İzmir Yangını- Kim Çıkardı?

09 Eylül 2022 12:10
İzmir Yangını- Kim Çıkardı?

Birinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran Mondros Ateşkesi’ ni ( 30 Ekim 1918) takiben, 24 Aralık 1918’ de, bir Yunan muhribi ilk kez İzmir limanına girmişti. Bundan sonra Yunan dâhil Müttefik Yüksek Komiserleri, münavebeyle İzmir’ e girdiler, kentin ve bölgenin yönetimini ele geçirdiler.

Bölge işgale uygun hale getirilince 15 Mayıs 1919’ da topluca İzmir’ e çıkan Yunan ordusu da zamanla Anadolu içlerinde Polatlı yakınlarına kadar ilerledi.

Türk Ordusu, Yunan ilerleyişini Sakarya Muharebeleri’ nde durdurdu; 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’ la geri attı, 9 Eylül 1922’de de İzmir’i ele geçirdi.

Ancak Yunan kuvvetleri Türk ordusu önünden kaçarken Anadolu’ da mezalim yapmaktan, geçtiği her yeri yakıp yıkmaktan geri durmamıştı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’ nin Başbakanı ve Dışişleri Bakan Vekili Hüseyin Rauf (Orbay) Bey, 31 Ağustos 1922’de, İstanbul’daki Amerikan Yüksek Komiseri Amiral Bristol’ a gönderdiği telgrafta şu hususları Amerika’nın dikkatine sundu:

“ … Afyonkarahisar ve bölgesini terk etmeden önce düşman, bütün Müslüman mahallelerini ateşe vermiştir. Bölgedeki köylerin çoğunluğu da aynı akıbete maruz kalmıştır. Bu köylerin ahalisi katliama uğramıştır. Altuntaş gibi bazı yerlerde halk, kadın ve çocuk ayırımı yapılmaksızın camiye doldurulmuş ve diri diri yakılmışlardır. Dumlupınar muharebeleri sırasında düşman, Hamamköy ve Taşköy’ ü tamamen yakmış ve her iki köy halkının bir kısmı katledilmiş, bir kısmı canlı canlı yakılmış ve bir kısmı da işkenceye maruz bırakılmıştır. Dumlupınar bölgesi de tamamen yakılmıştır. Bu da gösteriyor ki, Yunan ordusu işgal ettiği bütün toprakları yakmaya ve bu topraklar halkının kökünü tamamen kazımaya karar vermiştir. ”

Türk hükümetinin ne kadar haklı olduğu, Amerika’nın İzmir Başkonsolosu Horton’un 2 Eylül 1922’de Vaşhington’ da Dışişleri Bakanlığı’na çektiği telgrafta daha rahat anlaşılmaktadır. Konsolos Horton, askeri durumu şu şekilde belirtmekteydi:

“Yunan kuvvetlerinin tükenmiş ve moralinin zayıflamış olması dolayısıyla, askerî durum son derece vahim görünüyor. … Morali çökmüş olan Yunan ordusu İzmir’e ulaşacak olursa ciddi karışıklıkların çıkması çok mümkündür ve şehrin yakılacağı söylentileri çok yaygındır. Bu durum sebebiyle, Konsolosluk mensupları ile Amerikan vatandaşlarının tahliyesi için İzmir’e bir kruvazör gönderilmesini rica ederim.”

Konsolos Horton, 4 Eylül 1922’de Vaşhington’a gönderdiği telgrafında ise, İzmir’e mültecilerin, yani Türk ordularının önünden kaçan Rum halkın akın etmekte olduğunu ve şehirde tam bir paniğin hüküm sürdüğünü belirterek Hükûmeti’ nden, geri çekilen Yunan kuvvetleri için “Af” ilân edilmesi hususunda Ankara Hükûmeti nezdinde teşebbüste bulunulmasını istemişti.

Konsolos’ a göre, böyle bir af, İzmir’in yakılıp yıkılmasını önleyecektir. Çünkü yine Konsolos’ a göre, aksi takdirde moral olarak çökmüş olan Yunan askerleri, cephanelikleri havaya uçurabilecekler ve şehri yağma edeceklerdi. 

Korkulan oldu.

Türk Ordusunun İzmir’e girişinin dördüncü günü, 13 Eylül 1922’de İzmir Yangını başladı. Rüzgârın da etkisiyle ve yeni kundaklamalarla büyüyen yangın, tam üç gün İzmir’in Alsancak, Basmane, Pasaport gibi en güzel semtlerini ( şehir merkezi, bugünkü İzmir Enternasyonal Fuar Alanı bölgesini) yalayıp yuttu.

15 Eylül’de kontrol altına alındı ama ancak 18 Eylül’ de söndürülebildi.

23 Eylül günü Hisar Camii arkasında yeni bir yangın başladı. Şehir ancak 30 Eylül’ de güvenli bir hale geldi.

Bu tarihe kadar Ermeni, Rum mahalleleri tamamen, Avrupalıların yaşadığı Frenk Mahallesi ise kısmen yandı.

Muhtemelen rüzgârın 15 Eylül günü tekrar imbata(denizden karaya doğru esen mevsim rüzgârı) dönmesi sayesinde Türk ve Yahudi mahallelerine bir zarar gelmedi.

Yangında yaklaşık 2,6 milyon metrekarelik bir alan, 20- 25 bin ev, dükkân, işyeri, fabrika, depo, otel ve lokanta tamamen yandı, binlerce insan aç ve açıkta kaldı. Sokakta kalan 10 binin üzerinde Türk ve Rum, Kemer istasyonu civarında baraka ve pavyonlara ve Alsancak istasyonundaki demiryolu hangarlarına yerleştirildi ve Kolordu tarafından doyuruldu.

11/12 Eylül 1922 gecesinden itibaren ve 13 Eylül 1922 günü yangının şiddetlendiği saatlerde yaşadıklarını ve gördüklerini, İzmir İtfaiye Müdürü Paul Greskoviç, daha sonra hazırladığı raporda ayrıntılarıyla belirtmiştir. Avusturya asıllı bir Hristiyan olan Greskoviç, İzmir’in Hristiyan kesimini sigorta eden Batılı Sigorta Şirketleri Konsorsiyumu’ nun kurduğu İtfaiye Teşkilâtı’ nın Müdürü idi. Greskoviç, ABD Kongre Kütüphanesi’ nde muhafaza edilen resmî notlarda yangını şu ifadelerle anlatmaktadır:

“11/12 Eylül gece yarısından bir saat sonra Ermeni Mahallesi’nde yangın çıktığını haber verdiler. İtfaiye erleriyle yangın yerine hareket edip, Rum Hastanesi’ne geçerken 120- 150 kadar çoluk çocuk ve kadın acı acı bağırıyorlardı. ‘Niçin bağırıyorsunuz?’ diye sordum: ‘Ermeniler bizi yaktılar, Seyis Hanı içerisinde oturuyoruz’ dediler. Bunlar Rumlardı. Bu insanların; Ermeni evlerine bitişik oturduklarını ve Ermenilerin duvardan bir delik açtıklarını ve delikten çokça gaz dökerek evi ateşlediklerini söylediler. Bunları sabaha kadar çıkmaz sokak içinde muhafaza ettim ve sabahleyin devriyeye teslim ettim.13 Eylül saat 10 30’da Ermeni Mahallesi’nde ateş görüldüğünü haber verdiler. İtfaiye ile birlikte giderken Ermeni Kilisesi’nden 50 metre mesafede bir Ermeni evinin yandığını gördüm. Evin alt katından şiddetli bir ateş çıkıyordu. Mecburi biraz geriye gittim ve etrafa yayılmaması için söndürmeye uğraşırken, Ermeni Kilisesi’nde yangın çıktığını haber verdiler. Kilisenin binalarında ateş yoktu. Yalnız küçük bir bina civarında, bahçede 200 kadar üzerine yağ dökülmüş eşya balyası ile paçavralar bir yere toplanmış, üzerine de 200 kadar tüfek ve çokça da cephane konmuştu. Ateş de bunların arasından çıkıyordu. Aynı zamanda ateş içerisinde devamlı patlamalar oluyordu. Biz yangını söndürmeye çalışırken, Ermeniler ateş ediyor ve atılan mermiler yangın tulumbalarına isabet ederek zarar veriyordu.”  (Türkkaya Ataöv, Milliyet, 24.09.1986)

13 Eylül 1922 günü, saat 15 30’da, Muhabir J. Clair Guyot, Paris’te yayınlanan L’illustrastion gazetesine,  İzmir yangını ile ilgili olarak şu haberi gönderir:

“ Baskıyı durdurunuz, İzmir yanıyor. Ermeni mahallesinde başlayan yangın Türk, Musevi ve Rum bölgelerine yayılıyor. Konsoloslukların bulunduğu sahil şeridi alevler içinde. Şimdi güney bölgesindeki yakıt depoları da birbiri ardına patlamaya başladı. Şehir körfezdeki gemilerden görülemiyor. Doğu dünyasının ipek halısı İzmir katranımsı bulutların altında kaldı. İzmir’de tarihin en büyük paniği hüküm sürüyor. Körfezdeki savaş gemilerine gidebilecek sandal ve botlara yığılma var. Bir kişinin nakli için istenen fiyat 20 İngiliz lirası. Bu telgrafı limandaki İngiliz gemisi Elpiniki’ nin telsizi ile çekiyorum.”

14 Eylül 1922 tarihinde, Muhabir G. Ercole, Paris’te yayınlanan L’Illustrasyon gazetesine, İzmir yangını ile ilgili olarak şu haberi gönderir:

“Öğleden sonra saat ikiye doğru Ermeni Mahallesi üzerinden bir duman bulutu yükseliyordu. Bununla birlikte, bu yangın genişlemiyor ve sönme eğilimi gözüküyor. Buna rağmen kaçmak isteyen, paniğe kapılmış insanlar rıhtımda toplanıyor. Bir Amerikan vapuru, ABD konsolosluğu önünde, hareket etmek zorunda, çünkü insanlar o vapura binmek için kendilerini denize atıyor. O anda yine Ermeni Mahallesi’nde, daha önemli iki yangın başlıyor. Durum ciddileşiyor, çünkü güneyden gelen rüzgâr artıyor ve alevler Avrupa Mahallesi’ ne doğru ilerliyor. Silâh sesleri geliyor, el bombaları patlıyor. Türk işgali altında yaşamaktansa ölmeye karar vermiş olan Ermeniler, evlerinde yangın çıkardılar ve Türk askerleriyle savaşmaya başladılar. Cephanelik korkunç bir gürültüyle infilak ediyor. Saat akşamın dokuzu; biz farkına varmadan gündüzden geceye geçtik. Gökyüzü geniş bir ateş bulutuna dönmüştü.”

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, 10 Eylül 1922 günü İzmir’e girmiş, doğru Hükümet Konağı’na gitmiş; 10/11 Eylül gecesinden itibaren gecelerini Karşıyaka’da İplikçizade Köşkü’nde geçirmişti. Gazi, 13 Eylül’de başlayan yangın üzerine 14 Eylül’den itibaren 29 Eylül 1922’de Ankara’ya hareketine kadar Göztepe’deki Uşakizadelerin Konağı’nda kalmış ve bazı görüşmelerini burada yapmıştır.

15 Eylül 1922 günü, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Fransız Amirali Dumesnil ile yaptığı görüşmede yangını şöyle anlatır:

“Yangın çıkarmak üzere bir teşkilâtın kurulmuş olduğunu biliyorduk. Hatta Ermeni kadınların üstünde ateş tutuşturmak için malzeme ele geçirdik. Birçok kundakçıyı tutukladık. Gelişimizden önce kiliselerde yangın çıkarmayı mukaddes bir vazife gibi gösteren nutuklar verilmiştir. Ordumuz İzmir’ i her türlü kazadan muhafaza etmek için şehre girmeden evvel tedbirler almıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel vücuda getirdikleri teşkilâtla İzmir’ i tamamen yakmayı tasarlamışlardı. Kiliselerde Hrisostomos’ un vermiş olduğu nutuklar İzmir’ i yakmak dini bir vazife olarak tebliğ edilmiş bulunuyordu. Yangın bu teşkilât tarafından vücuda getirilmiştir. Bunu teyid eden birçok belge ve şahit vardır. Askerlerimiz yangını söndürmek için bütün mevcudiyetiyle çalışmışlardır. Yangını askerlerimize atf ve isnat edenler bizzat gelip İzmir’ de vaziyeti görebilirler.”

16 Eylül 1922’de, İzmir yangını ile ilgili yapılan soruşturma sonucunda, 22 Ermeni tutuklandı ve bu kişiler yangını çıkardıklarını itiraf ettiler. (Cumhuriyet, 13 Nisan 2010)

16 Eylül 1922 tarihli The London Times’de çıkan makalede, yangını düzenli ordular şehre girmeden önce şehri ele geçiren Türk başıbozukların çıkardığı, ancak düzenli Türk ordularının yağmacılara veya yangını çıkaranlara karşı acımasız davrandığı, buna karşılık, Türklerin yangına müdahalede yetersiz kaldığı, belirtilmiştir.

17 Eylül 1922 günü, Gazi Mustafa Kemal Paşa adına Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey, Batılı devletlerin Müttefik Komutanlığı’na  “Acil” damgalı özel bir rapor gönderir:

“İzmir yangını hakkında açıklama aşağıdadır. Ordumuz İzmir’i her türlü kazadan korumak için şehre girmeden evvel önlemler alınmıştır. Ancak Yunanlılar ve Ermeniler daha evvel kurdukları teşkilatlarıyla İzmir’i tamamen yakmayı planlamışlardı. Kiliselerle Hrisostomos’un vermiş olduğu nutuk (Müslümanlar tarafından işitilmiştir), İzmir’i yakmak isteyenlerce dini bir vazife olarak algılanmıştır. Yangın bu teşkilat tarafından çıkarılmıştır. Bunu kanıtlayan birçok şahit ve belgeler vardır. Askerlerimiz yangını söndürmek için bütün güçleriyle çalışmışlardır. Yangını askerlerimize mal eden ve iftira edenler, İzmir’de durumu yerinde görebilirler. Yalnız böyle bir iş için resmi soruşturma söz konusu olamaz. Şu anda burada bulunan her milletten gazeteciler zaten bu vazifeyi yapmaktadırlar. Hıristiyan ahali hakkında gereği yapılmakta ve göçmenler yerlerine gönderilmektedir.”

İstanbul’da yayınlanan Djagatamart (Cephe Savaşı) adlı Ermenice gazetenin 19 Eylül 1922 tarihli nüshasında, 16 Eylül’de İzmir’den ayrılan bir gencin hikâyesi ise yangının çıkış öyküsünü farklı anlatır:

“9 Eylül cumartesi öğleden sonra Türk süvarileri İzmir’in Kordon Boyu’ndan dörtnala, kılıçları çekilmiş vaziyette şehre girdiler. Onlar şehre girerken, önlerinden çevredeki Rum vatandaşlar korkuyla kaçmaya çalışıyorlardı. Yunan askerleri de elbiselerini çıkarıp silahlarını atıp kaçışıyorlardı.  … Salı günü öğleden evvel güneyden denize doğru sert bir rüzgâr esmeye başladı. Basmane İstasyonu’nun önündeki bir Ermeni evinden yangın dumanları yükseldi. Yangın genişleyerek Ermeni mahallesine ve kilisesine doğru yayılmaya başladı. Başında yangın Mortakiya Rum mahallesini ve sahil boyunu tehdit eder nitelikte değildi. Fakat akşamüstü demiryolu üzerinden bir noktadan ikinci bir yangın Rum mahallesine yöneldi. O gün sabahtan akşama kadar bütün halk Kordon Boyu’nda toplandılar. Gümrük Binası’ndan Punto’ya kadar halk toplanmıştı. Yabancı savaş gemilerinden gelen memurlar ve askerler yalnız İtalyan, İngiliz ve Fransız tabiyetindeki kişileri gemilere aldılar. Kendilerine güvenen gençler denize atlıyor, ilerde duran gemilere yüzmeye çalışıyordu. Bazıları muvaffak oldu ve kendilerini gemilere aldırtmayı başardılar. Ermeni Kilisesi ve okulunun girişi ve etrafı Manisa, Ödemiş, Afyon Karahisar ve diğer yerlerden kaçan Ermeni göçmenlerle doluydu…. Yaşları 50’den büyük olanlar serbest bırakılıyor diğerleri tutuklanıyor veya askere alınıyordu. Çarşamba (13 Eylül) artık yangın Kordon Boyu’na yaklaşmıştı. Büyük patlamalar duyuldu. Sonradan Karantina Hastanesi’nde bulunan benzin depolarının ve başka yanıcı maddelerin patlamış olduğunu öğrendik. Bu arada Ermeni Kilisesi’nin de yangından nasibini aldığını ve çöktüğünü, kemerlerinin dağıldığını gördük. 16 Eylül’de şafakta dört kişi idam edildiler. Bunların ikisi Ermeni, biri de Rum’du…”(Ayşe Hür, Taraf, 14 Eylül 2008)

21 Eylül 1922 tarihli yangın haberi, İzmir’de Fransızca yayımlanan “Le Levant” gazetesinde şöyle yer alır:

“İzmir yangınının Ermeniler tarafından provoke edildiğini daha önce bildirmiştik, şimdi resmi açıklamalar, bu haberimizi doğruluyor. Ermeni Kilisesi’ne yaklaşık 100 metre uzaklıkta bir Ermeni evinde ilk yangın görüldü. Bu ilk girişim, itfaiyecilerin çabalarıyla engellendi. Birkaç saat sonra kilise çevresinde patlayıcı maddeler ateş almıştı. Yangın, eş zamanlı olarak Basmane’deki ve Soğukçeşme’deki Ermeni evlerinde başladı ve art arda Ayavukla’da, Ayaparaskeri’de ve Kireçağırı Mahallesi’ndeki Ermeni evlerinde çıktı. Yangından önce bütün Ermeni evleri kapalıydı ve herhangi bir hayat belirtisi yoktu. Yangınla birlikte Ermeniler silâhlı olarak evlerinden çıktılar. Hatta Ayavukla mahallesinde bir Ermeni’nin kendi evini ateşe vererek çıktığı görüldü. Birçok evde yangını körükleyen paçavra parçalarına rastlandı. Bu mahallelerde yaşayan Ermeniler, aynı zamanda yangını söndürmek isteyen itfaiye erlerine ateş etmeye başladı. Ermeni mahallelerinde ve çarşıda bomba atan Ermeniler görüldü ve tutuklandılar. Darağaç’ta Yordani Aleksiyati adlı bir Rum, evini yakarken yakalandı. Kendisine bunu yapması için bir Rum görevli tarafından para verildiğini itiraf etti. Anadolu’daki Ermeni alaylarını örgütleyen meşhur Trukom, Yunanlılara İzmir’i terk etmeden önce şöyle seslenmişti; ‘Siz İzmir’i Türklere bırakarak kaçın. Biz ancak öldükten sonra İzmir’i onlara teslim edeceğiz.’ Gerçekten de İzmir’i yakmak için burada bir Ermeni komitesi kurulduğu anlaşılıyor.”

25 Eylül 1922 günü, İngiliz The Times gazetesinde, İzmir Özel Amerikan Koleji Müdürü olan Alexander MacLachlan ile ilgili bir haber/ yorum yayımlanır:

"Yunanların Mayıs 1919'da Türkleri katlettiği gibi, Türkler Yunanlıları katletmediler. Yaptıkları en kötü şey, Yunanlıların zamanında Türk askerlerini "Zito Venizelos" diye bağırmaya zorlamış olmalarına mukabelen, esir aldıkları Yunan askerlerini "Yaşasın Mustafa Kemal" diye bağırtmak oldu. Türk askerleri şehirde asayişin tam olarak temin edilemediği ilk saatlerde Kolej'i korudular, bir Türk süvarisi başıbozukların eline düşen MacLachlan'ı dayaktan kurtardı. Türklerin kontrol altına almak için bütün çabayı gösterdikleri 3 günlük yangın boyunca Yunan ve Ermeni mahallerinde geniş bir alan tahrip oldu ve iki yüz bin kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Yangında Amerikan Kız Koleji de yandı. MacLachlan'ın yangının kökenleri hakkında yaptığı araştırma, Türk üniformaları giymiş Ermeni teröristlerin şehri ateşe verdiği sonucunu ortaya koydu. Teröristler batı ülkelerinin bir müdahalesini sağlamayı denemişlerdi."

İzmir yangını konusunu pek yazar ve araştırmacı incelemiş, kitap ya da makalelerinde görüşlerini açıklamışlardır.

Örneğin Kurtuluş Savaşı yıllarında ABD’ nin İzmir Konsolosu olan George Horton ( 1859- 1942), 11 Eylül günü 1922 günü İzmir’den ayrılmış, 13 Eylül’ de başlayan İzmir yangınını hiç görmemişti. Herhalde Yunanlı eşi Catherine Sacopoulo’ nun etkisinde kalmış olmalı ki, Türk ve Müslümanlara karşı önyargılıydı. Emekli olduktan sonra 1926 yılında New York’ ta yazdığı kısaca “The Blight of Asia” adı verilebilecek kitabında İzmir yangınından Türkleri sorumlu tuttu. Halen pek çok internet sitesinde bulunabilen kitap, Ermeni diasporası ve Yunanlılar tarafından pek fazla rağbet görmektedir.

Horton'un kitabının sansasyonel yankılı tam adı, "An Account of the Systematic Extermination of Christian Populations by Mohammedans and of the Culpability of Certain Great Powers; with the True Story of the Burning of Smyrna" şeklindedir. Kitabın adının Türkçe “Hıristiyan Nüfusun Müslümanlarca Sistematik İmhasının ve Büyük Güçlerin Suç Ortaklığının Bir Anlatısı, İzmir’in Yanışının Gerçek Hikâyesi” olması bile kitabın hangi tezi savunduğunu göstermeye yeter.

(Not: İngiltere'de yayınlanan Byzantine and Modern Greek Studies dergisinde yayımlanan ve Konsolos George Horton’ un profilini ele alan bir makalede, Horton’ un kadim bir Yunan dostu olduğu, İzmir yangınını anlattığı kitabında, Türkleri şeytanî yaratıklarmış gibi ele aldığı, İzmir yangınından 20 sene önce yazdığı birkaç romanında, Türk'ü Batı uygarlığının demirbaş kötü adamı olarak tanımladığı belirtilmektedir. Bu nedenle olayları tarafsız bir gözle anlatmadığı anlaşılmaktadır.)

Ermeni asıllı yazar Margaret (Marjorie) Housepian Dobkin de, 1971’ de yayımladığı “Smyrna 1922: Destruction of a City” (İzmir 1922: Bir Şehrin Yıkılışı) adını verdiği kitapta, İzmir yangınından Türkleri sorumlu tutar. Kitap, yayımlandığı dönemde, İngiliz Sunday Times gazetesi tarafından “Yılın Kitabı” seçilmiştir.

Amerikalı yazar Prof. Dr. Stanford Shaw, “History of Ottoman Empire and Modern Turkey” (Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye Tarihi) adlı eserinde, İzmir yangınını Türklerin çıkardığını reddeder.

Çınar Atay, “Tarih İçinde İzmir” adlı kitabında, Ermeni Rahip Tourian’a dayanarak, yangının çıkış yerinin St. Constantin Rum Mahallesi, plânlayıcısının da Rum Patriği Hrisostomos olduğunu yazar.

  1. Alexander Powell adlı bir yazar 1923’te yayınladığı The Struggle for power in Muslem Asia (The century Co. New York/London) kitabında şehri Ermeni ve Rumların yaktığına dair yeminli ifadelerden söz edip Batı basınında işin Türklere yıkılmasının büyük haksızlık olduğunu söyler.

1923’te yayınlanan Current History (Cilt V, s. 319) adlı kitapta yer alan “Smyrna During the Greek Occupation" adlı makalenin Müslüman yazarı Albay Raşit Galip ise yangının Ermeni mahallesinde başladığını ancak yangını Yunanlıların çıkardığını söyler. Albaya göre kundakçılar patlayıcı maddelerini Aya Triada ve Aya Fotini kiliselerinde ve bazı özel evlerde saklamışlar.

Mehmet Coral, “13 Eylül 1922 İzmir” adını verdiği kitabında, İtfaiye Şefi Greskoviç’in raporundan yola çıkar. Buna göre, Ermeni mahallesinde aynı anda birçok yerde başlayan yangınlara anında müdahale edilmiş, fakat Ermeni evlerinden açılan ateşle itfaiyeciler taciz edilmiş, hortumları kesilmiş, tüm müdahale çabaları engellenmiştir. Coral, bu tespitine rağmen, değerlendirmesine şöyle devam etmektedir: “ Belki de Türkler, yalnızca Ermeni mahallesindeki direniş noktalarını ortadan kaldırmak istediler, ama rüzgârın aniden yön değiştirmesiyle iş kontrolden çıktı. Daha ilk alevlerin görülmeye başladığı sıralarda Türk askerine emir verilseydi, yangını söndürebilirlerdi.”

Amerikalı Prof. Justin McCarthy, “Death and Exile”( Ölüm ve Sürgün) adın verdiği kitabında aynen şu ifadeleri kullanmaktadır:

“ İzmir dramının son perdesi, Osmanlının İzmir’inin Rum ve Ermeni mahallelerini silip süpüren bir büyük yangınla geldi. Yangın, Ermeni mahallesinde başlatıldı; başlatan, ya yerli Ermeniler, ya yerli Türkler, ya da TBMM ordusunun askerleri idi; tarihsel belgeler bu konuda son derece karışıktır. Aslında büyük yangının, başlangıçtaki tek bir yangından değil, birçok yangından doğduğu ve başlangıçtaki o yangınları da, kenti Türklere bırakmak istemeyen Hristiyanların (yerli Rumların, Ermenilerin) bir öç alma eylemi olarak çıkardığı, ya da Türklerden disiplinsiz askerlerle sivillerin sırf binaları yanar durumda görmek istedikleri için çıkardıkları düşünülebilir.  Savaş zamanında böyle şeyler hiç görülmemiş değildir. (Kimileri bu konudaki kanıtları hiç değerlendirmeksizin düpedüz Türkleri suçlamakla yetinmişlerdir. Bu çeşit tutum gösteren bir incelemenin en seçkin örneği, Marjorie Housepian’ınThe Smyra Affair kitabıdır.)   Sık sık ileri sürülmüş olmasına rağmen, TBMM hükümetinin, kendisine ait ülkedeki ikinci büyüklükte kenti, daha yeniden ele geçirmesinin hemen sonrasında kasten yakıp yok ettiği iddiası, prima facie ( ilk bakışta görülen) bir saçmalıktır.”

Yunan yazar Giannes P. Kapses’in yazdığı “Yitirilmiş Vatanlar” adlı kitapta, Türk ordusunun önünden kaçan Yunan askerlerinin durumu şöyle anlatılıyor:

“…İzmir kentinde egemen olan kargaşa dramatikti. …Çok kişi, İzmir’den daha kolayca kaçabileceklerine inanıyorlardı. Ayrıca birçok kişi de vardı ki, nereye gideceklerini bilemediklerinden İzmir’e dönmekteydiler. İçine düşülen dehşetli korku, anlatılabilecek gibi değildi; kent, asker kaçaklarının egemenliğindeydi. İzmir’e doluşmuş bulunan, ordudan kaçmış askerlerimiz içmekteydiler; yurdundan kaçıp göçe çıkmak üzere İzmir’de bulunan sığınmacılar da içip duruyorlardı. Ama yiyeceği nereden bulacaklardı? Birisi, askeri depoların varlığını akıl etti ve bütün güruh, tek bir adam gibi harekete geçti. Az zaman sonra depoların kapıları kırıldı ve İzmir’in yolları, saçılan yiyeceklerle doldu. Mert ve utangaç savaşçılar, her türlü kötülüğe girişen yaratıklara dönüşmüşlerdi; zorla mal gasp ediyorlar, kırıp döküyorlar, yakıp yıkıyorlardı. Hiç kimsenin, içinden kurtulup kurtulamayacağını bilemediği bu kargaşa içinde, kimileri de lâstikler, çeşitli otomobil yedek parçaları yüklenmiş, koşuyorlardı. Son anda bunları satabileceklerini, bunun parasıyla birazcık ekmek alabileceklerini, Khios/ Sakız’a hareket edecek teknenin birinde bir yer ayarlayabileceklerini sanıyorlardı. ”

Yunan yazar Kapses, Türklerin önünden panik halinde kaçan üst rütbeli komutanların gemilerle İzmir’den ayrılmasından sonra, geride kalan Yunan askerlerinin İzmir’deki perişan halini anlatmaya devam ediyor:

“…Baş yöneticilerin İzmir’den ayrılması, asker kaçakları güruhunun dizginlerini hepten boşandırdı. Bu adamlar, kendilerindeki son insanlık izlerini de yitirmişlerdi. Hepsinde yaşamını sürdürme amacına yönelmiş hayvanca içgüdüler egemendi. En büyük cinayetleri, en nefret uyandırıcı suçları işlemeye hazırdılar. Böylece o soylu savaşçılarımız, felâket insanlara dönüştüler. (YN: Esasen Yunan askeri insanlık dışı cinayetlere daha İzmir’e girmeden önce başlamış, geri çekildikleri her yeri yakıp yıkmıştı. Örneğin Salihli kenti askerlik açısından hiç anlamı yokken yakılmıştı. Yunan yazar, o günleri hatırlamak istemiyor.) Subaylar, soğukkanlılıklarını koruyabildikleri sürece, onları yatıştırmaya ve Çeşme doğrultusunda yönlendirmeye çalıştılar. Boşuna zahmet, linç edilme tehlikesine düştüler. Gerçekten o kaçakların saldırganlıkları dehşet vericiydi; o kadar dehşet ve vericiydi ki, İzmirliler evlerine kapandılar. Gelmekte olan Türklerin oluşturduğu tehlikeyi unuttular ve saklanmaya çalıştılar.”

Yunan yazar Kapses, İzmir’de yaşayan Rumların durumunu da şöyle anlatıyor:

“ …Acele edebilenler kaçmıştı. Ama İzmirliler kaldılar. Kaçmak mı? Nereye ki? Evcağızlarını, işlerini güçlerini, doğdukları toprakları nasıl bıraksınlar dı? Ayrıca, kaçma sorunu bir yana, nasıl kaçabileceklerdi? Gemiler yalnız askerleri alıyordu. Özel şirket gemileri yoktu. Zaten olsaydı bile, İzmirliler, o günlerde, felâket saatleri yaşarken, pasaport sahibi olmak zorundaydılar. Aksi halde Yunanistan onları kabul etmiyordu; pasaportsuz kişileri taşıyacak olanlar da cezalandırılacaktı. Evlerinde kapalı kaldılar. Kapılara çifte kilit vuruldu, pencereler sımsıkı örtüldü.”

Yunan yazar Kapses’in İzmir’i işgal eden Türk askerleri ile ilgili tespiti çok şeyi açıklıyor:

“…Türkler, disiplinli tutum gösterdiler. Duvarlara duyuru yazıları yapıştırdılar. Bu duyurularda, Hristiyanlara zarar verecek olan kişiler ölümle tehdit ediliyordu. “

Yunan yazar George Nakratzas:

“Biz büyük çapta adam öldürdük. Aydın’da, Manisa’da… Asıl soykırımı Türklere karşı biz yaptık. Selânik’te eskiden çok Türk yaşardı, şimdi kalmadı. Acaba neden? Bununla neden kimse ilgilenmiyor? 1922’de İzmir Yunan işgalinden kurtulurken Ege’de yangınlar çıkarıldı. İşgal ordusu çekilirken yüzlerce kasaba, köy yakıldı. Uşak, Manisa dümdüz edildi. Katliamdan söz edeceksek Batı Anadolu’dan söz etmek gerekir. Bütün Batı Anadolu’da katliam yapıldı. Türklerin ne yaptığını söylüyorlar ama bizim onlara ne yaptığımızı söylemiyorlar. Aydın’da Yunan ordusunun yaptığı katliamı hatırlayalım: Aydın’da sadece 4 500 Müslüman toplu olarak öldürülmüştür.” (Tercüman, 28 Ekim 2006)

Sayın Ayşe Hür, Taraf gazetesindeki 14 Eylül 2008 tarihli köşe yazısında, yabancı basının İzmir yangınına karşı olan tavrını titiz bir çalışmayla ortaya koymuştur: 

“ Yangını izleyen günlerde, genel olarak, İngiliz, Fransız ve İtalyan basını yangın hakkında temkinli bir tavır takınmışlardır. Örneğin 16 Eylül 1922 tarihli The London Times’ta çıkan makalede yangını düzenli ordular şehre girmeden önce şehri ele geçiren Türk başıbozukların çıkardığı, ancak düzenli Türk ordularının yağmacılara veya yangını çıkaranlara karşı acımasız davrandığı, buna karşılık Türklerin yangına müdahalede yetersiz kaldığı anlatılır. Gazetenin 6 Ekim 1922 tarihli nüshasında ise yangını kimin çıkardığı konusunda bir kanıt olmadığını ancak Yunanlılar ve Ermenilerin çıkardığı konusunda uzlaşma olduğu yazılıdır.

Fransız gazeteleri Figaro şehri Türklerin, Les Temps Yunanlıların, Le Matin ise Ermenilerin yaktığını ileri sürer.

ABD’de çıkan New York Times şehri Yunanlılarla işbirliği yapan Rumlardan ve Ermenilerden intikam almak isteyen Türklerin yaktığını düşünürken The Portsmonth Daily Times ‘yangın, katliamlarının ve diğer suçlarının izlerini kaldırmak isteyen Türkler tarafından çıkarıldı’ denmektedir.

Milli Mücadele’yi ve Mustafa Kemal’i ABD’de tanıtan faaliyetleri ile bildiğimiz Daily Mail muhabiri Ward Price ise yangını kimlerin çıkardığına dair hiçbir şey söylemez.”

İNCELEME:

İzmir yangını için çok şey söylenmiş ve çok şey yazılmıştır. Yangını kimilerine göre Türkler, kimilerine göre Yunanlılar, kimilerine göre Ermeniler yakmıştır. Özellikle Yunanlılar ve Diaspora Ermenileri, yangını Türklerin çıkardığı görüşündedirler. Türkiye’de de bazı yazarlar, halen, “Tarihle yüzleşme(!)” mantığıyla, yangının Türk askeri tarafından çıkarıldığına inandıklarını belirtmektedirler. Öncelikle şunu belirtelim: “İzmir’i Türkler yaktı”, “İzmir’i Yunanlılar yaktı”, “İzmir’i Ermeniler yaktı” tarzı suçlamalar son derece yanlıştır; hiçbir toplum bu şekilde suçlanamaz. Her toplum içinde, farklı görüşlere sahip insanların, akla hale gelmeyecek ve herkes tarafından son derece yadırganacak davranışları olabilir.

Eldeki verilerden anlaşıldığı kadarıyla, bu yangın büyük bir organizasyon sonunda gerçekleşmiştir. İddiaları eldeki veriler ve var sayımlarla teker teker inceleyelim.

İzmir yangınını Türk askeri çıkarmış olabilir mi?

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ile birlikte Türk Ordusunun amacı, kesin sonuçlu bir taarruzla, Yunan askerini yerleştiği mevzilerden atmak, müteakiben bozguna uğratıp, çekilmeye zorlayarak İzmir dâhil Türk topraklarını işgalden kurtarmaktı. Türk ordusunun amacı intikam almak değildi. Vatan topraklarını düşmandan temizlerken, vatandaşlarının sağlık, huzur ve emniyetini sağlamak ile de yükümlüydü.  Yunan ordusu, panik halinde geri çekilirken geçtiği yerleri yakıp yıkarken, Türk ordusu, geçtiği bölgelerde yangınları söndürmekte, yaraları sarmaya çalışmaktaydı.

Muharebenin şiddetle devam ettiği bu günlerde, “ACI BİR SAVAŞ GERÇEĞİ” ni de asla unutmamalıyız! Muharebelerin her safhasında, Türk ve Yunan ordusunun asker kaçakları önemli bir sorun olmuştu; disiplinden yoksun bu başıbozuklar, yakalandıklarında şiddetle cezalandırılıyordu. Ayrıca, siyasî otorite boşluğundan yararlanmayı uman çok sayıda çetenin varlığı da biliniyordu. Rum, Ermeni ve Müslüman Türklerin oluşturduğu çeteler vardı. Kimi çetelerde her dinden insan bulunuyordu. Bunlar hiç akla hayale gelmeyecek durumlarda büyük sorun yaratıyorlardı.

Savaşların bir başka acı gerçeği daha vardır, nedense görmezden gelinir, bunlar soygun ve yağmadır! Hemen hemen her ülkede karşılaşılmıştır; yerel halk bölgelerindeki zengin semtleri, hali vakti yerinde olanları çok iyi bilir, tanır! Fırsat doğduğunda da, bu zengin kişilerin mağaza ve evleri yağmalanır.

Asker, bir bölgeden çarpışarak geçtikten sonra, geri bölgede hiç akla gelmeyecek olaylar yaşanabilir, YAŞANMIŞTIR!

Günümüzde, bu gibi tatsız durumların önlenmesi için gerekli tedbirler önceden plânlanır ve yeri geldikçe son derece disiplinle uygulanır. Örneğin, askerin gözü muharebe alanında düşmandan başkasını görmesin diye, her fırsatta uyarılır, hatta sık sık üst araması yapılır. Kurtuluş Savaşı sırasında bazı tatsızlıklar yaşanınca, cephe gerisinde çok katı özel düzenlemeler yapıldı, disiplinsizliklerin önüne geçildi. Büyük Taarruz ve Takip safhasında da, disipline son derece önem verildi. Türk askeri, bir yerleşim yerine girmeden önce, yerel halk davranışları konusunda uyarıldı; her türlü yağma ve talanın önüne geçmek için önlemler alındı. Türk askeri İzmir’e resmen girmeden önce de, halkın davranışlarının nasıl olacağı konusunda uyarılar yapıldı, sokaklara ilânlar asıldı. Hiçbir disiplinsizlik ve kargaşaya izin verilmeyecekti!

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, tüm sıralı komutanlar ve ordunun her mensubu, tüm dünyanın gözlerinin üzerlerinde olduğunun farkındaydı. Ordu girmeden önce İzmir’deki kargaşa büyük boyutlardaydı: silâhını bırakmış kaçan Yunan askerleri, ne yapacağını bilememenin korkusunu yaşayan Yunan ordusunun şakşakçıları ve en önemlisi, bu kargaşadan pay çıkarmayı plânlayan, gözü başkasının evinde ve işyerinde olanlar…

Türk Ordusu, İzmir’e, 9 Eylül 1922 günü bir düzen içinde girdi. İlk anda 4 şehit vermesine rağmen, infiale kapılmadı, disiplinini asla bozmadı, asla taşkınlık yapmadı, verilen emirler doğrultusunda şehri kontrol etmeye başladı. Yunan Ordusu, İzmir’e kadar geçtiği yerleri yaka- yıka ilerlemiş ve katliam yapmıştı. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, yayınladığı bir emirle katliam yapan ve olay çıkartanların derhal tespit edilerek tutuklanmasını istedi. O, İzmir’de Piskopos Hrisostomos’un olayları tahrik ettiği, Ermeni çetelerin İzmir’i yakmaya çalışacakları haberini almıştı.

Türk Ordusu İzmir’e girdiğinde çatışmalar daha bitmemişti, Yunan askeri muharebe ediyor bu arada denizdeki gemilerden de ateş desteği alıyordu.

5’inci Süvari Kolordusu, Menderes Müfrezesi, 3’ncü Süvari Tümeni ve 57’nci Piyade Tümeni ile takviye edilerek, Çeşme istikametine sevk edildi. Bölgenin düşmandan temizlenmesi 15 Eylül’e kadar sürdü.

Bu sırada, İzmir kent merkezinde asayişsizliği önlemek için ve kontrol altına alabilmek için düzenlemeler yapılıyordu. Gösterilen tüm özene rağmen tam kontrol sağlanmamış olmalı ki, 13 Eylül’de, İzmir Sigorta Şirketi İtfaiye Müdürü’nün açıklamasına göre, Ermeni mahallesinde yangın başladı. Yangına müdahale etmek isteyenlere de, yine İtfaiye Müdürü’nün açıklamasına göre, Ermeni evlerinden ateş açıldı.

Yangın, Ermeni evlerinden Müslüman mahallelerine doğru yönelmişken, birden rüzgârın yön değiştirmesiyle, Ermeni mahallesini etkisi altına aldı. Bu sırada elindeki piyade tüfeğini koruma derdine düşen Mehmetçiğin, büyük bir kentte çıkan yangını söndürecek bir becerisi de yoktu. Bazı kaynaklarda, askerin Ermeni mahallesinde bazı evleri dinamitlediği iddiası var. Bu doğru olabilir.  Ermeni mahallesinde çıkan yangını söndürmek için, kenar mahallelerdeki evleri dinamitleme mantığı son derece normaldir. Günümüzde bile, bazen büyük yangınlar, rüzgârın yönü ayarlanarak, çıkartılan yeni yangınlarla önleniyor.

Kimileri, İzmir yangınının, Türkler tarafından İzmir’de bulunan Rum ve Ermenileri kovmak için yapıldığını iddia ediyorlar. Bu iddiayı ileri sürenlerin yaptıkları, büyük bir zaferi gölgelemekten başka bir şey değildir. Türk askeri, İzmir’i Gayri Müslimlerden kurtarmak için yaktığı iddiası doğru olamaz.  İzmir’in en zengin ve tanınmış aileleri Yahudilerdi. Yahudilerden zarar gören kimse yoktur. Esasen Türk Ordusu, İzmir’e girdikten sonra, kimseye dinenden dolayı farklı muamele yapmamıştır.

Günümüzde İstanbul’da yaşayan çok sayıda Rum, Ermeni ve Yahudi var. Ama Selânik’te yaşayan tek Türk yok, neden acaba?

İzmir yangını incelendiğinde, aynı anda birkaç yerde birden başladığından ve bu olay sürekli tekrarlandığından, büyük bir organizasyon işi olduğu anlaşılıyor.

Türk ordusunun İzmir’e girişinden sonra, Sakallı Nurettin Paşa’yı, günah keçisi yapanlar vardır ama Nurettin Paşa’nın yangının çıkarılmasıyla ilgili bir eylemi yoktur. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’ nın “İzmir’i yakın” diye bir emri olmadığına göre, komuta kademesinden habersiz böyle bir organizasyonu düzenlemenin olanağı olmadığı da ortadadır. Mustafa Kemal Paşa’nın hiçbir davranışında kin ve intikam duygusu yoktur. Aksine o, tüm davranış ve konuşmalarıyla herkesi sakin olmaya davet etmiş ve sükûnetle olayları önlemeye çalışmıştır.

Dünyanın gözü önünde kazanılan bir şehri, yine dünyanın gözü önünde yakmanın, ele geçirilmiş bir kentteki en zengin semtleri kaybetmenin, kısacası dünyanın gözünde küçük düşmenin ne anlamı vardır? İzmir, işgal öncesi bir Türk kentiydi, Yunan kovulduktan sonra Türk kenti olmaya devam etti; insan kendi kentini ya da zaferden elde edeceği nimetleri kendi elleriyle yakar mı?

1924 yılında, Londra’da, Yüksek Adalet Mahkemesi’nde, 1922 yılındaki İzmir yangını ile ilgili bir davada, İzmir’deki Amerikan Tütün Şirketi’nde çalışan Griswold adlı bir görevlinin, “ Türklerin şehri kontrol altına almasının, halkı eşkıyadan korumayı amaçladığını, yangından önce de sonra da tek bir şiddet olayına şahit olmadığını” söylediğinin kayıtlara geçtiğini unutmayalım. ( Marjorie Housephian, Smyrna 1922, s. 230 vd)

“İzmir’i Türkler yaktı” iddiası, düpedüz iftiradır! Yunanlı Tarihçi Dr. Stratis Anagnostou, İzmir yangını ile ilgili olarak şu tespitte bulunmuştur: “ Yangın, Ermeni ve Rum mahallelerinden başlamış. Bu bilgiden yola çıkarak Yunan tarihçileri, İzmir yangınını Türklerin çıkardığına inanmaktadırlar. Aslında bunu ispatlayan herhangi bir belge yoktur.”

İzmir Yangınını yerleşik Rumlar çıkarmış olabilir mi?

 Anadolu’da Roma İmparatorluğu egemenken, Anadolu’nun adı “Rum ülkesi” idi. Yani Romalıların yaşadığı ülke… Rum ise Romalı demektir. Elbette Romalıların Helenlerle ilgisi yoktur. Biz, son derece yanlış olarak Anadolu’da yaşayan Ortodoks Rumları, Yunan yani Helen kökenli olarak algılarız. Oysa Anadolu’da yaşayan Rumların, bizim Yunanlı dediğimiz Helenlerle en ufak ilgileri yoktur. Bizim Yunanistan dediğimiz ülkenin adı da zaten Helen Cumhuriyeti’ dir. ( Helence ELLAS ya da ELLINIKİ DİMOKRATİA)  Anadolu, X. ve XI. yüzyıllarda Rumiye ya da Diyar-ı Rum olarak adlandırılıyordu. Eski kaynaklarda Anadolu Selçukluları “ Selçukiye-i Rumî”, Anadolu’ da kentler “ Bilâd-ı Rum” adıyla geçer. Anadolu’ nun fethine ve Türkleşmesine öncülük edenlere “Abdalan-ı Rum”, “Ahiyan-ı Rum” denir.

Yapılan yanlış siyaset ve tarih bilgisinden yoksun olma sonunda, İzmir’de bulunan Rumlar, Ortodoks din adamlarının etkisiyle, Yunan propagandasının tesirine girdiler ve kendilerini Helen kökenli görmeye başladılar.

Oysa Yunan yazar Dr. Georgios Nakracas, “Anadolu ve Rum Göçmenlerin Kökeni” adını verdiği kitabında, deniz kıyısındaki bazı küçük ticaret kolonileri dışında,  Anadolu’da bulunan Rumların Helenlerle en ufak ilgisi olmadığını ayrıntılarıyla anlatır. Yine Nakratas’a göre, İzmir yöresindeki Helen kökenliler, 1402’deki Moğol saldırısı sırasında toptan kılıçtan geçirilmişlerdi.

Yanlış propagandanın etkisiyle, kendilerini Helen kökenli sanan İzmir ve civarındaki Ortodoks Hristiyanlar, Yunan ordusu 15 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkınca, büyük sevinç gösterilerinde bulunmuşlardı. Elbette, Yunan ordusu bozguna uğrayıp geri çekilmeye başlayınca da, bunlar paniğe kapıldılar. Çaresizdiler ve ne yapacaklarını bilmiyorlardı. Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde mutlu- mesut yaşarken, hayatları birden bire allak bullak olmuştu. Türk askerinin İzmir’e yaklaştığı duyulunca, içlerinden bazıları, tüm mal ve mülklerini satarak Yunanistan’a veya bir başka ülkeye gitmeyi düşündü. Doğal olarak, malları çok ucuza gitti. Pasaport çıkartabilenler, Yunanistan’a veya bir başka ülkeye gittiler.

Bu arada İzmir Metropoliti Hrisostomos da, (Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla) Türk ordularının İzmir’e girmeden önce kiliselerde yaptığı konuşmalarda, “İzmir’i yakmanın dinî bir borç olduğunu ve servetin Türkler’e bırakılmaması “ yönünde ifadelerde bulunuyordu.

Dr. Tahir Çınar, “Tarih İçinde İzmir” adlı kitabında, Ermeni Rahip Tourian’a dayanarak, yangının çıkış yerinin St. Constantin Rum Mahallesi, plânlayıcısının da Rum Patriği Hrisostomos olduğunu söyler.

İzmir yangını ile ilgili olarak çekilen Yunan askeriyle İzmir’ de yaşayan yerli Rumları aynı kefeye koymamak gerekir diye düşünüyorum.

Kanaatimce, ülkeyi terk etme olanağı bulamayan Yerli Rumlar, yine de hiçbir tepki ve taşkınlıkta bulunmadan evlerine çekildiler ve korkuyla beklemeye başladılar. Kaynaklarda, Türk Ordusu İzmir’e girerken, yerli Rumların olay çıkardığına dair tek bilgi yoktur. Türk ordusunun da, yerli Rumlara kötü davrandığına dair bilgi bulunmamaktadır. Evini ve iş yerini terk etmeyi düşünmeyen Rumlar, gidecek yerleri olmadığı için herhalde evlerini yakmayı hiç düşünmediler.

Ancak yerli Rumların içinde, Patrik Hrisostomos’ un kışkırtmasıyla, İzmir’ den ayrılmayı düşünen Rumlar içinde, “Bu güzel yerleri size bırakmayız” düşüncesiyle hareket edip, değişik bölgelerde yangınlar çıkaranlar olmuştur.

İzmir yangınını Yunan askeri çıkarmış olabilir mi?

Yunan ordusu İzmir’e doğru çekilirken her yeri yakıp yıkmıştı.

Halide Edip Adıvar, “ Türk’ ün Ateşle İmtihanı” adlı eserinde, Mustafa Kemal Paşa’ nın Uşak’ tan İzmir’ e doğru yaptığı yolculuğu anlatırken, ilgi çekici bir gözlemde bulunuyor:

“... İnsanların ve öküzlerin güçlükle çektikleri top arabaları arasından geçiyoruz. Ne Yunanlılar ne biz ölülerimizi gömmeye vakit bulamamıştık. Türk ordusu, Türk şehirlerini ateşten kurtarmak için var hızıyla koşuyor. Yunan ordusu da yaptığı yangınlardan, cinayetlerden kaçıyor. Hiç birisi öbür tarafa zerrece merhamet göstermiyor.” (s. 282)

Durum ortada… Yunan askeri çekilirken her yeri yakıp yıkmaktan, yağmalamaktan kaçınmamıştı.

Ancak, İzmir’e ulaşabilenler için tek hedef kalmıştı, denizdeki bir Yunan gemisine kapağı atabilmek ve bir an önce ülkesine dönebilmek. Hepsi can derdindeydi. Silâhını atan, tabana kuvvet Çeşme istikametinde kaçmaktaydı. Yangın 13 Eylül 1922 günü başlamıştı. O gün, şehir içinde kalan Yunan askerin korkusu herhalde yakalanmaktı. Yakalanmaktan korkan insanların da, (İNTİKAM HİSSİYLE GEÇTİĞİ YERİ YAKIP YIKANLARI HARİÇ TUTARAK) büyük bir organizasyonla şehrin değişik yerlerinde yangın plânlayabileceği ve bunu ısrarla yapacağı kanaatimce pek düşünülemez.

Yunanlılar, genelde George Horton gibi yazarların yazdığı kitaplardan etkilenerek, İzmir yangının Türkler tarafından çıkarıldığını kabul ederler.

Bu arada nedense 1917 yılında Selânik’ te çıkan yangını nedense pek gündeme getirmezler.

17 Ağustos 1917'de Selanik'te çıkan yangın, 32 saat sürmüş ve 1.000.000 metrekarelik bir alanı (şehrin %32'si) etkilemiş;  9.500 ev kullanılamaz hale gelmiş, 72 bin kişi evsiz kalmıştı.

Burada dikkat çeken husus, yangının özellikle Yahudi ve Müslüman Türk nüfusunun yaşadığı yerleri etkilemiş olmasıydı.

Asla unutulmamalıdır ki, yangın ve mübadele sonrası, şehrin nüfus yapısı Selanik Türkleri ve Yahudiler aleyhine değişmiş ve şehir, bir Yunan şehrine dönüşmüştü.

İzmir yangınını Ermeniler çıkarmış olabilir mi?

TTK Ermeni Araştırmaları Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek diyor ki: “Yürütülen soruşturma sonucunda İzmir yangınını çıkardıkları gerekçesiyle 16 Eylül 1922’de 22 Ermeni’nin tutuklandığına ve bu kişilerin yangını çıkardıklarını itiraf ettiklerine dair bilgiler var. Bunlar, 600 kişilik bir dernek, cemiyet olduklarını ve İzmir yangınını, ‘eğer İzmir düşerse malımızı, mülkümüzü, Türklerin servetine servet katmak için ayakta bırakmayız’ dediklerini, böyle plânladıklarını ve bu yüzden de Türkler, işgalden kurtardıktan sonra İzmir’i yakmaya karar verdiklerini ifade ediyorlar.

İngiliz Konsolosu Harrry Lamb’ın, ‘Benim kanaatime göre İzmir’i Rumlarla birlikte hareket eden Ermeniler yakmıştır’ şeklinde ifadesi bulunuyor.

O dönemde İzmir’de bulunan İzmir Enternasyonal Koleji Müdürü  Alexander Maclachlan, yangına bizzat şahit oluyor ve çok önemli bir tespitte bulunuyor: ‘ Yangını Türk askeri kıyafeti giymiş, tebdili kıyafet yapmış Ermeniler yaptı’ diyor ve bu bilgiyi 25 Eylül 1922 tarihli İngiliz The Times gazetesine gönderiyor.

Ayrıca, o dönemde İzmir’de bulunan Yakın Doğu Yardım Cemiyeti temsilcisi Mark O. Prentiss’in San Antonio Express’e 22 Ocak 1923’te verdiği demecinde, ‘İzmir’i  Türkler değil, Ermeniler yakmıştır’ dediğini biliyoruz. İzmir’de Hristiyan Misyonun İtfaiye Müdürü  Paul Greskoviç , 13 Eylül 1922 günü başlayan İzmir yangınını Ermeni çetelerinin çıkardığını belirtiyor.”

Yangın sırasında körfezdeki Fransız gemisinde görev yapan Fransız Amirali Dumesnill de, 28 Eylül 1922 tarihli raporunda, şehri Ermeni kundakçıların yaktığını belirtir.

Kaynaklarda yer alan yukarıdaki bilgilerin dışında, günümüzde İzmir yangınına, “Ermeniler, tehcire tabi tutulmalarının intikamını almak için İzmir’i yakmışlardır “ şeklinde yaklaşanlar var. Öncelikle belirtelim; 24 Nisan 1915’te, Türkiye’nin her tarafında, Osmanlı Devleti aleyhine, Ermenileri yönlendirdiğine inanılan kanaat önderleri, önde gelen kişiler, silâhlı çete elebaşları tutuklanmış ve çalışma kamplarına gönderilmişti. İzmir’deki Ermeniler içinden de çok az sayıda kişi, bu amaçla tutuklanmıştı. Ayrılıkçı Ermeni terör eylemleri hızını artırıp cephede çarpışan askerin emniyeti tehlikeye düşünce, bu sefer 27 Mayıs 1915’te, gerekli görülen bazı bölgelerdeki Ermeniler tehcire tabi tutuldular.

24 Nisan 1915’te İzmir’de tutuklananlar, bölgede 1900’lerden beri faaliyette bulunan “İzmir Ermeni İhtilâl Komitesi” üyeleriydi. Taşnak’ın bir fraksiyonu olarak çalışan bu komite, tüm ilçe ve beldelere kadar yayılan ihtilâl, suikast, soygun, gasp suçlarıyla tanınıyordu ve büyük bir organizasyona sahipti. Türk ordusu, 9 Eylül 1922’de İzmir’e girerken, bu Ermeni terör örgütü elemanlarından bir grubun şehirde olduğu biliniyordu.

Sayın Selahattin Sert’in açıklaması da bu yöndedir: “…Antranik’in yanında Van Vali Yardımcılığı’nda bulunan, Van ve Haçin’deki ünlü Türk katliamcısı Aram (Manukyan) Çavuş, bölgeyi yakıp yıktıktan sonra, yine ağır bir yenilgiyle, 1920 Ekim ayı sonunda çetesiyle İzmir’e geldi. 13 Eylül 1922 tarihinde İzmir’i kül eden Büyük İzmir Yangını’nın plânlayıcısı da Kars’ı, Haçin ve Sis’i yakan bu Torkom ve ekibiydi. Araç Çavuş, Aşot, Kirkor gibi kendisine kâh Çavuş, kâh Miralay, kâh Vali, kâh papaz unvanlarıyla ortaya çıkan sahte kimlikli katillerin son marifetleriydi.” “

Ermeni tanınmış Araştırmacı- Yazar Pars Tuğlacı, “Çağdaş Türkiye” adlı üç ciltlik eserinin ilk cildinde, İzmir- Kasaba Demiryolu Şirketi’nin Fransız Müdürü Schicklin’in, Türk ordusu İzmir’e girdiği günlerde, Ermeni çetelerinin bulundukları mahalleyi nasıl bir kale haline dönüştürdüklerini ve bu kaleden Türk askerine karşı nasıl kurşun ve bomba yağdırdıklarını anlattığını, yazar.

Atlanan veya görülmek istenmeyen bir konuyu da bu arada hatırlayalım. 1’nci Dünya Savaşı sona erdikten ve Mondros Ateşkesi imzalandıktan sonra, tehcire gönderilen Ermenilerin geri döndürülmesi için yeni düzenlemeler yapıldı. Tehcire gittikleri bölgelerden asıl yerleşim yerlerine, yani eskiden oturdukları evlere, dönmek isteyen Ermenilere “Geri Dönüş Yasası” çerçevesinde, yol paraları verildi. ( Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, DH. ŞFR. 95/ 137/ 16. 1. 1335/1919)

Eski evlerine dönen Ermeni ailelere Ziraat Bankası tarafından hane başına 50 Tl. aile yardımı yapıldı.(Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 272-11-14-49-5/ 25.6.1335/1919)

İzmir’den 24 Nisan 1915’te toplama kamplarına gidenler geri döndü; tehcire de zaten kimse gitmemişti. Kısacası, İzmir’deki Ermeni cemaatinin, tehcirin intikamını almak gibi bir amaçları olamaz. İzmir’deki Ermenilerin, Türk ordusu İzmir’e girdiğinde, kendi evlerini ve iş yerlerini bile bile yaktıkları da düşünülemez. Dünyanın en güzel şehirlerinden birinde yaşayan, işi- düzeni yerinde bir Ermeni, bu oturmuş düzenini neden bozsun? Neden yılların birikimi malını mülkünü bir hiç için yaksın? Hadi yaktı diyelim, nereye- nasıl gidecek, nerede- nasıl yaşayacak? Nerde- nasıl bir iş kuracak da, aile düzenini oturtacak? O kadar kolay mı bu işler? Yunanistan’a gidemez. Yunan Hükümeti, pasaportu olmayanı değil ülkesine, gemilere bile almıyor.

Diğer ülkelerin gemileri, kendi ülke vatandaşlarını ancak alabiliyor! Askerî gemilerin sivilleri almasına zaten olanak yok! Bu şartlarda, aklı selîm sahibi bir Ermen vatandaşın, intikam duyguları içinde hareket edeceği söylenemez. Eldeki verilerden hareket edildiğinde, İzmir yangınını (tüm Ermeni cemaatini kapsayacak şekilde) Ermenilerin intikam için çıkardığı düşüncesine ulaşılamaz.

Yangını bizzat yaşayanların gözlemlerine göre, yangın Ermeni mahallesinden başlamış; yangının Müslüman mahallelerine doğru gitmesi beklenirken, rüzgârın yön değiştirmesiyle, özellikle Ermenilerin ve Rumların oturdukları yaşam alanları yanmıştır.

Yangını söndürmek isteyen itfaiyecilere bazı Ermeni evlerinden ateş edilerek mani olunmaya çalışıldığı da ortadadır. Bu ateş edenler yüzünden, “Yangını Ermeniler çıkardı, bunlar söndürme çalışmalarını da engellediler” diyerek, ateş edenleri Ermeni olarak kabul etmek de mantıklı değildir.

Sonuçta, Türklerden intikam almak isteyen birileri, büyük bir organizasyon ile İzmir’ de Ermeni mahallesinde yangın çıkarmıştır. Yangını çıkaranların Ermeni komitacılar olduğu, bunların yakalandıkları ve idam edildikleri, kamuoyuna yansıyan haberlerden anlaşılmaktadır.

SON SÖZ:

İzmir Yangını konusunu, Türklük penceresinden değil de, objektif bir araştırmacı kimliğiyle incelemeye çalıştım. Kimseye bir şey ispat etme mantığı ya da kendimizi haklı gösterme çabası asla gütmedim. Burada benim amacım, bu işin aslını öğrenmeye çalışmaktı. Elde ettiğim bilgileri ve kişisel değerlendirmemi paylaşmayı tercih ettim. İsteyen istediği gibi düşünür ve değerlendirir. Yapılan tarihle yüzleşmek değildir, suçlu değiliz ki yüzleşelim!

Türkiye’nin, uluslararası ilişkilerde güçsüzleştiği durumda, Ermeni Tehciri’ nde olduğu gibi, İzmir Yangını konusunda da suçlanacağını, bu suçlamaların zamanla dayatmalara dönüşebileceğini unutmayalım ve buna karşı önlemler alalım, yeter!

Ahmet AKYOL, YALOVA, 9 Eylül 2022

Kaynak : www.yalovamiz.com

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle