eryaman escort hatay escort
bayan escort bursa eskort bursa bayan eskort bursa bursa görükle escort bursa eskort bayan bursa bayan escort bursa escort
istanbul escort vip istanbul eskort kızlar istanbul bayan escort besiktas escort kadıkoy escort beylikdüzü escort
sakarya escort kocaeli escort escort bayan bodrum bodrum bayan escort
illegal bahis siteleri
porn izle porno seyret hd sex porn izle turbanli porno

Büyük Taarruz Ve Kesin Zafer

Büyük Taarruz Ve Kesin Zafer

GENEL DURUM:

Sakarya Meydan Muharebesi’nde yenilgiye uğrayan düşman ordusu, bütün cephe boyunca ileri müfrezelerimizle izlendiği gibi, özellikle güneyden, sol kanattan ilerletilen ve piyade ile pekiştirilen Süvari Tümenleriyle Sivrihisar ve Afyonkarahisar yönlerinde takip edildi.

Bu izlemeler sırasında düşmanın yan ve gerilerine yapılan taarruzlarla önemli kayıplar verdirildi.

Düşman bu baskı altında Eskişehir- Kütahya- Afyonkarahisar genel çizgisine çekildi ve 27 Eylül 1921’den itibaren bu hatta savunma tertibi almaya başladı.

Türk Başkomutanlığı’ nın amacı, kesin sonuçlu bir taarruza geçerek düşmanı yerleştiği mevzilerden atmak ve onu yok etmekti.

Ancak, son darbenin indirilebilmesi için Yunan Ordusunun maddî güç yönünden sağladığı üstün durumun yarattığı dengesizliği gidermek gerekiyordu.

Ordunun silâh, araç ve gereç eksiklikleri yanında, Sakarya’da hemen hemen tükenen cephaneye şiddetle ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaçların giderilmesi ve bir taarruz ordusunun kurulabilmesi ise oldukça uzun bir zamana bağlıydı.

Vatanın kaderini belirtecek olan bu kesin sonuçlu taarruz  için ülkenin bütün kaynaklarından  yararlanmak ve hiçbir şeyi ihmal etmemek gerekti.

Bu arada Ruslardan alınan yardımı sürdürmek, Fransa’dan da maddî destek sağlamak gerekebilirdi. Nitekim, başarılı bir dış siyaset izlenerek bu yardımlar sağlandı.

Bunlardan başka Doğu ve Güney Cepheleri’nde serbest kalan kuvvetler, özellikle  Doğu Cephesi’nden Topçu birlikleri ve cephanesi batıya kaydırıldı.

Bu arada ordunun örgütlenmesi işi de yeniden ele alındı.

Ancak, bir Yunan taarruzuna karşı da uyanık bulunuldu. Seçilen savunma mevziinin berkitilmesine de devam ediliyordu.

Konya ve Ankara’dan doğuya doğru demiryolu yoktu. Mevcut olan pek az karayolu da bakımsız ve haraptı. Birliklerin, Batı Cephesi’ne ülkenin en uzak yeri olan Doğu Anadolu’dan yaya, cephanenin hayvan sırtında  veya kağnılarla Ankara- Konya demiryoluna getirilmesi ve buradan da cepheye ulaşabilmesi için dört- beş aylık bir zamana ihtiyaç vardı.

Yolların azlığı, bozukluğu, mevsimin de kış olması bu zamanı daha da uzatıyordu.

İstanbul depolarındaki silâh, cephanenin ve topların işgal kuvvetlerinin elinde bulunması da büyük zorluk yaşatıyordu. Bu malzemeden yararlanmak gerekti. Binlerce sandık cephanenin, topun ve silâhın işgal altında bulunan Anadolu kıyılarına geçirilmesi kolay değildi. Birçok güçlükler içinde, İstanbul’daki yurtsever memurlar ve özellikle ulaşımla ilgili cefakâr deniz işçilerimizin çabaları ile bu güç iş de belirli bir zamanda başarıldı. Gene bu sıralarda birliklerimiz sıkı bir eğitime tabi tutuldular. Özellikle taarruz eğitimi yapıldı. Süvari birlikleri de güçlendirildi.

Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, çeşitli zorluklara rağmen bütün askerî ve idarî işleri başarıyla yürüttü.

Onun karşısında olanlar şimdi de hemen taarruz edilmesini istiyor, Başkomutanlık yetkilerinin süre bakımından uzatılmasında türlü zorluk çıkarıyorlardı.

5 Mayıs 1922 günü, Gazi’nin hastalık nedeniyle  Meclis’te bulunmamasından yararlananlar, Kanun’ un süresini uzatmadılar. Böylece ordu Başkomutansız kaldı.

Mustafa Kemal Paşa, komutayı bırakmadı. 6 Mayıs 1922 günü TBMM’de yaptığı konuşmada Ordu’nun başsız kalmasının ne demek olduğunu anlatarak,

“Düşmanın karşısında bulunan  Ordumuz  başsız bırakılamazdı. Binaenaleyh bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım” dedi ve böylece süreyi tekrar uzattırdı.

20 Temmuz 1922 günü de TBMM, süresiz olarak Başkomutanlık yetkilerini uzattı.

Ulusun ölüm- kalım günlerinde, sırf kişisel amaçlarla Mustafa Kemal Paşa’nın nasıl zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu bu olay açıkça göstermektedir.

Yunanlılar, Sakarya yenilgisinden sonra tekrar saldırıya girişmemekle beraber, Türk Ordusu’nun kesin amaçlı bir taarruz yapıp kendilerini mevziilerinden söküp atabilecek güçte olduğunu sanmıyorlardı. Savaşı Anadolu’da uzatarak, Batılı bağlaşıklarının çıkarlarına uygun bir girişimi ile iyi bir sonuç alabileceklerini umuyorlardı. Gerçekten bu sıralarda Batılılar Türkler’e karşı bir barış  taarruzu yapmışlar ancak bundan bir sonuç elde edilememişti.

Batı Cephesi’nin hazırlığı umut verici bir biçimde ilerlediğinden Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, yakın bir zamanda taarruz edileceğini Ordu ileri gelenlerine açmış ve taarruz kararını 1922 yılı Haziran ayında vermişti.

Başkomutan, Temmuz sonunda Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhı’na giderek komutanlarla tekrar görüşmüş, Ağustos ayı içinde taarruz edileceğini bildirerek 6 Ağustos 1922 günü Ankara’ya dönmüştü.

İKİ TARAFIN KUVVETLERİ:

Türkler’in Batı Cephesi’nde iki Ordu ( Beş Kolordu), bir Süvari Kolordusu, Kolordu yetkisinde Kocaeli Grubu, Ordu Bağlı Birlikleri ile Lojistik Destek  Birlikleri’nden kurulu kuvvetler bulunuyordu.

Bunların tümü 18 Piyade ve 5 Süvari Tümeni idi.

Bu kuvvetlerin genel mevcudu:  8 658 Subay, 199 283 Er, 100 352 Tüfek, 2 025 Hafif ve 839 Ağır Makineli Tüfek, 323 Top, 5 282 Kılıç ve 10 Uçak’tan ibaretti.

Yunan Ordusu’nun kuruluşu ise, üç Kolordudan kurulu, 12 Piyade, bir Süvari Tümeni, Ordu Bağlı ve Lojistik Destek Birlikleri’nden ibaretti.

Bunların  genel mevcudu: 6 564 Subay, 218 432 Er, 90 000 Tüfek, 3 139 Hafif ve 1 280 Ağır Makineli Tüfek, 418 Top, 1 300 Kılıç ve 50 Uçak’tan oluşmuştu.

ANA HATLARI İLE İKİ TARAFIN PLÂNLARI:

Türk Genelkurmayı’nın amacı, asıl kuvvetleriyle Yunan Ordusu’na güney kanadından taarruz ederek bir imha muharebesi yapmaktı.

Bunun için Afyon güneyinde, Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan alanda düşmanı en duyarlı yerinden vurarak  çabuk bir sonuç alınması düşünülüyordu.

Türk Taarruz Plânı’nın Ana Hatları

Taarruz niyetimiz, taarruz günümüz, özellikle kuvvetlerimizin Şuhut Kasabası etrafındaki dar alanda toplanmaları düşmandan gizlenerek çabuk ve baskın biçiminde bir taarruz yapılacaktı.

Yunanlılar’a gelince: 1921 Eylül ayı sonlarından itibaren Cevizli- Kırgız Dağı- Hamidiye- Sarıkavakça Dağı- Tandır- Bozdağ çizgisinde savunma düzeni alarak mevziilerini güçlendirmişlerdi.

Böylece Afyon- Eskişehir bölgelerinde stratejik savunma yapacaklardı.

Yunan Ordusu, Türk taarruzuna karşı bu bölgeyi savunabilmek için kanatlarını kuzeyde Gemlik Körfezi’ne, güneyde de Çivril- Çal doğusundaki Menderes Irmağı dirseğinden itibaren Büyük Menderes’i önüne alarak Ege kıyısına kadar 700 km. uzatmak zorunda kalmıştı.

MUHAREBENİN OLUŞUMU VE GELİŞİMİ:

Başkomutan taarruz emrini vererek Ankara’ya döndükten sonra, 20 Ağustos’a kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

20 Ağustos 1922’de gizlice Cephe Karargâhı’nın bulunduğu Akşehir’e geldi. Burada Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak), Cephe Komutanı İsmet (İnönü) Paşalarla  ve diğer komutanlarla taarruzun bütün ayrıntılarını saptadıktan sonra, 26 Ağustos 1922 sabahı kesin taarruz emrini verdi.

Bu emrin verilmesiyle komutanlar, subaylar ve erler sonuç gününün gelmiş olduğunu anlayarak büyük bir sevinç içinde son hazırlıkları yaptılar. Ordunun inancı ve morali çok yüksekti.

24 Ağustos 1922’de, Başkomutan ve Batı Cephesi Komutanı, savaş karargâhları ile taarruz bölgesindeki küçük Şuhut kasabasına geldiler.

Bugüne kadar, asıl saldırıyı yapacak olan kuvvetler ( 11 Piyade  ve 3 Süvari Tümeni) gece yürüyerek büyük bir düzen ve sessizlik içinde Afyon güneyinde, Akarçay ile Ahır Dağları  arasında toplanarak tertiplendiler.

26 Ağustos 1922 sabahı, Başkomutan, Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı Kocatepe’ye, kısacası muharebeyi yönetecekleri yere geldiler.

Sabah saat 05 30’da başlayan ve giderek yoğunlaşan Topçu Hazırlık Atışı  ile Büyük Taarruz başladı.

Akşama kadar şiddetle ve aman vermeyen saldırılarla Yunanlıların bir yıldır tahkim ederek güçlendirdikleri ilk ve en güçlü mevzilerin önemli bir bölümü ele geçirildi.

27 Ağustos 1922’de de taarruza devam edilerek düşman kuzeye atıldı.

30 Ağustos’a kadar süren kesin sonuçlu çarpışmalarla Yunan kuvvetlerinin önemli bölümü  doğudan ve güneyden 2 ve 1 nci Ordularımızla, kuzeyden ve batıdan Süvari Kolordumuzla  kuşatılarak Dumlupınar kuzeyinde Aslıhanlar bölgesinde yok edildi.

Türk ve Yunan Kuvvetleri’nin 30 Ağustos 1922 Gecesi Genel Durumu

31 Ağustos 1922 günü, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet (İnönü) Paşa, Ordu Komutanlarıyla Çal Köyü dolaylarındaki muharebe alanını ve son durumu inceledikten sonra, kaçabilen düşman birlikleri ile Eskişehir civarındaki grubun imha edilmeleri için tedbirler aldı.

Artık muharebenin son dönemi başlamıştı. Takip harekâtının başlaması için Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa, ordularına şu emri verdi:

“Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri !..”

Düşman asıl kuvvetleriyle yenildiği halde Eskişehir dolaylarındaki ve Afyon demiryolu boyunca çekilme durumunda bulunan birliklerin de muharebe dışı edilmeleri zorunlu idi. Düşmanın Anadolu’ya yediden takviye birlikleri getirmesine ve onların Batılı dostlarının herhangi bir askerî girişimine imkân verilmemeliydi. Bunun için şiddetle ve hızla harekâtın sürdürülerek, Batı Anadolu’nun Akdeniz’e kadar Yunanlılar’dan temizlenmesi şarttı.

Gerçekten, ordularımız asıl kuvvetleriyle Uşak’tan batıya, İzmir’e doğru ilerleyerek rastladığı her yerde düşmanı perişan etmiştir. Böylece Batı Anadolu Yunanlılar’dan temizlenmiştir.

Yunanlılar bu sırada son cinayetlerini işliyorlardı. Hızla kaçarlarken geçtikleri her yerleşim yerini taş üstünde taş bırakmamacasına yakıp yıkıyorlar, kadın- çocuk- yaşlı demeden herkesi öldürüyorlardı.

Başkomutan Muharebesi’nde ve takip harekâtı boyunca Yunanlılardan binlerce esir alındı, çok sayıda silâh, araç, gereç ele geçirildi. Ordumuzun harabe biçimini almış Uşak’a zaferle girdiği gün, kuvvetleri tümüyle yok edilen Yunan Ordusu Başkomutanı General Trikopis ile başka büyük rütbeli Yunan subayları da ele geçirilerek Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın önüne çıkartıldılar.

Türk ve Yunan Kuvvetleri’nin 4 Eylül 1922 Akşamı Genel Durumları

 Geniş bir cephe ile batıya ilerleyen Ordumuzun, ileri birlikleri düşmanla çarpışarak 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi.

Bir gün sonraki sabah da Başkomutan gazi Mustafa Kemal Paşa, İzmir’e geldi.

Bu sıralarda, yenilgiyi zamanında öğrenemeyen ve teslim olmuş komutanlardan emir alamayan, Menderes dolaylarındaki bir Yunan Tümeni de esir edilerek İzmir’e getirildi.

Diğer taraftan, Eskişehir’deki düşmanı geriye atan 3 ncü Kolordumuz Bursa doğusunda direnmek isteyen düşmanı ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu düşman grubunun bir Tümeni, Mudanya dolaylarında esir edildi.

Bir bölümü de perişan bir durumda Bandırma’dan ve Kapıdağ Yarımadası’ndan gemilere binerek kaçtı.

18 Eylül 1922’de Batı Anadolu’da tek Yunan askeri kalmamıştı.

Bu büyük başarılı temizleme işleminden sonra bir bölüm kuvvetlerimiz İzmit’ten İstanbul yönüne, bir bölümü ise Çanakkale’ye yaklaştı.

Türk Ordusu’nun 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’u, böylece kısa bir sürede 200 000 kişilik Yunan Ordusu’nun yok edilmesi ve Batı Anadolu’nun tüm olarak temizlenmesiyle sonuçlandı.

Baştan sona kadar en ince ayrıntılarına kadar düşünülüp hazırlanarak büyük bir yetenekle yönetilmiş ve kesin zaferle sonuçlandırılmış olan bu taarruz, Türk Ordusu’nun yüksek güç ve kahramanlığını bir kez daha tarihe geçiren çok büyük bir eserdir.

Ahmet AKYOL, Yalova, 30.08.2017

Yorumlar (0) / Onay bekleyen (0)

Yorumunuz site yönetimi tarafından kontrol edildikten sonra görünecektir.

Yorum Ekle