Bükreş Türk Şehitliği ve Varna

01 Haziran 2017 12:47

19 Mayıs’ta bir arkadaş grubu ile Bulgaristan ve Romanya’ya karayolu ile gittik.



 Kırklareli Dereköy Sınır Kapısını, Kapıkule’ye göre daha tenha olduğu için tercih ettik. Kırklareli’den itibaren başlayan yeşilin yoğunluğu Bulgaristan tarafında daha da attı. Burgaz – Şumnu –Razgrad – Rusçuk yolu ile Tuna nehrinden Demir Köprü ile geçerek Romanya’ya ulaştık.

Tuna nehri, Bulgaristan ile Romanya arasında boydan boya sınırı oluşturuyor. Her iki ülke’de AB üyesi olmalarına rağmen kendi paralarını kullanıyorlar. Bulgar levası ile 1€’ya 2 leva alırken, Romenlerin levi bizim TL ile nerede ise eşdeğer.

Bükreş’e güney taraftan girdik. Genelde az katlı binalar ile geniş bir alana yayılmış bir kent. Güney girişinde komünist dönemden kalmış, çok katlı, yıpranmış blok apartmanları yol boyunca izliyorsunuz. Cadde tramvayları da aynı Saraybosna gibi ülkenin ekonomik sıkıntısının aynası durumunda.

İlk durağımız, buraya gelmeden önce bir çoğumuzun duymadığı, Bükreş Türk Şehitliği. Şehitlik çok iyi bakımlı durumunda. Girişte, Türkiye’den Şehitliği ziyaret eden Devlet adamlarının anı plaketleri var.

Bükreş Türk Şehitliği, Birinci Dünya Savaşı’nda 27 Ağustos 1916 günü açılan Romanya Cephesi’nde yapılan muharebelere katılan 6. Kolordu’ya bağlı 15. ve 25. Tümenlerden,şehit olan askerler adına 1932’de kurulmuş. Eylül 1916-Mayıs 1918 arasında "çok başarılı muharebeler" yapmış. 42 bin kişilik mevcudundan "19 bin 100'ünü" kayıp vermiş. 1932’de Bükreş Büyükelçimiz Hamdullah Suphi Tanrıöver'in girişimiyle "Bükreş Türk Şehitliği" kurulmuş. "400 şehidimiz" isim isim "tek kabirlerde." 535 şehidimiz de "toplu kabirde"

Lozan Antlaşması'nın 126. maddesi ile ilgili olarak 18 Eylül 1930 da Türk-Romen Hükümetleri arasında yapılan anlaşma gereği inşa edilmiş.

Bükreş’te ikinci durağımız, Çavuşevski’nin sonunu hızlandıran dönemin başkanlık şimdi ise Parlamento binası. Bükreşin merkezinde çok büyük bir yeşil alan içinde bütün görkemi ile duruyor.

Bükreş’te çok geniş, ağaçlı bulvarlar kenti baştan başa katediyor. Tarihi taş binalar ile geniş parklar güzel bir uyum içinde. Bir dönem komünizmin vitrini kabul edilen Bükreş’te en çok etkilendiğimiz, Grigore Antipa National Museum of Natural History (Doğal Tarih Müzesi), 1834 yılında kurulmuş. Üç katlı müze’de eski çağlardan günümüze doğada bildiğiniz ne kadar hayvan türü var ise bunların birebir maketleri, yaşadıkları ortamlar içinde sergileniyor. Tabii ki geçmişten günümüze dünya’da bildiğimiz insan ırkları da var. Ayrıca tüm mineraller ve kayaçlar da sergileniyor. Müze çıkışında ziyaret için sıra bekleyen bir öğrenci ordusu karşılaştık.

Sadece bu ulusal doğal tarih müzesini görmek için bile Bükreş’e gelinmeli. Romenler, gelecek kuşaklarını işte böyle ortamlarda eğitiyorlar. Bükreş’te 50’ye yakın müze var. Müthiş heykeller ile süslenmiş bulvarları ile tam bir sanat şehri. En büyük Park, en büyük AVM, en büyük enleri yapmakta yarışan yurdum insanının kültürel anlamda aslında ne kadar yoksul olduğunu hissediyorsunuz.

Bu düşünceyi ertesi günü Köstence ve Balçık üzerinden ulaştığımız Varna’da pekiştirdik.

Tuna nehrini köprüler ile yeniden aşarak ulaştığımız Köstence, Romanya’nın en büyük liman şehri.

Varna yolunda uğradığımız Balçık, 1955 yılında kurulmuş Botanik Parkı ve Edinburg’lu Romen Kraliçe Maria’nın aşık olduğu Türk için yaptırdığı üzerinde mimaresi de olan beyaz saray ile mutlaka görülmesi gerekli bir yer.

Varna, Nazım Hikmet’in İstanbul hasreti ile gelip bir süre konakladığı Bulgaristan’ın 3.cü büyük şehri. Karadeniz kıyısındaki Varna, 500.000 nüfuslu, 5 üniversite ve 22  müze var.

Varna’da bir AVM’de 2015 yılında açılmış Retro müzesini gezdik. 1944-1989 arası komünist dünya'da üretilen otomobil, motorsiklet, fotoğraf ve film makinaları, daktilolar, hesap makinaları, sigara vs tüm teknoloji ürünleri sergileniyor. 50'den fazla otomobil var. Trabant, Warsawa, Wartburg, Lada, Skoda, Chayka, Volga, Moskvitch...
Bursa'da da Tofaş'ın Anadolu Arabaları Müzesi var çok etkileyici ama Türkiye üretilen tüm araçları toplayan böyle bir müze maalesef yok..

Varna’da sahil şeridi ile evler arasında geniş bir yeşil alan, park var. Türkiye’deki tüm Belediye Başkanları ve heyetlerinin en azından bir Bulgaristan sahil şehirleri turu yapmaları gerekiyor. Bulvar, cadde, meydan, park, havuz nasıl yapılmalı görmelerinde fayda var. Ortadoğu ülkelerine özeneceğimize, Avrupa’nın hiç olmaz ise bu yüzüne özenelim.

Varna’dan Türkiye’ye dönüş yolunda sıra ile Nessebar, Burgaz ve Sozopol sahil şehirlerine de uğradık. Burgaz ismini çoğumuz duymuştuk ama Nessebar ve Sozopol, tarih ve günümüz modern yaşamını birleştirmiş çok güzel sahil şehirleri. Yapacağınız bir Bulgaristan turunda buraları görmeyi ihmal etmeyin.

Varna’ya doyamadık. Zaman yetmedi. Bir daha ki sefere inşallah. Yazımızı Nazım Hikmet’in bir Varna şiiri ile sonlandıralım.

SOFRA

Şu Varna deli etti beni,
divâne etti.
Sofrada domates, yeşil biber, kalkan tavası,
radyoda ” Ha Uşaklar!” Karadeniz havası
rakı kadehte aslan sütü, anason
uy anason kokusu!
Ahbapça, kardeşçe konuşulan dilim…
A be islâh be, islâh be halim…
Şu Varna deli etti beni,
divâne etti.

6 Haziran 1957, Varna

Nazım Hikmet
“Henüz Vakit Varken Gülüm”

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle