozukluğa uğramaması için düşünülmüş. Flam ile Gudvangen arasındaki fiyort turu ile Norveç kıyılarını dantel gibi örmüş yüzlerce fiyortlar hakkında bir fikir sahibi olduk. Fiyortlar, doğanın binlerce yıl dönüşümleri sonucu oluşmuş. Kara parçaları ile iç içe geçmiş buzulların erimesi, su seviyesinin yükselmesi ile günümüzdeki fiyortları oluşturmuş.

Artık İKEA’nın ve  ABBA’nın ülkesi İsveç’e, Stockholm’e gitme zamanı geldi. İsveç, İskandinya’nın en büyük ülkesi ve Stockholm’de en büyük şehir. Stockholm’e bu ikinci gelişimde İsveç ile Türkiye arasındaki enterasan ilişkileri öğrendim.

Bütün bu ilişkilerin başrol oyuncusu İsveç Kralı Demirbaş Şarl. Ruslar ile girdiği savaşı kaybedince 1709 yılında bugün Moldovya’da Osmanlı’ya sığınmış ve 5 yıla yakın süre misafir edilmiştir. Rusya ile Osmanlı arasında krizlere neden olan bu zorunlu sığınma sırasında bir süre de İstanbul’da yaşamış olan Demirbaş Şarl, Türk kültüründen birçok şeyi İsveç’e götürmüştür. Bugün İKEA’da yediğimiz İKEA Köftesinin geçmişinde bizim kültürümüz var. Stockholm’de Köfte ve Demirbaş Şarl’ın çok sevdiği Lahana Dolmasını aynen Türkiye’deki gibi yiyebiliyorsunuz.

Gelelim Yaramaz(Jarramas) ve Yıldırım’ın (Jilderim) hikayesine. İsveç Kralı Demirbaş Şarl, İstanbul’da olduğu yıllarda, İstanbul limanındaki Osmanlı ve diğer yabancı gemileri inceledi. 1709’da yenildiği Rusları yenmek için ancak bu gemilere benzer gemiler yapılması gereğine karar Verdi. Bu gemilerin planlarını çizdirdi. Dönüşünde bu gemilerin benzerlerini inşaa ettirdi. İlk yapılan 2 gemiye Türkçe’den bildiği ve İşveç diline kazandırdığı Jarramaz ve Jilderim isimleri konuldu. Hakikaten bu iki gemi Baltık denizinde Ruslara ve İngilizlere karşı çok başarılı oldu. Jilderim, daha sonra Prusyalılar tarafından batırılmış ancak Jarramas ismi günümüze kadar gelmeyi başarmıştır. Her dönem yapılan bir gemiye Jarramas ismi veriliyor. Jarramas, bugün İsveç denizciliğinin gurur kaynağı olarak, 1944'ten bu yana okul gemisi olarak hizmet veriyor. Dünyanın en güzel firkateynlerinden biri sayılan, Karlskrona'daki Kraliyet Deniz Müzesi önünde demirli Jarramas, bir zamanlar Akdeniz'i titreten Türk korsanlarının belki de dünyada hâla yaşayan tek tanığı.

Ve ünlü Vasa Gemisi. Bu gemi için özel bir müze inşaa edilmiş.1628 yılında daha ilk seferi sırasında batan Vasa gemisi, tam 333 yıl sonra 1961 yılında su altından çıkartılıyor ve yapılan çeşitli kimyasal temizlik ve koruma işlemleri sonrası, 1990 yılından itibaren Vasa Müzesinde sergilenmeye başlıyor. Stockholm’de Vasa Müzesi, ilk gezilecek yerlerden. Vasa gemisi için yapılan bilimsel ayakta tutma çalışmalarının boyutunun görülmesi gerek. Ve mücadele halen İsveç Üniversitelerinin ve şirketlerinin katılımı ile devam ediyor. Bir de bizde üniversitelerin, sözde bilim adamlarımızın uğraştıkları bilimdışı konulara bakınız!

İsveç, kuzeyin bu soğuk ama çalışkan insanların ülkesi ve aynı zamanda demokrasi ve insan haklarının beşiği. Tüm dünya’daki mültecilerin ulaşmak ve yaşamak istedikleri bir ülke. Ülkeye girmeye başaran mülteci, kolay kolay geri iade edilmiyor İsveç yasalarına göre. Bu neden ile Kopenhag  – Malmö arasındaki tren ile gidiş gelişimizde sadece Malmö’ye girerken,Trene gelen Polisler, herkese kimlik - pasaport kontrolü ile Malmö’ye geliş nedenini sordular.

İstanbul nüfusundan küçük, 10 Milyonluk İsveç’in yarattığı Dünya Markalarını ilk akla gelenleri sıralarsak; Volvo, Scania, Saab, Atlas-Copco, SKF, H&M, İKEA, Ericsson, Spotify…

Kilometrelerce uzaklarda Osmanlı’nın, Türkün etkisini görmek insanı gururlandırıyor ama niçin buna devam edilememiş? Osmanlı’nın sonu niçin hüsran ile bitmiş? Çünkü zenaat denilen meslekler aslında Türkiye’de, İstanbul’da gayri müslimlerin elinde. Topçu Urban, Mimar Sinan, bakın bakalım kökenlerine. Türkler, Osmanlı’da aslında sadece savaşcı unsur olarak kalmış ve İstanbul’dan, Saray’dan uzak tutulmuştur. Anadolu’da eğitim diye birşey yok denilse yeridir. Osmanlı’nın Anadolu imar etme çalışmaları, ilk kuruluş yıllarında olmuş ve birçok Anadolu şehrinde Selçuk’lunun hizasına bile gelememiştir. Osmanlı’nın  tüm yüzü, Balkanlara Orta Avrupa’ya yönelik olmuş.

Türkiye’nin, Anadolu’nun, pozitif bilim ile tanışması M.K.Atatürk’ün Türkiyesinde olmuştur. Bugün bütün bunları karalayıp geçmişe dönmeye çalışmak aymazlık ve nankörlüktür. Modern Türkiye için ebeveynler, çocuklarının eğitimlerine çok önem vermeli, politikacıların dayatmaya çalıştığı dinsel içerikli eğitim kurumları yerine, pozitif bilimin yolunu seçmelidirler.

Yorumlar (2) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle

Nazif kara

10 Ocak 2018 10:53
Güzelliklerle dolu bir yazı kaleme almışsın.Eline emeğine sağlık n.k

Emin Erman

10 Ocak 2018 14:45
Guzel ozetlenmis bir yazi