Çanakkale Ve Ruslar

Çanakkale Ve Ruslar

Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale cephesinin açılmasında Rus Çarı 2 nci Nikolay’ın büyük rolü vardır.

Petrograd’daki İngiliz Büyükelçiliği aracılığıyla Londra’ya iletilen 1 Ocak 1915 tarihli telgrafta konuyla ilgili olarak şöyle denilmektedir:

“…Rus Çarı, Lord Kitchener’in Türklere karşı deniz ya da karada askerî bir gösteride bulunmasının mümkün olup olmayacağını sormakta ve böyle bir harekâta karşı çok hassas olan Türklerin; daha haber yayılır yayılmaz Kafkasya’dan bir kısım kuvvetlerini çekmek zorunda kalacaklarını ve bunun da, Rusların yükünü hafifleteceğini bildirmektedir.”

Churchill başta olmak üzere İngiliz ve Fransız liderleri Rusya’dan gelen bu yardım isteğini hemen olumlu karşıladılar.

Gerçekten de, Batı Cephesi’nde Almanya karşısında savaşın en ağır yükünü çeken Rusya olduğu gibi, boğazların kapanmasıyla artan cephane sıkıntısı ve ekonomik zorluklar bakımından da iyice güç durumdaydı. Diğer taraftan, ülkenin karşı karşıya bulunduğu bu sorunlar nedeniyle, çarlık rejimine karşı duyulan memnuniyetsizlik de her geçen gün daha da artıyor, siyasî ve iktisadî bunalımlar iyice tırmanıyordu. Bir an önce yardımına gidilip destek ulaştırılmaz ise Rusya’nın daha fazla dayanamayarak Almanya ile ayrı bir barış antlaşması yapması kaçınılmaz olabilirdi. Bu da müttefik cephesinin çökmesi demekti. Tüm bu nedenlerle Çar 2’ inci Nikolay’a verilen resmi İngiliz cevabında; Rusya’nın isteği olumlu karşılanmış ve derhal harekete geçileceği bildirilmiştir.

Kısa süre sonra Çanakkale Cephesi fiilen açıldı. Rusya, buraya asker sevk etmek istediyse de İngiltere buna karşı çıktı. Ruslar’ın sadece Askold Kruvazörü’nün harekâta katılması kabul edildi.

Müttefikler, Çanakkale Boğazı’nı önce denizden geçmeyi denediler, bunda başarılı olamayınca karaya çıkaracakları birliklerle Gelibolu Yarımadası’nı ele geçirmeyi ve bunu takiben Müttefik donanmasının Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a girmesini plânladılar. Ancak tüm plânları tutmadı ve başarılı olamayarak bölgeden çekildiler.

Kasım 1920’de ise bir Rus Kolordusu, Gelibolu’ya gelerek konuşlandı.

Şimdi, tarih sayfaları arasında dolaşarak o günleri kısaca hatırlayalım.

1’inci Dünya Savaşı’nda Rus ordularının Almanlara yenilmesi ve ülke içindeki toplumsal kutuplaşma derinleşince Çar 2’inci Nikolay, 15 Mart 1917’de tahttan feragat etmek zorunda kaldı. Böylece 300 yıllık Romanov hanedanını hâkimiyeti sona erdi. Geçici hükümet kuruldu.

Geçici hükümete karşı olan Bolşevikler, Lenin ve Troçki’nin liderliğinde, eski takvime göre Ekim ayına denk gelen 7 Kasım 1917’de hâkimiyeti ele geçirdiler. Arkadan iç savaş başladı.

Beyaz Ordu olarak nitelendirilen ve eski Çarlık generalleri tarafından yönetilen karşı devrimcileri İngiltere, Fransa ve Amerika, Bolşeviklere karşı destekledi.

Beyaz Ordu’nun başında önce General Denikin bulunuyordu. Beyaz Ordu’nun Kırım’a çekilmesi ve Denikin’in komutanlıktan ayrılması üzerine Nisan 1920’de Baron Nikolayeviç Vrangel, Beyaz Ordu’nun başına geçti.

Troçki’nin önderliğinde yeniden düzenlenen Kızıl Ordu, Kırım’ı üs edinen Vrangel’in 1920 ortalarında başlattığı son saldırıyı da püskürtünce, iç savaş sona erdi.

Çar yanlısı Beyaz Ruslar, bundan sonra İstanbul’a kaçtılar, bir kısmı burada kalırken büyük bir kısmı da buradan dünyaya dağıldılar. 1920 yılı sonlarında, Anadolu’daki hükümet iç isyanlarla uğraşırken, bir Rus Kolordusu Gelibolu’ya geldi.

Müttefiklerin kontrolündeki İstanbul’daki Osmanlı Hükümeti, Çarlık yanlısı Beyaz Ruslar’a sıcak bakarken; Anadolu’daki Hükümet de, Komünist Rejim/Bolşevikler/ Kızıl Ordu ile yakın ilişki içindeydi.

Komünist rejim, Anadolu’nun Batılı emperyalistlerin eline geçeceğinden endişe ediyordu. Bunun için de Anadolu’daki Millî Mücadele’yi destekledi. Mustafa Kemal Paşa ile komünist rejimin başındaki Lenin mektuplaştılar. 1 nci İnönü Muharebesi’nden ( 6- 11 Ocak 1021) sonra da Türk- Rus Antlaşması imzalandı.

**

Burada bir başka ilginç tarihi olayı daha hatırlayalım.

Osmanlı Hükümeti, 1920’nin sonlarında Kızıl Ordu’ya karşı ayaklanan Beyaz Ordu’yu kabul ederken; Ankara’da kurulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti de, 1929 yılında, Rusya’dan sürülen, Kızıl Ordu’nun beyni diyebileceğimiz Troçki’yi kabul etti. 1929 yılından 1933 yılına kadar Büyükada’da kalan Troçki, buradan Fransa’ya gitti.

**

Beyaz Ruslar’ın İstanbul’a gelişini ayrıntılarıyla anlatan çok sayıda eser vardır.

Ayrıntıya girmeden, Beyaz Ruslar’ın gelişi şöyle özetlenebilir:

1919’da iltica edenlerin çoğu Rus aristokratları ve zengin burjuvadır.

1920 ilkbaharında, Kızıl Ordu karşısında yenilgiye uğrayan Beyaz Ordu subayları dalgası geldi.

1920 yılı sonbaharında ise Beyaz Ordu’dan geriye kalanların kurduğu Gönüllüler Ordusu veya Vrangel kuvvetlerinin Kırım’da kesin yenilgiye uğramalarından sonra, aralarında sivillerin de bulunduğu gemiler dolusu askerler kaçıp Türkiye’ye geldiler.

Beyaz Ordu’nun büyük bölümü Gelibolu Yarımadası’na,

Don Kazakları Çatalca’ya,

Kurban Kazakları Limni Adası’na,

Yaralı subaylar Yuınanistan’ın Pire limanına,

 Sivillerin bir bölümü Selanik’e yerleştirildi.

İngiliz, Fransız ve Amerikan donanması gemileri, bu tahliye sırasında çok sayıda Beyaz Rus’u taşıdılar.

General Aleksandr Pavloviç Kutepov komutasındaki Kolordu (aileleri ve kendileriyle gelen sivillerle beraber 26 596 kişi) Gelibolu’ya yerleştirildi.

Gelenler arasında 1877- 1878 Osmanlı – Rus Savaşı’nda ve 1914- 1916 yılları arasında Türklerle savaşmış olanlar da vardı.

Rusların bir kısmı çadırlı ordugâha, bir kısmı kilise, havra ve cami gibi büyük yapılara yerleştirildi. Bir kısmına ise yerli halk evlerini açtı.

Rus Kolordusu birlikleri, Gelibolu’da askeri eğitim ve tatbikatlarına devam ederken, bölgedeki sivil halkın ihtiyaçlarına da cevap vermeye çalıştılar.

Ruslardan çeşitli nedenlerle Gelibolu’da ölenler anısına bir anıt yapılmasına karar verildi ve 16 Temmuz 1921’de anıtın açılışı yapıldı.

Sonuçta:

Müttefikler, bu Rus Kolordusunu kendi amaçları doğrultusunda Boğazlar bölgesinde kullanmak istiyorlardı.

Beyaz Rusların amacı, Rus Çarları’nın hayali olan Boğazların kontrolünü elde bulundurmaktı.

Ancak, Ankara Hükümeti, Milli Mücadele’de başarılı olup, üstelik bir de Kızıl Ordu ile iyi ilişkiler içine girince, Gelibolu’daki Rus Kolordusunun varlığı, Müttefikler için tehdit olmaya başladı.

Müttefikler, Rus Kolordusunu silâhsızlandırarak personelini Sırbistan, Bulgaristan, Tunus gibi ülkelere gönderdiler. Bu arada Çatalca’da bulunan Don Kazakları da çeşitli ülkelere gönderildi.

Gelibolu’da ilk tahliye 28 Ağustos 1921’de başladı, son kafile ise Kasım 1921’de Gelibolu’dan ayrıldı. General Matinev komutasında 200 kişilik küçük bir grup Gelibolu’da kaldı, sonunda bunlar da 5 Mayıs 1923’te bölgeden ayrıldılar.

Ölen Ruslar için yapılan anıt, 1949 depreminde yıkıldı; 2007’de yenilendi ve 17 Mayıs 2007 tarihinde Rusya’dan gelen konukların da katılımıyla düzenlenen törenle bir müzeyle birlikte yeniden açıldı.

SON SÖZ:

Vrangel Ordusundan Gelibolu’ya gelenler, Türkiye’ye dost oldukları için gelmediler; şartlar öyle gerektirmişti. Sonra da tehlikeli bulunarak bölgeden uzaklaştırıldılar.

Ankara’daki Milli Hükümet, Vrangel Ordusu ile değil, Rusya’daki geçerli hükümet ile işbirliği içindeydi.

Tüm bunlardan sonra, Gelibolu’da yeniden düzenlenen anıtın ne anlam ifade ettiğini ben anlayabilmiş değilim.

AHMET AKYOL, YALOVA, 15 Temmuz 2017

 

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle